Gazete REDAlevi Abdulkadir ve Kürt Mesud’un Ezilenliği

Alevi Abdulkadir ve Kürt Mesud’un Ezilenliği

Son yıllarda solda anahtar kelime “kimlik”. Kimlik aşağı, kimlik yukarı derken, kimlik nedir tanımlayabilene pek rastlamadık ama bir de üzerine “kimlik politikası” çıktı. Ya, kimlik politikası ne demek? Şimdi şöyle. Sizin siyasi çizginizin (ona “makro politika” diyorlar artık) dışında bir de kimliğiniz var. ‘İzm’lere, ideolojilere, siyasi akımlara oturmayan, daha “doğal” bir şey bu. Sizin kimliğinizden kaynaklanan, politik konumunuzdan görece bağımsız bazı görüşleriniz, bu doğrultuda talepleriniz var. Makro politika alanında bunları dışa vuran, bunları ifade eden, bunlara atıfta bulunan şekilde konumlanmanızın adı “kimlik politikası” oluyor.

Çok mu afaki oldu? Öyleyse örnek üzerinden gidelim. Alevi misiniz? Bugüne kadar şucu bucu diye siyaset yapmış olmanızın çok anlamı yok. Siz mesela cemevlerine resmi statü isteyeceksiniz, Diyanet’in kapatılmasını isteyeceksiniz. Bir gün olur da bakan yapılırsanız, “Ne güzel, Aleviler de artık bakan olabiliyor” diyecek, daha önce bakanlık yapmış Aleviler hatırlatılınca da, “Ama onlar Alevi kimliğiyle bakan olmamıştı ki!” diye lafı yapıştıracaksınız. Sizin siyasetteki sözünüz, varlığınız, görünürlüğünüz işte budur, bundan ibarettir.

Çok kof mu geldi? Kimlik politikası bizatihi politikayı kapı dışarı eden bir yaklaşım gibi mi görünüyor? Öyleyse lafı daha fazla dolandırmayalım. Günümüz Türkiye’sinde kimlik politikası en dinamik, en yerli haliyle, “ezilenler” parantezine alınan etnik aidiyetler meselesidir. Yine bu haliyle, güncel ve en yalın politik anlamı olarak ise PKK merkezli Kürt siyasal hareketinin müttefiklerini, daha doğrusu çeper destekçilerini dokunulmazlık halesine bürüme amaçlı bir çerçevedir. Mardinli Arapları düşünelim. Kürtlerin öteden beri pek de sıcak yaklaşmadığı bu topluluktan yakın zamanda birileri çıktı, “Biz Mıhellemiyiz” diyerek Mıhellemi kimlik politikası yapmaya başladılar ve “halklar halayı”na Mıhellemiler olarak buyur ediliverdiler. Hatta geçmişte Michael Jackson için Mevlit okutma, “Elvis Presley akrabamızdır” demeci verme gibi renkli işleri olan Mıhellemi Derneği başkanı Mehmet Ali Aslan bu sayede milletvekili oldu.

Fakat bu işler Kürt siyasal hareketinin hesaplarıyla sınırlı kalmadı. Cin lambadan çıkmış oldu bir kere. “Ezilen” parantezinde yer verilen bir etnik aidiyetiniz varsa, yaptığınız işle, söylediğiniz lafla en azından o bağlamda pek alakası olmasa da bu bir ön unvan gibi herkese hatırlatılacaktır. “Alevi matematikçi” falanca, “Ermeni dermatolog” filanca diye. Irklar sahnesi Orta Dünya’ya benzemeye başlayan bu ortam bunaltıcı mı geliyor? Merak etmeyin. Mesele bir çeşit etnik korumacılığa dönüştüğü için arsızca lehinize çevirme olanağınız bile var. Zulüm çarkının en pervasız ortaklarından olsanız bile sizi “anlamaya”, sizinle “empati kurmaya” çalışacak birileri illa ki çıkacaktır. AKP’nin tipik badem bıyık takımı hakkında bolca esip gürleyen ama Etyen Mahçupyan, Markar Esayan mevzu olunca ıkınanları gördük mü? Gördük!..

***

Abdulkadir Selvi diye bir zat var. Biz kendisini tipik bir taşra muhafazakârı gazeteci ve AKP’nin kadrolu propagandisti olarak tanımıştık. Meğerse bu Abdulkadir Alevi (kökenli?) imiş. Yıllar evvel “yoldan gönüllü çıktığı” anlaşılan kısmetsiz ex-Alevi Abdulkadir bu durumunun ifşa olmasının verdiği rahatsızlık yetmiyormuş gibi, en son bir de Devlet Bahçeli’den gelen “kılıç artığı” hakaretine maruz kaldı. Bahçeli’nin bu sözü söylemesini sağlayan zihniyet dünyası hakkında yorumlar elbette yanlış değil. Ancak anlaşılan o ki Abdulkadir sanki o cenaha daha dün intisap etmiş, orada da şamar oğlanına çevrilivermiş gibi “oh olsun”la hüzünlü bir şefkat arasında gidip gelen drama daha heyecan verici.

Adam genç yaştan beri Nurculuğa gönül vermiş, yetişkin ömrü sağın sağında, hem de Yavuz Bahadıroğlu gibi bir Osmanlı pazarlama profesyonelini yetiştiren çevrede geçmiş. Fakat birileri kalkıp Osmanlı’nın zulmünden bolca dem vuruyor, “kılıç artığı” lafını açıklıyor ki Abdulkadir bunlardan ibret alsın, oralarda istenmediğini anlayıp, bir umut, belki de baba evine süklüm püklüm geri dönsün. Hayatı La Fontaine Masalları tadında algılamak keyifli olsa gerek. Abdulkadir’in bilmem kaç sene önce ne olduğu yerine bugün ne yaptığına odaklanırsanız, adının bir yerlerine “Alevi” sıfatını eklemek için yırtınmazsanız bu kafaya gelemiyorsunuz. Abdulkadir yine ve maalesef bildiğimiz Abdulkadir olarak kalıyor.

Mesud Barzani geçenlerde Ankara’ya geldi. İlk gelişi değil ama Kürdistan bayrağını göndere çektirince kızılca kıyamet koptu. Sevecen şekilde “ala rengîn” diye anılan o bayrağın Kürt milliyetçi/yurtsever hareketleri arasında dahi nasıl nüanslarla algılandığından söz etmeyeceğim. Yahut ulusal bayrakların ve temsil ettikleri söylenen ulusların ne mene kategoriler olduğunu tartışmayacağım. Benim için daha rahat olanı, Mesud Barzani’nin kim olduğunu anlatmak zorunda kalmayacağım. Bahsetmek istediklerim, nazik Barzani’nin şu veya bu düzeyde uğradığı “nezaketsizliği” milyonlarca Kürdün maruz kaldıklarının en somut örneği, hatta şahikası gibi göstermek için nefes tüketip duranlar.

İşte Diyarbakır Barosu bunlardan birisi. Emin Çölaşan’ın Kürdistan bayrağına “paçavra”, Barzani’ye “alçak ve adi herif” dediği bir yazıyı suç duyurusuna konu etmişler. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden Barzani taraftarlarının jargonuyla “Federe Kürdistan Devleti” diye bahsedilen dilekçedeki suç isnadı halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama. Kürdistan bayrağına “paçavra” demeyi geçiyorum ama Barzani’nin şahsına edilen hakareti bu şekilde yorumlamak hayli ilginç. Dilekçede şöyle gerekçelendiriliyor: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtler açısından Kürdistan resmi bayrağı ve Federe Kürdistan Devleti manevi değer olarak kabul edilmek ve saygı duyulmaktadır. Cümledeki düşüklüğün Diyarbakır Barosu’ndan kaynaklandığını not düşeyim ve belirteyim ki Barzani’nin “federe devlet” ile özdeş olduğu anlaşılan kişiliğini Kürtlerin manevi değeri ilan eden bu yaklaşım dikkat çekici. Tayyip Erdoğan’ın avukatlarının bile bundan öğreneceği şeyler var. Benim hukuk bilgim ışığında, her ne kadar koltuğunda 1996’dan beri kesintisiz şekilde otursa da, Barzani, önünde sonunda fani bir kamu yöneticisidir. Açık ki Diyarbakır Barosu böyle düşünmüyor, böyle inanmıyor. Memlekette Çölaşan’a, hatta Sözcü gazetesinde yayımlanan herhangi bir şeye olumlu kanaat bildirecek hâkim, savcı pek kalmadığına göre amaç “kötü Kürtler”e karşı mücadele için Ankara’ya getirilen Barzani’yi tüm Kürtlerin manevi değeri olarak tescil ettirmektir herhalde.

Bu görüntüyü yaratanlar tabloda her şeyden önce “Alevi Abdulkadir”i ve “Kürt Mesud”u görüyorlar ama doğrusu ya, Aleviler Abdulkadir’in kendilerine itilmesini, Kürtler ise kendilerinin Mesud’a itilmesini hiç hak etmiyorlar. Ancak, artık kendisi de kültürel ve soykütüksel bir kimlik haline getirilmiş solu politikaya, daha da önemlisi politikayı sola çağırmadıkça bu itilmeler, itelemeler böyle devam edecek.

***

1983 yılında siyasi partilerin tekrar kurulmasına izin verilince MHP kadroları Muhafazakâr Parti’yi kurarlar. Partinin başına maliye bürokratı, darbe sonrası Danışma Meclisi üyesi, ancak darbe öncesinde MHP yayınlarında “Mehmet Ercişli” imzasıyla yazılar yazan Mehmet Pamak getirilir. Ancak Milli Güvenlik Konseyi Pamak’ı veto eder. Yerine Kayserili eczacı Ahmet Özsoy geçer.

Pamak’ın Milli Güvenlik Konseyi’nin zulmüne uğrama nedeni Kürt olması, hele ki üyeleri Zilan deresinde katliama uğratılmış bir ailenin çocuğu olmasıdır. Bunu söylemek kimsenin aklına gelmemiştir!..

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,018TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol