Arsène Lupin, Sülün Osman ve de Polat Alemdar

Dün yaşamımda ilk defa oturup bir Fransa cumhurbaşkanının “ulusa sesleniş”ini dinledim. Üşenmedim,“bakalım beni ikna edebilecek mi” diye düşünüp, biraz da tabii daha iyi anlayabilmek için ikinci kere dinledim ve açıkçası somut ne önerdiği konusunda hiçbir şey anlamadım.

Birisi şimdi bana “bu adam ne dedi” diye sorsa yanıtım büyük olasılıkla “hiç bir şey demedi, lafı çevirdi durdu” biçiminde olurdu. Cumhurbaşkanı bir şeylerin sorumluluğunu üstlendi, biraz özür diler gibi bir şeyler söyledi ama nelerin sorumluluğunu üstlendi, ne için özür diledi, gerçekten özür diledi mi yoksa lafı mı dolaştırdı, açıkçası anlamadım.

Konuşmanın yaklaşık altıncı dakikasında “Fransa’da insanların maaşlarıyla onurlu ve iyi yaşaması mümkün olmalıdır” gibi yuvarlak bir cümle kursa da bunun anlamını açıklamadı. Onurlu ve iyi bir yaşam Macron’un kendisi için ne anlama gelir, ülkenin dört bir yanında yaktıkları ateşte ellerini ısıtan sarı yelekli insanlar için bunun ne anlamı nedir bilmiyoruz. Onurlu ve iyi yaşamanın ekonomik boyutunun ne olduğu da söylenmedi. Bunu sağlamak için neler yapacağı konusunda da bağlayıcı hiçbir şey söyleyemedi zaten. Çalışanlara işverenlerin ödeyeceği bir primin vergiden muaf olması gibi biraz daha somut gibi görünen bir cümle geveledi ancak kendisini işveren diye niteleyen şahısları buna nasıl ikna edeceğini açıklayamadı.

Peki konuşmada somut hiçbir şey yok muydu? Elbette ki vardı. Örneğin lafa konuşmanın daha 22. saniyesinde sarı yeleklilerin uyguladıkları şiddetin cezasız kalmayacağını söyleyerek başladı. Ardından polise karşı uygulanan inanılmaz şiddetin asla özrü olamayacağını belirtti. Bu cümle eylemlerin başlangıcından bu yana sokaklarda gerçek bir terör estiren polislere verilmiş bir açık çekti. Bu cümle “tosuncuklarım istediğinizi yapın” cümlesinin biraz süslenmiş bir versiyonuydu ki, bu yanıyla bayağı da somut bir cümleydi.

Konuşmanın ikinci dakikasında Cumhurbaşkanı bir somut açıklama daha yaptı ve vergi arttırımlarının önümüzdeki senenin ortalarına kadar ertelendiğini açıkladı. Bu da son derece somut bir cümleydi. Fiyatların yaklaşık altı ay süreyle büyük artış göstermeyeceği anlamına geliyordu. Yasanın önümüzdeki altı ay içerisinde, diyelim ki Fransa ulusal futbol takımının çok iyi oynadığı bir maçın hemen sonrasında, belki üniversite ve liselerin de tatilde oldukları bir dönemde, hatta belki önümüzdeki bahar aylarında, tam da paskalya bayramının ortasında, muhaliflerin kolayca harekete geçemeyecekleri bir anda meclis gündemine getirilmeyeceği anlamını içermiyordu ama.

Fransız Cumhurbaşkanının toplam on üç dakikalık laf kalabalığının yedinci dakikasının sonlarında söylediği son derece somut bir cümle daha vardı ki bu cümle belki de şahsın gerçek misyonunu en iyi yansıtan en somut cümleydi. Büyük sermayenin vergi yükünün hafifletilmesi konusuydu bu ve Cumhurbaşkanı sözcüğü sözcüğüne “eğer zenginler giderse çalışacak işyeri kalmaz” biçiminde bir cümle kurdu. Bardağı taşıran son damlanın aslında benzine koyulan vergiden çok, sermayeden hafifletilen vergi olduğunu düşünürsek, olayları tetikleyen etkenin hız kesmeksizin devam edeceğini de görebiliriz. Bu cümlenin içinde gizlenen bir gerçek, isyanın önümüzdeki dönemde ya devam etmesinin ya da çok kanlı bir şekilde bastırılmasının kaçınılmaz olmasıdır.

Fransa tarihinin en büyük ayaklanmalarından birisi 1968 olaylarıdır. Fransa somutunda olayların durulması da işçilerin aldıkları büyük maaş zammının ardından sokaklardan çekilmelerine ve sistem değiştirme gücüne sahip olmayan öğrencilerin sokaklarda yalnız kalmalarına bağlanır. Doğru bir tespittir bu ve sorun da bu noktada yatmaktadır. Özellikle de Fransa’da krizle boğuşan sistemin bir yandan sermayeyi ülkede tutarken, bir yandan da halka ikna edici bir gelir artışı sunma lüksü kalmamıştır. Macron’un dün akşamki konuşması da bu çaresizliğinin sözcüklere tercüme edilmiş halidir. Macron’un konuşması kendisinin temsilcisi olduğu sistemin çözümsüzlüğünü içerdiği gibi aynı zamanda çözümün aslında şu anda var olandan başka bir sistemde olduğunun da itirafıdır.

Neden Arsène Lupin?

Nedenini ben de bilmiyorum.

Maurice Leblanc’ın romanlarıyla aynı adı taşıyan hırsız karakteridir Arsène Lupin. Kibar bir hırsızdır, iyi giyinir, güzel kadınlarla birlikte olur, iyi içkiler içer, klasik müzik dinler, sanatsal konularda konuşur. Bir ihtimal senaryo yazarı olarak mesleki bir alışkanlıkla karakterleri farklı sahnelerde hayal ettiğimden, Emanuel Macron’u dinlerken Arsène Lupin’i düşündüm.

Arsène Lupin asla yakalanmazdı ama, bir hırsızlık işi sırasında suçüstü yakalansaydı aynen Macron gibi konuşurdu” diye düşündüm. Sinirlerine son derece hakim bir adam, gülümseyen ve hatta yakışıklı bir yüz, tane tane konuşulan, edebi açıdan doğru kurulmuş güzel cümleler…

Bu konuşmanın sonrasında yanan şömine ateşinde güzel bir Fransız şarabı ya da şampanyası içmiş, klasik müzik dinlemiş ve hatta sanatsal bir şeylerden söz etmiş bile olabilir.

Tıpkı kibar hırsız Arsène Lupin gibi.

Sonra bu sahne için Türkiye’den bir hırsız tiplemesi aradım. Önce bulamadım, sonra Sülün Osman geldi aklıma. Bir öykü karakteri değil bu. Etiyle kemiğiyle yaşamış somut bir adam. Üçkağıtçı da olsa kendisini birilerine benzetip hakaret etmek istemedim adama. Sonunda kenar mahalle mafiozlarının ilahı Polat Alemdar tiplemesi geldi aklıma. Hırsız olmasa da, geçimini neden temin ettiğini benim pek anlamadığım, büyük bir olasılıkla da mafyatik işlerle uğraşan bir karakter bu. “Aynı durumda cumhurbaşkanı olsa o nasıl davranırdı” diye sordum kendime. Tıpkı Gezi döneminde kendisini kaybedip çevresine tükürükler saçarak “Çevreciliği sizden öğrenecek değiliz! Biz çevrecinin daniskasıyız! Biz psikolojiden de anlarız sosyolojiden de!” diye bağıran dönemin kara cahil başbakanını anımsadım.

Ne diyelim, her toplum kendi roman karakterini ve kendi cumhurbaşkanını kendisi yaratıyor. Bu arada belirtmeden de geçmeyelim: Kibar da olsa Arsène Lupin de sonuç olarak bir hırsızdı. Yaptığı iş de özünde ne Polat Alemdar’dan ne de Sülün Osman’dan çok daha farklı değildi. Sonrasında şampanya içip klasik müzik dinlemesi, ayran içip arabesk dinlemesi ya da attan düşmesi işin sadece küçük bir detay kısmı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here