Bekleyiş…

Hepimizin beklediği gün gelmişti. Geçti… Yine gelecek, daha güzel gelecek… Bekliyoruz…

Bir bekleyiştir hayat. Diğer tüm eylemlerimiz gibi bilinçli bir eylemlilik veya eylemsizlik halidir. Küçükken büyümeyi bekleriz, büyüyünce yapacaklarımız üzerine hayaller kurarız. Okula gideceğimiz günü bekleriz. Okula başlarız. İlk zamanlar her şey yolundadır. Sonraları teneffüs zilini sabırsızlıkla bekleriz. Pazartesiden başlayarak hafta sonu olmasını bekleriz. On beş tatili bekleriz. Akabinde yaz tatilini. Bir süre sonra artık otomatiğe bağlarız. Teneffüs, hafta sonu, on beş tatil, yaz tatili. Okul bir an önce bitsin diye bekleriz.

Bu arada büyümeye devam ederiz. Sınav bekler, sınavdan sınava koşarız. Sınav biter bekleriz sonuç açıklansın diye. Çoğu zaman telaşlı. Bir sevgili yapmışızdır. Ya da aşık olmuşuzdur en platoniğinden. Aşkımızı görmeyi bekleriz her iki durumda da. Sınıfta, teneffüste, mahallede. İş hayatına atılıp çocuk işçi olmamışsak eğer, okumaya devam ederiz. İlk, orta, lise, şansı yaver gidenler üniversite. Önce başlamasını bekleriz. Sonra bitmesini. Hiç bitmesin dediğimiz anlar yok değildir elbet. Ama önemi yok bunların bu yazı içerisinde.

Bekleyen kişi erkekse ‘levılları’ atlama yeteneğine göre, nihayetinde düşmüştür askere. ‘Ne baba ocağıdır, ne ana kucağı ne de peygamber ocağı’. Bekler ki gelsin tezkere. Gelir tezkere başlar iş beklemeye. Bulduysa işi sıra gelir evlenmeye. Standarttır Türkiye’de. Bekle yiğidim bekle. Acelen nereye?

Artık büyüdüğümüze göre sevişebiliriz. “Durun siz sevişemezsiniz!” diyen yoksa, belediye başkanının bilmem kime verdiği yetki ile sevişebilirsiniz. İmam efendinin üfürüğü de gerekebilir keza. Yoksa olur zina. Büyük heveslerle beklenen birleşme gerçekleşir. Sonraları bebek beklenir. Bebek doğar. Bebeğin gazı, oturması, emeklemesi, diş çıkarması, konuşması, yürümesi beklenir. Büyümesi beklenir. Bebek büyümeyi beklerken, biz bebeğin büyümesini beklerken büyürüz. Biz yaşlanırız. Yeni bireyler gençleşir.

Her birey mensubu olduğu ekonomik sınıfın koşullarına göre bekler. İşçi sınıfına mensup bir birey bilinçli olsun ya da olmasın ait olduğu işçi sınıfının ekonomik koşullarına göre bekleme yapar. Sermaye sınıfının mensupları da kendi sınıfının ekonomik koşullarına göre bekleme yapar. Örneğin halk çocuğu okumuş öğretmen olmuştur. Hâlâ atanmayı beklemektedir. Geleceği buna bağlıdır. Ama sermaye kanadında olanlar gemicik yüzdürür ya da maaile bir kaçak ‘saray’a atanır. Bir şeylerin danışmanı olur. Alacağı kaymaklı maaşı bekler.

İnsanlar olarak bekliyoruz. Sermaye sınıfı beklerken elinde kaynak biriktirerek büyüyor. Emekçi halklar ise beklerken acı, gözyaşı, keder, borç ve yanı sıra içten içe yanan bir öfke biriktiriyor.

Sermaye devleti tarafından yapılan baskılar tüm hızıyla devam ediyor. Buna karşılık halktan gözle görülür eyleme dönüşen bir tepki henüz ortada yok. Bu düzenden yorulmuş olan emekçiler, emekliler, gençler, yaşlılar en iyi bildikleri şeyi yapıyor, her zamanki gibi. Bekliyorlar…

Beklerken çektikleri çile ile bileniyorlar. Kimi umutsuzca kimisi umutla bir kurtarıcı bekliyor. Aslında herkes bir kıvılcım bekliyor. Bir öncü, bir cesur yürek, kendilerini sarsıp uyandıracak bir hareket, korkuyu yırtıp atacak olan bir el bekliyorlar.

Görevi topluma yol göstermek olanlar ise kendiliğinden çıkacak bir hareket bekliyor. Beklemek bazen meyvelerini verir. Bazen tamamen bekleyenleri tüketir.

Şimdiki bekleyişin sonu ne olacak, hep beraber göreceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here