Gazete REDAnadolu’da bir canavar var!

Anadolu’da bir canavar var!


Sivas katliamını en iyi anlatan görüntüler… Şimdi bu aşağılık sürü tüm ülkeye yaılmış durumda… Çünkü onlara gerçek bir ceza hiçbir zaman verilmedi.

İnsanlığa karşı suç işleyenler genelde büyük bir gizlilik içinde işler ve kanıtları yok etmek için ellerinden geleni yaparlar. Sivas katliamcıları ise ‘uluorta’ yaptılar yaptıklarını…

Büyük insanlık suçları genelde özel olarak öğreti aşılanmış ya da özel emir almış kişi ya da küçük gruplar tarafından ya da ‘hasta’ tabir edilen kişilerce işlenir. Sivas katliamcısı ise ‘sıradan’ insandır ve olay olağanüstü kitleseldir. Arkadaşın, eşin, hısmın, akraban, komşun, meslektaşın, köylün, mahallelin, müşterin, alışveriş yaptığın esnaf, iş ortağın… koca bir şehrin hepsi oradaydı.

Olay sıransında sevinç histerisine tutuldular ve başka bir ruhsal boyuta geçtiler. Hınçlarından simgeler bile payını aldı. Pir Sultan heykelinin gözünü oydular. Düpedüz yamyam dansıdır olay.

Anlık öfke ve hareket değildir Sivas katliamı. Ellerinde benzin bidonlarıyla geldiler otelin önüne. Düşünülmüş bir harekettir.

Oteli ateşe verirken hiç kaygılanmadılar, içeridekilerin hepsi bizim hedefimizdeki insanlar mı, orada ilgisiz biri var mı diye. Şenlik yapar gibi çaktılar kibritleri.

Suçlular zamanla yaptıklarının doğruluğunu sınar ve yer yer pişmanlık belirtileri gösterir. Sivas katliamcısı ise olağanüstü bir haklılık duygusu içinde hareket etmiştir ve hala en ufak bir pişmanlığı yoktur.

Anadolu’da işte böyle bir canavar var…Bin yıldır önüne geleni yutuyor. Bu toprakların en önemli gerçeğidir bu.

HDP’li Aysel Tuğluk’un anesinin cenazesine de benzer bir yamyam sürüsü saldırmıştı…

Tek bir kelimeye bakıyor harekete geçmesi: “Din elden gidiyor! -falanca mahalledekiler kutsalımıza söz söylemişler – filancalar ibadethanemizi kirletmiş…” Sonra taşkın su gibi önüne kim gelirse götürüyor…

Provokasyona gelen adam en fazla vurur öldürür. Fakat sevinç histerisine tutulmaz. Onun için provokasyon gibi bir kelimeyle açıklanamaz Sivas katliamı. Ancak katliamcının kafasındaki köklü öğretisel zeminle açıklanır. Medrese eğitimidir bu zemin.

Sivas katliamı Anadolu sağı gerçeğinin ta kendisidir. İşte bu canavar cehalettir, bu ülkenin kara vebasıdır.

70 yılın sağ iktidarları bu canavar cehalete yaslanarak ülkenin başına yılan gibi çöreklendi. Ellerindeki her türlü araçla beslediler, büyüttüler bu canavarı.

NATO bu canavarın yardımıyla baştan başa üslerle geçti ülkeyi. Emperyalizm bunları aparat olarak kullanarak sindirdi bütün karşıtı güçleri. Nerede bir eşitlik, aydınlık, özgürlük, bağımsızlık, adalet talebi varsa bu canavarın iplerini çözüp saldılar üstüne.

Avrupa Birliği bu canavar cehaleti kullanarak ülkeyi açık pazar ve ucuz işgücü kaynağına dönüştürdü.

Salyalı mütteahhitler bu canavara dayanarak betona gömdü ülkeyi. Sermayenin sosyetik İstanbullusu da, badem Anadolulusu da bunlar sayesinde bütün kanını içti ülkenin.

Fesli manyaklar, cüppeliler bu canavara oynayarak yapıyor bütün soytarılıklarını. Jet Fadıllar, deniz feneri, çiftlikbank hepsini var eden bu canavar cehalettir işte.

Kurtuluş savaşında Ankara hükümetine karşı onlarca kere bu canavar ayaklandırıldı. Yunan’dan, İngiliz’den çok bunlardan çekti Mustafa Kemal.

1915 kırımlarında bunlar en öndeydi. 6-7 Eylül olaylarında azınlıkların mahalleleri yakılırken bunlar. Terzi, kunduracı, mobilyacı, lokantacı, derici, kürkçü, kuyumcu, saatçi onca meslek erbabı bunlar yüzünden kaçtı gitti ülkeden. 74’te Kıbrıslı Rumların malları yağmalanırken, kızlarına tecavüz edilirken gene bunların ruhu geziyordu adada. (Kıbrıs gazisinin birinden dinlemiştim tecavüz olaylarını. Burada yeri geldi yazıyorum.)

Ne zaman üç kişi bir araya gelseler akıllarına hemen linç gelir. Maraş, Çorum olayları da diğer başlıca kalkışmaları.

En son 15 Temmuz’da çıktılar ortaya. Asker ölüsü üstünde tepindiler. Subay lojmanlarının kapısına dayanıp bunların karıları bize helaldir diye höykürdüler. Hepsi kazındı hafızalara. 15 Temmuz sonsuza dek bu görüntülerle hatırlanacak.

Ne yaptılarsa gönül rahatlığıyla, şevkle yaptılar. Çünkü karşıdakiler kutsal metinlerine göre boğazlanması gereken ‘ötekiler’di. Çünkü onlar gibi inanmayan, toplumlarının saflığını bozan pisliklerdi. Canı, malı, namusu helaldi. Tanrıları vermişti icazeti. Dahası ödül vaat ediyordu.

Naziler bile bunlardan daha insandır. Yaptıklarının ‘kötü’ olduğunu bilirler fakat güzel bir gelecek için mecburen yaptıklarını iddia ederek kendilerine zemin oluştururlardı. Bunlar bahane üretmekle uğraşmaz bile. Bahane zaten kitapta yazıyor.

Her seçimde bunların istediği oldu 1950’den beri. Niteliksizler ama çoğunluktalar çünkü. Desteklemedikleri kimse başa geçmedi. Dünyanın en kalabalık politbürosudur bunlar.

Ekonomi, döviz kurları, tarım, sanayi, yargı, akademi, savunma, istihdam….herşeyi yerin dibine batır sonra bunların ağzına bir parmak başörtüsü, bir parmak ezan çal…senden büyüğü olmaz artık.

Sonra aç kalır, yoksul kalır ve öfke büyür içinde. Ama öfkesini koşullarını oluşturana yöneltmez. Gider garibanın garibanı Doğulu tarım işçilerine saldırır. Gider küpeli erkeği döver. Gider Aziz Nesin’i yakmaya kalkar! Yönsüz, kör, kolay işletilebilir bir öfkedir bunların öfkesi.

Çoğu mesleksizdir. Çekirdekten yetişirlerse bir şeylerin ucundan tutabilirler. En iyi bildikleri iş esnaflıktır. Biraz daha sinsileri akp müteahhidi olur. Beş tane element say desen sayamaz. Ama ikinci el otomobil pazarlığı yapsan sana pabucunu ters giydirir. Çünkü ömür boyu o yönde geliştirmiştir beynini.

Hiçbiri bir gün büyüğüne karşı çıkmamıştır hayatında. İtaati, minneti, kulluğu erdem sayarlar. Zekadan anladıkları eksik tartmak, çürükleri alta tıkıştırmaktır. Güven istismarını uyanıklık sayarlar.

İç gruplarından olmayan herkes hayvandır bunlar için. İstersen ampülün mucidi ol. Gözlerinde bir kuruşluk değerin olmaz. Gene sintine edilmesi gereken bir pislik olursun. Kaç rekat namaz kıldığındır önemli olan.

Sayı saymayı bilmezler ama kendilerinden başka herkese tepeden bakarlar. Su gibi Fransızca öğreneceğine dilini anlamadığın kitabı ezberleyip mırıldan. O zaman bir değerin olur.

Ne diyordu püsküllü deli? “Keşke Yunan galip gelseydi de şeriat ve hilafet kalsaydı.”  Deli deyip geçmeyin. İçinde çok tutarlı bir mantıktır bu. En önemli şey hilafet ve şeriattır bunların beyinlerinin karanlık kıvrımlarında. İşgal edilmiş ülken, sömürgeye dönüşmüş, önemli değil. İşgalci bacısının üstünden geçiyormuş o da önemli değil. Şeriat olsun yeter ki. Hilafet olsun, ezan gümbür gümbür okunsun camilerden, gerisi tali problemdir. Zaten asıl olan da bu dünya değil öbür dünyada kurtuluştur. Onun için bir Alman’ın onda biri kadar değer üretememek de önemli değildir.

Hegemon güç olmaya özenirler. Bunun için bildikleri tek yöntem güçlü lider evresinde kenetlenmek, karşı çıkanı da hain ilan edip katletmektir. Üretim sektörünü, eğitimi geliştirerek büyümek akıllarına gelmez.

En soylu ırk onlardır. En şanlı tarih onların tarihidir. En güzel din onların dinidir, gerisi yalandır, sapkınlıktır. En güzel vatan onların vatanıdır. En kahraman ordu onların ordusudur. Yanlarında bunlarla çelişen bir şey söylemeyin sakın. Zebani görmüş gibi gözleri büyür!

Bunların oyunu almak için 5-6 anahtar kelime bil yeter; ezan, bayrak, vatan, din, iman, içimizdeki hainler, dış mihraklar…bunların dışına çıkma sakın. Havanı alırsın.

Aziz Nesin Sivas katliamını anlatıyor…

Kemalistler imparatorluğun son zamanlarının deneyimleriyle iyi tanıdılar bu canavarı. Fakat kısa zamanda yok etmenin olanaksız olduğunu biliyorlardı. En azından ülkenin kaderini etkilemesine karşı mekanizmalar geliştirmeye çalışalım dediler. Sonrası laiklik, cumhuriyet…

Eski rejim generalleri bunlar kendi kendini yönetemez, seçimden, cumhuriyetten anlamaz…dikkat etmezsen padişahlığa dönerler diyorlardı. İnanılır gibi değil ama haklı çıktılar. Kübizmden ekspresyonizmden söz eden bir yığın cins şu kadar çözemedi bu toplumu.

Cumhuriyetin genetiğine işlemiş eskiye dönüş korkusu yerinde bir korkudur, kemalizmin cehaletle savaş vurgusu çok yerinde bir vurgudur. Altında acı tarihsel deneyimler yatar.

Boğaziçi kampüsü değil Anadolu. Bir iki liberali göndereceksin yobaz bir ilçedeki kahvehanelere, orada saçsın bakalım şebekliklerini, çok kültürlülük, entegrasyon, küreselleşme diye. Hepsini kalın bağırsaklarına geri tıkarlar adamın. Hiç birinin bir program önermişliği yoktur bu canavarı ıslah için. Ama hedefleri Avrupa Birliği üyeliğidir! Sen ortaya getirsen sana tepeden inmeci derler, jakoben derler.

Her kim bu cehalet canavarını defedip ülkenin önünü açmak için bir program önermeden özgürlük, demokrasi, çok seslilik, küreselleşme, kalkınma, gelişme vs. gibi kavramlarla siyaset yapıyorsa bilin ki o bir siyaset kalpazanıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,980BeğenenlerBeğen
16,900TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol