Gazete REDAhmet Şık olunmalı!

Ahmet Şık olunmalı!

Olağanüstü dönemler olağanüstü insanlar (kahramanlar) yaratır.

Gündemin ışık hızıyla değiştiği, saçma sapan bir cenderenin içinde kıvranan Türkiye’de olağanüstü koşullar olağan gibi yaşanıyor. Uzun yıllardır, siyasetiyle, hukukuyla, riyasetiyle ve vatandaşının bir bölümüyle… gerçeklikle bağını koparmış, başka bir boyutta kıvranıyor memleket…

Biz bu duruma belli bir politik organizasyonun yıllardır devlete çöreklenmesi ile geldik. Fakat bu politik organizasyon sadece bir siyasi parti (akp) olarak düşünülmemeli. Devlet gücünü arkasına almış bürokratlar, amacını yitirmiş askerler, robotlaşmış cemaatler, siyasete giren hasta ruhlu insanlarla bir çıkar koalisyonu kurdular. Bu koalisyonun en önemli özelliği, gerçekleri ters yüz ederek halkın da gerçeklerle bağını kopartmasıydı. Başarılarının sırrı budur. Fakat bu başarının arkasında dağılan bir ülke, acı çeken, katledilen insanlar ve tarifsiz bir yoksullukla birlikte kin ve nefret de var.

İşte bu koalisyonun eski ortağı, adına ‘cemaat’ denilen robotlaşmış oluşum, bir hukuk katliamına girişti önce… Bu durum sonucu devlet, kimi toplumsal kesimlerin üzerinden bir buldozer gibi geçti. İler tutar yanı olmayan, iftira ile at başı giden suç kampanyaları insanların en güzel yıllarını cezaevlerinde geçirmelerine neden oldu. Savcının savcı olmadığı, hakimin hakim olmadığı… Hatta avukatın avukat değil tetikçi, gazetecinin iftira öncüsü olduğu bir garabet dönem yaşandı.

İşte bu dönemde herkesin korkudan ‘cemaat’ güzellemesi yaptığı bu karanlık günlerde o cemaatin nasıl bir pislik olduğunu araştırıp yazan ve bu konuda bir kitabı baskıya hazırlayan yiğit bir gazetecinin adını duydu ülke. Daha kitap baskıya verilmeden iftira ve komplo ile bu yiğit insanı tutuklayıp içeriye attılar. Ahmet Şık’tan söz ediyorum, tıpkı soyadı gibi ŞIK ve onuru kuşanmış, yiğit bir aydından… Aman dilemeyen, boyun eğmeyen, tutuklanırken haykıran, “dokunan yanar”,  “bunu yapan herkes yargılanacak” diyebilen; mahkemeye her çıkışında kendisini güya yargılayan o hakim, savcı kisveli robotları adeta  o kürsüye çivileyen, telaşeden telaşeye sürükleyen Ahmet ŞIK’tan söz ediyorum.

Kahramanlığın özünde güç en doruğundayken o güce kafa tutmak vardır. Muktedirler adeta ali kıran baş kesen olduklarında Ahmet dikildi karşılarına, meydan okudu. Sözünü iktidar ve uşaklarından, gözünü budaktan sakınmadı. Sonra mı? Ahmet hapisten çıktı, dava kadük oldu. Çünkü cemaat denilen yapı deşifre olmuştu. Peki, bunlar olurken onun gelişmesinin asıl gücü iktidar ne yaptı? Tabii ki yine komplo ve iftiralarla yeni hukuk katliamları, ‘FETÖ’ bahanesi ile sendikalı öğretmenler, öğretim üyeleri… Elbette yine Ahmet ŞIK… Çünkü o her dönemin rahatsız edeni…

Gayrımeşru bir mafya teşkilatına dönen devlet, iç kavgalarını deşen Ahmet ŞIK’ı elbette düşman ilan ediyordu. Her iktidarın amansız düşmanı olmak öyle kolay olmuyor. Bedel ödemeyi göze almak gerekiyor. İşte Ahmet Şık herkes adına bedel ödüyor. Bu saçma, bu gerçekdışı, bu başka boyutu  gözler önüne seriveriyor. Hep başı dik, çünkü kahramanları yargılayacak bir yasa maddesi henüz yazılmadı. Giardano Bruno’lar, Sokratesler uyduruk davalarla mahkum edildiler diye fikirleri yok edilebildi mi?

Vicdanın, adaletin, yiğitliğin yerini kalleşliğin aldığı, güçlünün haklı ilan edildiği bu baskı dönemlerinde hile ve yalan iktidar kurmanın iki pis aracıdır. Yaşanan şiddetli şizofreni Ahmet ve onun gibilere tahammül edemiyor. Kahroluyor, deli oluyorlar böylesi insanların varlığından… Ama bilmiyorlar ki Ahmet’e dokunan sadece yanmaz helak olur. Bakınız cemaatin robotlarına…

Her ülkenin iki yüzü vardır. Biri karanlık yüzü, öteki aydınlık yüzü… İşte ülkemizin aydınlık yüzü Ahmet ve onun gibi serdendgeçtilerdir.

Ahmet gibi onur abidesi yiğit insanlarımız olduğu için Türkiye bizim ülkemiz. Onun gibi namuslu kalemler olduğu için gazetecilik hala yaşayabiliyor. Ahmet ŞIK’lar bu ülkenin onurudur, gururudur, insanların umudu ve yaşam sevincidir, onlar bizim gerçek kahramanlarımızdır.

Ey muktedirler! Onu ve bu ülkenin aydınlık yüzünü, komplolarla kirletemezsiniz. Ancak kendi yasa dışılığınızı, gayrı meşruluğunuzu teşhir edersiniz.

Ahmet ŞIK özgür olana kadar hiç kimse ama hiç kimse özgür değildir bu ülkede.

Ahmet’e özgürlük!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,817BeğenenlerBeğen
17,096TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol