Gazete REDAk lâleler sandıkta açtı

Ak lâleler sandıkta açtı

Geçenlerde bir “Rotterdam kıyamı”na tanık olduk. Elbette öncelikle bizim referandum sürecine olası etkileri yönünden konuştuk, tartıştık. Bazılarımız ise Geert Wilders’ın alacağı seçim sonucuna yapabileceği katkıları değerlendirdi. Kısacası, bu girişimin Hollanda seçim süreci üzerinde etkili olacağı şüphe götürmezdi ama asıl hedeflediği bambaşkaydı. Türk medyası tarafından ısrarla gözden ırak tutulduğu için Türkiye’de tanınmayan önemli bir aktör bu seçimde rüşdünü ispat etmeye çıkıyordu: İşçi Partisi kökenli İslamcı milletvekilleri Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ün Şubat 2015’te kurdukları parti DENK.* Recep Tayyip Erdoğan kuşkusuz, Türk seçmeni bu olaylarla konsolide edip, öncelikle DENK’in oyunu yükseltmeyi de amaçlıyordu.

Bilindiği üzere, Batı Avrupa’da merkez sol partilerin kadroları kravatlı, takım elbiseli “ılımlı İslamcı” kaynamakta. (Daha soldaki oluşumların ise genellikle radikal İslamcı odaklarla ittifaklara rağbet ettiğini belirtelim.) İşin doğrusu, bu kişilerin partilerinin genel çizgisiyle pek ilgisi olmadığı açık. Ancak, partiye böyle siyasetçiler üzerinden oy veren seçmen kitlesi partinin kendisi tarafından değil, bu kişilerin mensup olduğu cami-dernek-parti (bu bağlamda elbette AKP) ağları tarafından elde tutulduğu için partilerinin bu kişileri gözden çıkarma lüksü yok. Nitekim bunu bilen İslamcılar da uygun zeminlerde serbest yükselme hattı buluyorlar. Kimileri İsveç’teki Mehmet Kaplan örneği gibi ulusal hükümette bakanlığa bile getirilebiliyor. Son dönemde, özellikle sağdan, böyle kadroların kendi genel başkanlarına mı, yoksa örneğin Türk kökenliyse Erdoğan’a mı daha bağlı oldukları yönünde eleştiriler geliyor. Parti yönetimleri ise bu eleştirileri İslamofobi veya göçmen karşıtlığı ithamlarıyla ve çok kültürcülük savunmasıyla def etmeyi tercih ediyorlar. Bugün de işte DENK bu yüzden bazı Hollandalılar tarafından Müslüman göçmenlerin eli kolu, bazı Hollandalılar tarafından ise Erdoğan’ın beşinci kolu olarak görülüyor.

SÜLEYMANCI LİDER

Partinin lideri Kuzu 2008 yılında İşçi Partisi’nden belediye meclisi üyeliğine seçilmiş. Adından da anlaşılacağı üzere aileden Süleymancı. Hollanda’daki en önemli Süleymancı örgütlenme olan Hollanda İslam Merkezi Vakfı’nın başkanı Fikri Demirtaş’la yakın ilişkileri var. Demirtaş’ın 2010’da yine İşçi Partisi’nden belediye meclisi üyeliğine seçilmiş olduğunu not edelim. Parti sözcülüğünü kamu yönetimi mezunu Kuzu’ya bırakmış olan işadamı Öztürk daha kapalı kutu. 1998’de İşçi Partisi’nden belediye meclisi üyeliğine seçilerek ilk seçim başarısını kazanmış. Çalışmalarını genellikle Türk vakıf ve dernekleri nezdinde yürüttüğü için, Kuzu’ya göre daha keskin olduğu söylenen görüşleri Hollanda kamuoyunun gözü önünde değil. Ancak, İslamcı işadamı ağı yanında Hollanda Diyanet Vakfı tarafından da desteklendiği biliniyor.

DENK’in öyküsü aslında Kuzu ve Öztürk’ün Hollanda Parlamentosuna seçildiği Eylül 2012’den kısa süre sonra başladı.  Erdoğan Mart 2013’te Hollanda’daki Müslüman çocukların gay çiftler tarafından evlat edinilmesinin kabul edilemez olduğunu söyleyince Kuzu ve Öztürk Müslüman ailelere evlat edinme çağrısı yaptılar. “Kültürel görecelilik” denildi, geçildi. Haziran 2013’te Erdoğan’ın Gezi karşısında tutumunu desteklediklerini açıkladılar. Avrupa solunun önemli bir kısmı o dönem Gezi’yi “barış karşıtı ordu yanlılarının kalkışması” olarak görmeye teşne olduğu için bu da geçildi.

PARTİDEN İHRAÇ

Sonunda kıyamet Kasım 2014’te koptu. İşçi Partili Başbakan Yardımcısı Lodewijk Asscher’in, entegrasyon çabalarına engel oldukları ve şeffaf olmadıkları gerekçesiyle, Hollanda Diyanet Vakfı ve yanında Hollanda İslam Federasyonları (Millî Görüş) ile Hollanda İslam Merkezi Vakfı’nın daha yakın incelemeye alınması ve 5 yıl boyunca takip edilmesi talebi duyuruldu.  Kuzu ve Öztürk zehir zemberek bir mektup yazarak Asscher’i Müslümanları “ötekileştirmekle” suçladılar. Parti yönetiminin Asscher’den özür dilemeleri yönünde yaptıkları çağrı yanıtsız kalınca da partiden ihraç edildiler. Tabii ki partinin hain olarak gördükleri, entegrasyon yanlısı, Fas kökenli milletvekili Ahmed Marcouch’a “Allah belanı versin” demeyi ihmal etmeden.

Kuzu ve Öztürk bundan sonra cami-dernek-parti kamuoyunun sesini dinlemeye karar verdi. Yapılan anketler İşçi Partisi’ne oy veren Türk seçmenin çoğunluğunun Kuzu ve Öztürk tarafından kurulacak bir partiyi desteklemeye hazır olduğunu ortaya koyuyordu. Ancak, aynı potansiyel seçmen bunun bir Türk partisi, hatta Müslüman partisi görüntüsü vermesinden yana değildi. Partinin sınırlı bir oy bandına sıkışıp kalmaması için çok kültürcü ve sosyal demokrat bir imaj çizmesini istiyorlardı.

İSLAMCILARIN ‘YÜZ’Ü BİR MANKEN!

DENK bu doğrultuda kuruldu ve Kuzu ile Öztürk yeni vitrin düzenlemesine başladılar. Surinam kökenli, medyatik ve sansasyoncu aktivist Sylvana Simons ve Faslı Hollandalılar Birliği’nin (SMN) Erdoğan hayranı eski başkanı Farid Azarkan parti saflarına katıldılar. Siyasi kariyer şanslarını bir de DENK ile denemek isteyen bazı sosyal demokratlar da buraya eklendi. Bir dönem futbolcu Didier Drogba’yla ilişkisi ile gündeme gelen eski güzellik kraliçesi ve manken Tatjana Maul ise partinin “yüzü” ilan edildi.

Maul bir süre sonra partiden sessiz sedasız uzaklaştı. Buna karşılık, Azarkan partinin üçüncü adamı konumuna geldi ve böylece kurulan ekip az çok bildiğini okumaya devam edeceği sinyallerini vermeye başladı. Azarkan Nisan 2016’da Hollanda vatandaşı gazeteci Ebru Umar’ın Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Türkiye’de gözaltına alınmasını haklı bulduğunu açıkladı. Ancak, gelen tepkiler üzerine Kuzu bunun partisinin genel ilkesi olduğunu, örneğin Hollanda kraliyet ailesini hicveden Lucky TV’nin de susturulması gerektiğini söyledi.  Eylül 2016’da ise Kuzu parlamentoyu ziyaret eden İsrail başbakanı Netanyahu’nun elini sıkmayı reddederek Hollandalı Müslümanlar arasında büyük sükse yaptı.

