Gazete REDAhmet için son bir görev…

Ahmet için son bir görev…

Bir yerde çocuklar, gençler dedelerini, ninelerini değil, anne-babalar, dedeler-nineler çocuklarını, torunlarını gömüyorsa durum acıdır ve bu sorgulanmıyorsa durum daha da acıdır.

  • BORA ERCAN

Şairimiz Edip Cansever bir şiirine
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
dizeleriyle başlar..

Bu şiiri, küçük Ahmet bizi bağışla, yaşatamadığımız, göz göre göre ölüme gönderdiğimiz bütün çocuklar bizi bağışlasın, diye değiştiriyorum. Cansever yaşasaydı eminim çok daha çarpıcı bir şekilde bu durumu kaleme dökerdi, o da beni bağışlasın.

Matematik yoruldu, sayılar çaresiz kaldı ölüleri saymaktan. Vicdanlı insanlar konuyu bıkmadan usanmadan gündeme getirdi ama nafile kaldı bütün bu çabalar. Gözleri yaşama tutunan yoksul bir ailenin çocuğu dilekçeler, bürokrasi, kanunlar, kurallar arasında babasına hasret kalarak yıprana yıprana gitti bu dünyadan.

Ahmet giderken, büyüklerinin kurduğu bu dünyanın vicdansızlığını bir daha unutulamayacak şekilde zihinlere kazıdı.

Türkçeye Adsız Sansız Bir Jude olarak çevrilen Thomas Hardy’nin müthiş romanıdır Jude the Obscure. Yoksulluktan dolayı yaşam mücadelesi veren bir ailenin çocukları artlarında ‘çünkü biz fazlalıktık,’ notuyla kendilerini asarlar. Çocuklar, gençler, yaşlılar… kimse ama kimse fazlalık değil bu yeryuvarlağında.

Hiçbir canlı fazlalık değil. Fazlalık olan beton binalarınız, uçaklarınız, gösterişli yaşamlarınız, şaşaalı sofralarınız…

Yaşam nasıl sınıfsal bir olguysa, ölüm de öyle. Cansever şiirinin bir yerinde
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine,
der.

Evet, işte insanın varlığı gibi ölümü de İbn Haldun’un sabah akşam tekrarlanan ‘coğrafya kaderdir,’ sözü gibi yaşadığı yerle belirlenir.

Cerrah Burhan Büyükbay bana ‘Doğum bir mucizedir’ demişti bir keresinde. İnsan kolay doğmuyor. Bu sözün devamıysa ‘yaşam rutin’; ancak değil işte yaşam da bir mucize, hele ki bizim enlemimizde, boylamımızda. Sözün sonuysa ‘ölüm mutlak’ ama değil hiç de değil, bir çocuğun ölümü, hastalıktan ölümü mutlak değil.

Hele ki, miladi 2020 yılının dünyasında hepimizin an be an gözü önünde. Dünyanın dibinde, bucağında süper teknolojik aletler kullanılıyor. Acı, sancı, hastalık, ölüm ne kadar yabancılaşıyor değil mi? Sanki ölüm bilgisayar ekranında bir oyunun parçası. Oysa, yapamadığımız şu: İbn Haldun’un sözüne yeni bir yön vermek. Yani anladık, ‘o zaman değiştirmeliyiz!’

Şairimiz, şiirinde
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar…
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır,
der.

Çocukların büyüyemediği, büyüklerin onların umutlarını salyalı ağızlarıyla, mitolojik canavarlar gibi yediği bir yerde her güne umutla başlamak, her günü umutla bitirmek biraz zor be Ahmet Abi.

İnsanız önünde sonunda; şu bahar kadar renkli, yaz kadar aydınlık, güz kadar duru, kış kadar güçlü değiliz. Kendimizi yenilememiz zor…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol