Allah şu Troçkistleri bildiği gibi yapsın!

TKP lideri Erkan Baş Twitter hesabından Metin Çulhaoğlu’nun İleri Haber’deki yazısını “Çok iyi yazı, mutlaka okuyun…” notuyla paylaşınca beni ister istemez bir merak aldı. Hayır, yazının başlığı da çok ilginç: Troçkizm, aydınlar ve tarihsellik!

İnsan ister istemez tahrik oluyor ve derhal yazıyı okumaya başlıyor…

Sonra?..

Sonrası bir hayal kırıklığı… İki bakımdan: Birincisi, Metin Çulhaoğlu’nun yazılarını genellikle beğenerek okurum ve söylediklerine katılmasam da en azından kafamda tartışacağım bir zemin yaratır. Bu yazıyı ise niye yazdığını bile anlamadım. İkinci hayal kırıklığı ise, Erkan Baş’ın söz konusu yazıyı “Çok iyi yazı” diye tezahüratla takdim etmesiydi. Enteresan!..

Metin Hoca, Troçki’nin bir Stalin ajanı tarafından öldürülmesinin –o ‘Troçki cinayeti’ diyor- yıldönümü olduğunu belirterek yazısına başlıyor, tarihsel bir örnek olarak ‘New York entelektüelleri’ni ele alıyor ve şöyle diyor:

“New York entelektüellerinin önemli bir kesimi yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimi içinde inanılması güç bir değişim geçirmiştir. Önce Marksizm ve Troçkizm, katı bir anti-Stalinizm, ardından anti-sovyetizm…”

Metin Hoca “New York entelektüellerinin hepsi olmasa bile önemli bir kesimi Troçkisttir” diyerek, bunların daha sonra ABD hakim ideolojisinin nasıl baş tacı edildiğini yazıyor. Konuyu orasıyla sınırlamıyor, “Balığın kokmaya başladığı bir yer olması gerekir. ‘Baş’ değildir, ama balığın kokmaya başladığı yer her zaman ve her yerde aydınlar olmuştur. Daha doğrusu, neyi savunduğundan, hangi düşünceyi benimsediğinden önce, aydının bizatihi kendisi…” diyor.

Troçki’nin ölüm yıldönümüne gönderme yapılarak başlayan bir yazı var, ‘dönekleşmiş’ aydınlardan söz ediliyor ve bunun Troçkizmle sınırlı olmadığı anlatılıyor, aydınların dönekleşmeye teşne olduğu belirtiliyor ve yazı halihazırda Türkiye’deki ‘liberal’ aydının da aynı soydan geldiğini söylüyor…

İyi de, bunları söylemek için ‘Zaman Makinesi’ne binip ta 1950’lerin New York’una gitmeye ne gerek vardı? İnsan o tür astral seyahatleri daha enteresan zamanlar ve destinasyonlar için kullanabilir… Metin Hoca, şu an sahip çıktıkları TKP’nin son ‘Genel Sekreter’ine şöyle bir dönüp baksaydı, çok daha enteresan bir ‘aydın’ manzarası resmedebilirdi. Zavallı, Doğu Almanya’da geçirdiği TKP memuriyeti hayatını ‘Genel Sekreter’ olarak taçlandırmış ve fakat en sonunda CIA’nın operasyon gazetesi Taraf’ta maaşa bağlanmıştı… Yine orijinal TKP’nin son Merkez Komite üyelerinden Zülfü Dicleli’nin Cem Boyner’le parti kurması, haydi bunu bir kalem geçtim, Türk burjuvazisinin en gerici kurumu olan MESS’in hizmetine girmesi “balığın baştan ve aydınlardan kokması” konusunda müthiş bir örnek değil midir? Ya da Yetmez Ama Evet’in şampiyonu Oya Baydar ve kıymetli eşinden söz etsek daha hoş örnekler olmaz mıydı?

Şimdi haksızlık etmeyelim. Bugün TKP ismi etrafında tartışmalar sürse de, Metin Hoca esasen TİP geleneğinden geliyor. Bizim kuşakta TİP’in gençlik yıldızı Yasemin Çongar’dı. CIA’nın operasyon gazetesi Taraf’ı o idare etti. Refakatçisi Ahmet Altan’ın muhterem pederi de TİP’in önde gelenlerindendi, malum. Sülalecek gelmiş oldukları hal ne hazindir…

Şimdi şöyle bir hafızamı yokluyorum da, kendi sınırlı çevremde resmi KP’ler ve Stalinizm geleneğinden olduğunu bildiğim ne çok dönek, pespaye tip tanımışım…

Pek çok tanığı olduğu için söylemekte beis duymuyorum. 1989’da, bendeniz henüz Troçkist olmuş iken, Ankara’nın DAL işkencehanesine düşüp açlık grevine başlamıştım; TİP’in YARIN dergisi çevresinin aday gösterip de ODTÜ Öğrenci Derneği Başkanı yaptığı bir şahıs hücremin kapısına elinde bir ‘Tadelle’ olduğu halde polisler tarafından getirilmiş, açlık grevini bırakmamı istemişti. Elinden ‘Tadelle’yi alıp ambalajıyla birlikte ağzına sokmuştum…

Hayat…

***

Şimdi, ne lüzumu varsa, ‘Zaman Makinesi’ne atlayıp bir daha 1950’lerin New York’una gidelim, hep beraber…

Metin Hoca’nın yazısında söz ettiği Sidney Hook mesela, Moskova’da Marksizm Leninizm Akademisi’ne devam etmiş, Amerikan Komünist Partisi’ni desteklemiş, daha sonra bu Stalinci partiden kopmuş bir adamdır. Troçki’nin, Stalincilerin kendisine yönelttiği suçlamaları yanıtladığı Dewey Komisyonu’nda asistanlık etmiştir. O kadar…

Diğerlerinin Troçki’ye yakın fikirler savunmuş bir gençlik çevresinden olduğu söylenir. Birer ‘Troçkist militan’ olarak kıymeti harbiye sahibi değildir hiçbiri. En fazla ellerinde Tadelle ile dolaşmaktadırlar.

Lakin ille de ABD’deki ‘skandal’ Troçkist döneklerden söz etmek isteyenlere daha iyi iki isim vereyim, bundan sonra onlar üzerinden tartışsınlar: Max Schachtman ve James Burnham… Lakin bu iki isim de Troçki liderliğindeki Dördüncü Enternasyonal’in Amerikan seksiyonu SWP (Sosyalist İşçi Partisi) içinde esasen birer ‘hizip lideri’ olarak yer aldı. Zira emperyalizmle Sovyetler Birliği arasında bir çatışma olduğu takdirde Sovyetler’i ‘savunmamak’ gerektiğini öne sürüyorlardı.

Dördüncü Enternasyonal’in Sovyetler Birliği’ni emperyalist dünyaya karşı savunma politikasını reddeden ve giderek Marksizmden kopan bu hizbe karşı, Troçki, ömrünün son yıllarında büyük bir mücadele verdi ve –kaba bir tabirle- bu hizbi Dördüncü Enternasyonal’den attı! Bu büyük mücadele, yani Stalinizm tarafından yozlaştırılımış bile olsa altyapısı bir işçi devleti olan Sovyetler Birliği’ni savunma mücadelesi, Kardelen Yayınları tarafından ta 1992’de basılan Marksizmi Savunurken adlı kitapta tüm ayrıntılarıyla yer alıyor. Troçki’nin en önemli eserlerindendir ve Metin Hoca da okumuştur kanımca…

***

Gururla söylemeliyim, Arjantinli devrimci Nahuel Moreno tarafından kurulan hareketimiz Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal, tarihin şu ya da bu döneminde hatalar yapsa da, esas olarak ağır diktatörlük süreçleri yaşayan Latin Amerika ülkelerinde örgütlü olmasına ve yüzlerce militanını işkencelerde, silahlı mukavemet hareketlerinde yitirmesine rağmen içinden tek bir hain çıkmamıştır.

Şimdi, demem o ki, sosyalizm karşıtlığı, döneklik, ihanet tarihi bakımından dünyanın çeşitli ülkelerine yayılmış resmi komünist partiler son derece zengin örneklerle doludur. Bunun için kimsenin Troçkist mahallede büyüteçle sümüklüböcek araması gerekmez.

Bunun son derece dostane bir uyarı olarak kabul edilmesini rica edeceğim…

M. Çulhaoğlu’nun yazısı için: TIKLAYIN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here