TROLLÜK DE VAR!

DENK siyasetçileri tüm genişleme ve vitrin çabalarına karşın, sürekli olarak “tehdit altındaki Müslüman toplum ve koruyucusu DENK” tablosunu çizmekten geri durmadılar. Aralık 2016’da Simons hayal kırıklığına uğradığı DENK’ten ayrıldığını ve yeni bir parti kuracağını duyururken Avrupa’daki Erdoğan medyasının “FETÖ ve PKK güdümünde”, eski partisinin “bölücü” suçlamalarına bolca maruz kaldı.

DENK’in tepki çeken en son icraatı ise Şubat 2017’de gündeme geldi. DENK taraftarlarının bizim oldukça aşina olduğumuz bir yöntemle, Twitter ve Facebook’ta sahte hesaplar açarak “troller” üzerinden manipülasyon yaptığı iddiası parti tarafından önce reddedildi. Daha sonra ise bunun gençlik örgütlenmesindeki bazı kontrol dışı unsurların işi olabileceği söylendi. Ancak, Azarkan’ın Temmuz 2016’da, partinin Whatsapp grubunda yaptığı bir yazışma ortaya çıkıp, “troller”in Azarkan tarafından koordine edildiği anlaşılınca parti hafiften sessizliğe büründü.

BİR VEKİL AVANTA

Gelelim 15 Mart 2017’ye. En son “Rotterdam kıyamı” öncesinde yapılan anketlerde DENK iyimser tahminle en çok iki milletvekili çıkartıyor görünüyordu. Henüz resmi olmayan sonuçlara göre, 1918’den beri faal aşırı muhafazakâr, Kalvinist SGP ile aynı oranda oy alarak üç milletvekili çıkardı. Parlamentoda Kuzu ve Öztürk’ün yanına Azarkan katılırken, partinin daha önce İşçi Partisi’ne oy veren Türklerin yanında Faslı seçmenin de önemli bir kısmının desteğini aldığı görüldü. Kuzu ve Öztürk’ün eski partisi İşçi Partisi ise gerçek bir bozgunla 2012’deki 38 milletvekilinden 9 milletvekiline düştü.

Peki DENK bundan sonra ne yapacak? Wilders tehdidinin bertaraf edildiği bir Hollanda’da artık çok kültürcülük bayrağını sallamak zorunda kalmayacak. Azarkan’ın parlamentodaki varlığıyla birlikte etkisini Faslılara doğru genişletmeyi hedeflerken, Müslüman partisi imajını daha fazla sahiplenecek. Tüm bunlar sırasında Erdoğan lehine lobicilik faaliyetini de diri tutacak. DENK’in diğer Avrupa ülkeleri için bir model oluşturup oluşturmayacağını ise ülkelerin ve dönemin özgüllükleri belirleyecek.

AKP’NİN HOLLANDA ZAFERİ

Bu sonuç elbette tek başına “Rotterdam kıyamı”na bağlanamaz. Ancak, Erdoğan ve AKP için bir zafer olduğu da açık. Yine açık olan o ki Erdoğan’ın uluslararası hamlelerini gaflar dizisinden ibaret görenler, Hollanda’daki Türk göçmenlerin siyasi eğilimlerini yorumlarken “burada sağa, orada sola oy veriyorlar” gibi klişelere sığınanlar, bu süreci de yalnızca AKP seçmeninin en karikatürize halleriyle tasvir etmeye, hafifsemeye çalışanlar tüm benzeri gelişmelerde olduğu gibi yaya kaldılar.

(*) Bu şekilde yazılmasına karşın DENK resmi olarak bir kısaltma değil. Hollanda dilinde “düşün” anlamına geldiği gibi Türkçedeki “denk” kelimesini de çağrıştırıyor. Parti “düşün” anlamını destekleyen propaganda materyalleri kullanıyor.

Önceki İçerikPortakal, orda kal!
Sonraki İçerikUzaya giden köprü…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol