Gazete REDAli Erbaş’a film önerisi

Ali Erbaş’a film önerisi

Diyanet Başkanımız, Ramazan’ın ilk cumasını cemaatsiz kılmanın hıncını eşcinsellerden ve cinselliği özgür yaşamayı tercih edenlerden çıkardı, bir anda gündemi aldı götürdü.

  • KEREM KORCAN

Aslında Başkan’ın sözleri yeni değildi ve geniş bir kitle açısından da son derece tanıdıktı. Ancak uzun süredir beka meselesi “HDPKK” tiratları ve benzeri alanlar üzerinde çalışıldığı için tüm taraflar açısından kitaba yeni bir sayfa açmak oldu yaşananlar.

İktidar cenahı için Diyanet Başkanı’nın uzun süredir bir Cumhur İttifakı sözcüsü konumunda olması, karşı tarafın mutlaka bu eli göreceği ve kuşkusuz ki atağa geçeceği inancını pekiştirmekteydi.

Nitekim tam da beklendiği gibi oldu.

İktidarspor Muhalefetspor’u din diyanet ve İslam’ın kaideleri bahsinde köşeye sıkıştırma ve hatta mümkünse, ahalinin dini duygularını aşağılamadan tecziye imkanı yarattı kendine.

Daha yakın zamanda bir standupçu kardeşimizin Mevlana’yı dahil ettiği sözü nedeniyle birkaç haftayı parmaklıklar ardında geçirdiğine şahit olmadık mı? (Bu arada bu kardeşimiz sözde Atatürk’e de hakaret etmişti ama Fatih Tezcan’ın twitlerinin yanında bu sözler Ayşegül serisinden çıkmış gibiydi. Bir tek Kadir inandı Emre Günsal’ın Atatürk’e hakaretten içeri düştüğüne.)

Neyse konumuz ne Emre, Ne Mevlana, ne Atatürk…

Türkiye’de siyaset uzun zamandır en düşük kapasitede hafıza kartı ile yapılıyor. Bazen sabah edilen kelam akşamına siliniyor.

Yine de Erbaş’ın sözleri bu ortamda bayağı iyi dayandı. Nitekim hem Muhalefetspor hem İktidarspor bunun üzerinde bayağı durdu.

Öncelikle olayı bir insan hakkı meselesi olarak alan Barolardan gelen “ne oluyoruz” çıkışına karşılık “sabrımızı sınamayın” karşı hamlesi geldi.

Sanki ülkenin biricik meselesi imiş gibi dört kol eşcinselliği, serbest seksi vs tartışmaya başladı.

Abdurrahman Dilipak’ın kenevir düşkünlüğü de bu arada gürültüye gitmedi. Kimse Dilipak gibi bir Müslüman kalemşör de kenevir için onca methiye düzdü diye anımsatmadı.

Yine de bütün bu toz duman içinde özellikle Korona’nın eve tıktığı bir fani olarak (itiraf edeyim ki) ancak izlediğim bir film benim buradaki tartışmaya bambaşka bir açıdan bakmama neden oldu.

Hristiyanlığın en yüce makamı olan Papalığın son iki makam sahibine dair İki Papa (Two Popes) fimini ancak izlemiş olmanın mahcubiyetini peşinen kabul ediyorum.

Filmin Arjantin ve Türkiye arasındaki kalın çizilmiş bağları işaret eden örgüsünü ise bir başka yazıya bırakıyorum.

Beni filmin Katolik inancı ile Müslümanlık, Papa Benedikt ya da Kardinal Ratzinger ile Ali Erbaş arasında ilham ettiği ilişkiler daha çok cezbediyor.

Komünizmi dünyadan silenler arasında adı altın harfle yazılan sempatik 2. John Paul’un (ki malum bir Türk ‘ülkücü’ye Bulgar gizli servisi öldürtmeyi denemiş ama başaramamıştı) nihai ölümünü takiben kim papa olsun seçimini ihtiraslı bir iştiyakla katıldığı seçimde kazanan Ratzinger aslında bir Pirus zaferi elde ettiğini geç de olsa anlayacaktır.

2005’teki seçimde açık ara geçtiği Arjantinli piskopos Francis’in liberal fikirlerini yerden yere vurma konusunda gayet iddialıdır taze papa. Ratzinger ile Francis arasında eşcinselliğe hoşgörüyle bakma konusundaki tartışmada ikincisinin geçmişteki düşüncelerini değiştirmesine olan itirazını onu ödün vermekle itham ederek gösterir.

Oysaki seçimi kaybeden ama kendisiyle barışık olduğu her halinden beli olan Francis için durum ödün değildir. Taviz vermemiştir. Sadece değişmiştir.

Ratzinger seçimi kazanır ve Katolik kilisesini tereddütsüz idare edecek olmanın gururu ile Francis’i Arjantin varoşlarında açık hava ayinleriyle baş başa bırakır.

Ta ki aradan geçen 8 senede Katolik kilisesinin tarihinin gördüğü en ağır krizlerle çocuk istismarı ve buna benzer tacizlerle, finansal skandallarla sarsılmasına değin.

Bu sarsıcı gündem Ratzinger’i 13. Yüzyıl’dan beri görevinden istifa eden ikinci Papa yapar. Ve yerini büyük bir iç rahatlığıyla görüşlerinin tam aksini savunan ve ona göre bir tavizkar olan Francis’e bırakır.

Bu filmi ben izledim. Siz de izleyin.

Ama herkesten önce Ali Erbaş izlesin. Senaristin hayal gücüne değil her ikisi de hayatta olan iki kahramanın bizatihi yaşam deneyine dayanan bu hikayede çok meseller bulunuyor.

Bizde de benzeri yaşanan dinsel eğitimin içinden fırlayan çocuk tacizi gibi konulardan tutun da hayatın değişimine kafa tutan bir dini liderin köşeye nasıl sıkıştığına dair gayet dolaysız bir tabloyu göz önüne seriyor hikaye.

İlahi ve tek tanrılı dinlerin kerameti kendilerinden menkul liderlerinden Papa’nın yaşadığı çaresizlik onun yolunda gidenler için de örnek olmalı. Sonuçta Papa’nın da inancı sağlam, gerekçeleri güçlüydü.

Siyasi iktidarı yedekleyen ve siyasi iktidara yedeklenen Diyanet Başkanlığı, doğrunun kendine ait olduğu ve tartışılmaz olacağı inancını savunmakta beis görmemeye devam edebilir.

Ama göz ucuyla da olsa ve sadece Anthony Hopkins’in muhteşem performansını seyredermiş gibi yaparak filme de bir baksa iyi eder.

Bazen filmler gerçek olur ve gerçekler de film olur. Ve bu dünyanın tüm coğrafyalarında böyle olur.

Önceki İçerikMucize aşı!
Sonraki İçerikNeoliberal kapitalizm öldürür

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,155BeğenenlerBeğen
17,030TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol