“Bi suç örgütü işlettirmediniz kardeşim!”

Herkes hangi ülkede yaşadığının farkına varsın. Artık Türkiye’de öyle zattırı zutturu konuşma devri bitti. Yeni Türkiye farklı bir safhaya geçti. Nerden biliyorsun diye sorarsanız üç gelişmenin altını çizmek isterim.

Birincisi suç örgütü sahibi Sedat Peker’in üniversite okumaya başlamasıdır. Kendisi uzun süredir Karadağ’da bir üniversitede okumaktaymış. Memlekete dönmediğine göre öyle haytalık yapıp dersleri asmadığı, tersine devam zorunluluğu nedeniyle düzenli bir öğrenci olduğu sonucuna varabiliriz. E, derslere devam zorunluluğu olduğuna göre kayıtlı olduğu okul da ciddi bir okul belli ki.

Bakınız, bir suç örgütü sahibiyseniz, öyle okul okumaya falan vaktiniz olmaz. Bu örgütler en başta “hadi ben bi suç işleyeyim” diye kurulmuyor. Bildiğiniz suç işliyorsunuz. İşiniz bu yani. Dizilerden gördüğüm kadarıyla bu suç örgütü sahiplerinin kafalarını kaşıyacak vakitleri olmuyor. Devamlı suç, devamlı suç, hiç durmadan suç… Adamlar eğlenceler düzenleyip partiler verseler de o esnada bile suç işlemeyi, bir takım katakulliler hazırlamayı ihmal etmiyorlar.

Şimdi bizim “Caz Sedat” gitmiş Karadağ’a, örgüt üyeleri burada, “bi suç işlesek, bi suç işlesek” diyerek gözü dönmüş bir halde ortada dolaşırken, “akışkan dinamiği” falan mı çalışıyor yani? Valla benim pek inanacağım gelmiyor ama durum bu. Adam “ben okuyorum kardeşim” diyor. Belki adam makus talihini kırmak istiyor, belki yarın öbür gün memlekete bir tıp doktoru ya da kimyager olarak gelecek; ne biliyoruz? İnsanlar ikinci bir şansı hak etmiyorlar mı kardeşim?

Bakınız bir yanda Sedat Peker işi gücü bırakıp okul okuyor, beri tarafta zaten geçmişte senelerce okumuş, mesleği de suçu önlemek, suçluları cezalandırmak olan cumhuriyet savcılarından biri muhtemelen bir saadet zinciri kurarak meslektaşlarını dolandırıyor. İddiaya göre söz konusu savcı içlerinde hakim ve savcıların da bulunduğu çok sayıda kişiyi ucuz araba ve arsa vaadiyle 12 milyon lira dolandırmış. Aslında dolandırma burada yanlış bir deyim. Zira ucuz araba ya da arsa lafını duyar duymaz bu fırsattan istifade etmek için varını yoğunu ortaya koyan birinin, işi organize edenden daha az dolandırıcı olmamakla birlikte biraz daha düşük zekaya sahip olduğu açıktır. Bu tür durumlarda bir dolandırıcılıktan bahsedilecekse eğer daha akıllı bir dolandırıcının kendinden daha salak dolandırıcıları dolandırdığı söylenebilir. Yalnız iyi dikkat edin, savcılardan hakimlerden bahsediyoruz burada!

Altını çizeceğim üçüncü noktaya gelince. Bakınız suç örgütü sahibi biri, işi gücü (iş+güç eşittir suç) bırakıp okul okumaya gidiyor; mesleği, dolandırıcılık da dahil, suçu önlemek olan biri dolandırıcılığa başlıyor; öte yandan yeni bir polis gücü olarak organize edilen bekçilik müessesesi yeni yetkilerle donatılırken silahlı bir güce dönüştürülüyor.

Güya reis yatmadan önce bekçi düdüğü duymak istediğini birilerine beyan etmiş, bekçilik müessesesi bu yüzden canlandırılmış; ama herhalde “da deyince dama çıkan” birileri adamlara düdükle birlikte bir de silah vermeyi akıl etmiş. Uyumadan önce çocukların masal istemesi gibi bir şey bu: “Uyuyamıyorum masal anlat.”

Reis’inkine ne diyeceğiz: “Uyuyamıyorum düdük çal.”

Böyle bir şey var mı yahu? Hadi var diyelim. Tut bir adam yarı zamanlı çalışsın, sen uyumadan önce öttürsün düdüğü; ne alemi var binlerce bekçi alıp kentlerin dört bir yanında düttürü düttürü gezdirmenin? Üstelik bu işin karşılığı da 5 bin lira da maaş…

Öte yandan istihdam edilenlerin kim oldukları da önemli. Zira bellerinde bir de silah koyulmuş vaziyette. Düdük çalması için işe aldığın adama silah verirsen muhtemelen onu da patlatacaktır ki patlattı da: Arkadaşını vurdu…

Peki “Yeni Türkiye”nin farklı bir safhaya geçmesinin göstergesi olarak bu işin altını neden çiziyoruz ona gelelim: Marx, 1852 yılında Fransa’da bir hükümet darbesiyle kendini imparator ilan eden Louis ‘Bonaparte’ın “kendi partisi ve kendi ordusu” olarak tanımladığı 10 Aralık Derneği’ni anlatırken, derneğin üyelerine ilişkin “geçimlerinin ve hatta kökenlerinin nereden geldiği şüpheli başı boş serseriler, hırsızlar, şarlatanlar ve ne olduğu belirsiz çürümüş, kararsız” bir kitleden bahsetmektedir.

Bonaparte darbeyi yaptıktan sonra bu örgüte ihtiyacı kalmadığında onu lağvetmiş ama bunun karşılığında ordunun kendisini 10 Aralık Derneği’ne çevirmişti.

Şimdi gelin bir kez daha düşünelim, birbirlerini vuran bekçiler Yeni Türkiye’nin farklı bir safhasına işaret ediyor mu etmiyor mu?

Son Haberler

Maradona: Devrimci mi, serseri mi?

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğimiz gibi, Maradona’nın hakkını Maradona’ya vermek ve bu koşullarda, “serseri olduğu gibi devrimciydi de” demek lazım. YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Futbol dünyasından bir...

‘Medeniyet’in rezilliği!

Danimarka milyonlarca vizonu, koronavirüs mutasyonu endişesi ile katletti. Hayvanların cesetleri, gömüldükleri toplu mezardan fırladı!.. RED haber - Danimarka bir vahşet skandalıyla sarsılıyor. Milyonlarca vizon öldürüldü,...

Sıra dünyayı kandırmaya geldi

Türkiye Medrano Sirki'ne döndü. Vaka sayıları bir anda on binlere yükseltildi. Dün dünyayı "vaka yok" diye kandırmaya çalışan AKP iktidarı şimdi "vaka çok" demeye...

Yavru Arınç ‘reisçi’ çıktı

Bülent Arınç’ın AKP İstanbul Milletvekili olan oğlu Ahmet Mücahit Arınç, babasının istifasıyla sonuçlanan kriz sonrası açıklama yaparak, "Benim kabem Tayyip'tir" demeye getirdi... RED haber -...

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...