Artistik/Akademik Ortam Mühendisliği

Boğaziçi Üniveristesi’nin yeni ‘Rektör’ü Nuri Alço…

  • ZAFER ERCAN

Biz “aşmış” insanlarız, kişilerle uğraşmayız; nitelik üzerinden hareket ederiz. Bu bağlamda da Boğaziçi Üniversitesi’ne (BÜ) rektör olarak atanan kişilerin dinlerinin, renklerinin, ırklarının ya da cinsiyetlerinin neler olduğu bizler için önemli olmayacaktır. Önemli olan, üniversitede rektörlük yönetiminin ortaya koyacağı eylem süreci ve bunun sonucunda ortaya çıkartılacak eserin niteliğidir.

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Melih Bulu’nun, “Üniversiteyi ilk yüze sokacağım” açıklamasını okuyunca, üniversiteyi artis/artiz yapacağı ve bunun için de uygulayacağı en uygun eylem planının, Nuri Alço Eylem Teorisi’ne uyumlu olacağı üzerinden, sunuşa Nuri Alço’yu ekledim.

Genç okurlar bilmeyebilir, Nuri Alço, hiç tecavüz etmemiş bir tecavüz emekçisidir.

Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasına karşı çıkılan temel gerekçelerden biri, dışarıdan atanmışlık. “Dışarıdan rektör istemiyoruz” sloganıyla atamayı protesto eden öğretim üyeleri, kendilerinin dışardan olmadıklarını, yani içeriden olduklarını varsaymaktadır.

Karşıtlık konusunun genel çerçevesini ‘içeriden’ ve ‘dışarıdan’ üzerinden belirlemek çok çirkin, niteliksiz ve ırkçı bir yaklaşımıdır. Bu tavır, Aziz Sancar’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanma durumunda içten içe, “Adama bak ya, annesinin babasının okuma yazması yok, başımıza rektör oldu” tavrına bile evrilebilir.

Melih Bulu rektörlüğe atanmasının hemen sonrası ‘Merhaba Boğaziçi’ başlıklı bir açıklama yaptı. Bu açıklama Bulu’nun rektör olmaması için yeterli gerekçeler içermesine karşın, BÜ öğretim üyeleri bunun farkına varamamış, ‘dışarıdan olmaz, dışarıdan olmaz’, diye tutturmuşlar ve buna devam etmektedirler.

Bu açıklamanın birinci maddesinde BÜ’ni ilk yüze sokacağını ifade eden Bulu, üniversiteyi sıralamaya sokulacak artistik mekan ve öğretim üyelerini de sahnede şarkı söyleyecek şarkıcılar olarak algılıyor. Üniversiteler, Dünya Güzellik Yarışması gibi yarışmalarla sıralamalara sokulamaz, bu bir amaç olamaz.

Açıklamanın diğer maddeleri de, performans, vizyon, misyon, inovasyon gibi çer çöp ifadelerle doldurulmuş, ama allahtan ‘politically correct’ gibi bir ifadeye yer verilmemiş. Bu rezil bildiri, yırtılıp atılmalıydı.

Öğrencilerin yaptığı ‘Yuh Yuh’lu protestoda yer alan ‘Üniversiteyi de şirket sananlara yuh’ ifadesi, olması gerekenin ne olduğunu öz bir şekilde açıklıyor. Bu, Bulu’nun neden rektör olmaması gerektiğini anlatmak için yeterli bir nedendir ve diğer bütün detaylar bunun üzerine kurgulanmalıdır.

Melih Bulu ve onu rektör atayanlar, yapılan işlemleri, yasal olma düzleminden savunuyor, daha doğrusu dayatıyorlar. Yasal olduğu doğru da, bu yasallığın üniversitenin yazılmamış yasalarıyla uyumlu olup olmadığı esas sorundur.

Genel anlamda ‘yasa’ üniversite düşmanı olan bir kavramdır. Başka yasal işlemler de yapılmaya gebe olabilir. Örneğin, BÜ 49 yıllığına Katarlılara kiralanabilir ve Katarlılar da üniversite hocalarına ayda 10 bin dolar üzerinden ‘ahlaksız teklif’te bulunmaya cesaret edebilir. Böyle bir teklif, bugünlerde akademik teşvik adı altında, ”Şundan 1.2, bundan 3.4 puan alınıyormuş. Şu anda puanı 29.30’da kalmış, 0.70 puan daha alırsam akademik puan teşvik puanı tamamlıyorum…” biçiminde üniversite hocalarının formatlandığı ve önlerine kemik parçalarının atıldığı bir ortamda karşılık da bulabilir, tetikte olmak gerekir!

BÜ’nin rektör Melih Bulu’yu protestosu sürecinde üniversiteye polis çağrılmış olması hiç şaşırtıcı bir durum değil. Değil üniversiteye polis çağırmak, bugün üniversiteler polis yetiştiriyor, polis okullarından farkı yok.

Daha da ötesi, üniversitelerde yapılan soruşturma sayılarına ve soruşturmacı olarak görev alan hocaların istekliliğine bakıldığında, üniversiteler polis karakollarını çağrıştırıyor.

Bu bağlamda, Yunus Bakihan Çamurdan, bu konuya “Devlet üniversitelerinin asli görevi polis adaylarına diploma vermek değil mi? Boğaziçi’nin ne ayrıcalığı var?” biçiminde vurgu yapıyor. Hele bir de vakıf üniversitelerimiz var ki, bunları Çamurdan, “Vakıf üniversitelerinin amacı organize şekilde keriz silkelemektir” diye tarif ediyor. Buna kim itiraz edebilir?

Üniversitelerde eğitim ve araştırma anlayışı tam bir batakhanedir. Örneğin, “6 diplomadan 1 tanesi sahte ise 5 diploma gerçektir” çıkarımında buluna Hamza Yerlikaya’yaya matematik alanında doktora diploması rahatlıkla verilebilir.

Ya da beş yıl önce, “Yılda 4 milyon 500 bin dedektör üreteceğiz. Bu dedektörlerin her biri yurtdışında 4 bin avrodur” diye açıklama yapan Nüükler Radyosyon Dedektörleri Araştırma ve Geliştirme Merkezi (NÜRDAM) başkanına, “Bahsedilen dedektörler neden hâlâ üretilmedi? diye sorulduğunda verilecek yanıtın niteliği, “Ya, alarmı kurmamışım, sabah uyanamamışım. O nedenle üretim aksadı” şeklinde olabilir. (Bu arada NÜRDAM başkanı ODTÜ rektörlüğüne aday olmuş ama seçilmemiş. Bu fırsatla, ODTÜ camiasına geçmiş olsun diyorum.)

Türkiye’de üniversitelerin niteliği bu tür benzetimler üzerinden tariflenebilir.

Üniversitelerin bu bataklıktan kurtulması için şöyle bir yol denenebilir:

Üniversiteden ayrılmak isteyen hocalara aylık 10 bin dolar maaş bağlanacak, kalmak isteyenlerin maaşı yarı yarıya düşürülecek. Ayrılanlar, üniversiteye en fazla 5 km kadar yaklaşabilir. Boğaziçi Üniversitesi’nin herhangi bir tecavüze uğramaması için de Melih Bulu’ya 4 yıl boyunca aylık 20 bin dolar maaş teklifi önerilebilir. Bu para üniversite hocaları tarafından oluşturulan bir fon vasıtasıyla sağlanabilir. Yoksa, hocaların Melih Bulu’ya arkalarını dönmeleri sonuç vermeyecektir.

Bu fırsatla: Boğaziçi Üniversitesi öğrenci topluluğu beni iki kez konuşmaya davet etmişti. Bu konuşmamın ikincisi, aşırı yorgunluk ve uykusuzluk nedeniyle tam bir rezaletti. Bu konuşmayı hatırladıkça utanıyorum. Bu nedenle, bana güvenip konuşmaya davet eden topluluğa beklenen konuşmayı yapamadığımdan dolayı, topluluktan özür diliyorum. Olası bir başka birliktelikte, Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak sloganını öyle bir inançla, öyle bir içtenlikle, öyle bir çoşkuyla atalım ki, bu slogana bütün içtenliğiyle Melih Bulu’da katılsın ve Melih Bulu, Melih Bulu’yu protesto etsin!

Bu son satırları yazarken çok daha heyecanlandım, heyecanımı, Boğaziçi Üniversitesi  burjuvaları ve sempatizanları için uyarı niteliğinde olabilcek, Troçki’nin aşağıdaki kararlılığıyla bitirelim:

“Sadece burjuvazi için parlayacaksa, güneşi de söndürürüz!”

Son Haberler

İzmir’de niye sel olur?

Depremlerin arka arkaya sarstığı İzmir, bir de su baskınlarıyla uğraşıyor. Bu nasıl bir şehir plancılığıdır, Şehir ve Bölge Plancısı deneyimli bir uzman isyan ediyor. ...

“Nedim beni konuşturmasın…”

CHP'li Özgür Özel, sosyal medyada Süleyman Soylu ile bir olup "al gülüm ver gülüm" kendisine saldıran Nedim Şener hakkında ağır ithamlarda bulundu. RED haber -...

“Ahlaksız sizsiniz!..”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş konuştu: RED TV - "Artık TBMM'nin bir LGBTİ bayrağı var!.." "Sizin atadığınız kayyum rektörü Boğaziçi'nin kedileri bile istemiyor!.." "LGBTİ...

Bıçak kemikte!

İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Eskişehir, Antalya, Bursa, Samsun, Adana ve Edirne'de halk sokağa çıkıyor. Polis şiddetine, kayyumlara, gözaltı ve tutuklamalara karşı her yerde anayasal...

İzmir’i sel de vurdu

RED TV - Depremlerle sarsılan İzmir, dün gece yağan yağmurun ardından bu sabaha da selle uyandı. Kentte trafik felç oldu. Çalışanlar işlerine gidemedi. https://youtu.be/48Gsbd_fw9E