Gazete REDAdi sahtekarlıklar ve gerçekler

Adi sahtekarlıklar ve gerçekler

Gerçek rakamlara ulaşmak için halen açıklanan vaka ve hasta sayılarını 3 ile, vefat sayılarını da 7 ile çarpmamız lazım.

  • T. AKMAN

Yazıya yalancı çoban masalından mı girsem Pinokyo’dan mı girsem bilemedim. Gün itibarı ile dünyada 61,3 milyon resmi vaka raporlanmış ve yine resmi rakamlarla 1,5 milyona yakın insanı CoVID-19’a kaybetmişiz.

Bugüne kadar sonuçlanan 43,8 milyon vakada artık net bir istatistik oluşmuş. 42,4 milyon kişi, yani virüsle tanışanların yüzde 96,7’si iyileşmiş ve 1,5 milyona yakın kişi, yani yüzde 3,3’ü ise vefat etmiş.

Bu rakamı kısaca 97/3 olarak ifade edip dünyada salgının en yaygın yaşandığı ülkelerin oranlarını listeleyelim. ABD 97/3, Hindistan 98/2, Brezilya 97/3, Rusya 98/2, Fransa 76/24, İspanya 97/3, İngiltere 97/3, İtalya 93/7, Arjantin 97/3, Kolombiya 97/3, Meksika 89/11, Almanya 98/2, Peru 96/4, Polonya 97/3, İran 93/7, Güney Afrika 97/3, Ukrayna 96/4, Belçika 69/31, Şili 97/3, Irak 98/2, Endonezya 96/4, Çekya 98/2, İsviçre 98/2 ve nihayet bu belayı başımıza musallat eden Çin 95/5…

Fransa, Belçika ve İtalya pandeminin başlangıcında ne olduğunu dahi anlamadan çok kayıp verdiği için Meksika yeterli test yapamadığı için vefat oranları anormal yüksek. Buradan şunu öğreniyoruz, vakayı doğru dürüst bildirmezsen ölüm oranı anormal yüksek çıkıyor, çünkü virüs sadece raporlanmadığı için öldürücülüğünden bir şey kaybetmiyor.

Dolayısıyla Almanya ya da İsviçre gibi muhteşem sağlık sistemleriniz varsa dahi ölüm oranlarını yüzde 2 altına düşüremiyorsunuz.

Peki güzide ülkemizin her gün yayınladığı resmi rakamlara baktığımızda ne görüyoruz?

Evet, doğru tahmin ettiniz; kendisini hepimizden daha zeki sanan Excel’ci arkadaş tarafından tamı tamına dünya ortalaması tutturulmuş: Yani yüzde 96,7 – yüzde 3,3.

Ne güzel değil mi?!

Tam dünya ortalamasında olan tek ülke biziz. Hiç kimse kuruşuna kadar ortalamalarda değil, hepsi çevresinde geziyor ama biz tam hedefteyiz. Rüyada yaşıyoruz adeta!

Bir de bütün ülkelerde grafikler karman çorman, virüsün yayılma doğasına uygun şekilde vakalar bir artıyor bir azalıyor, bizimkisi ise temize çekilmiş gibi pırıl pırıl.

Ben başından beri bir gün sonranın rakamlarını hemen hiç şaşmadan tahmin edebiliyorum mesela.

Buraya kadar şahane bir hayal dünyasında yaşarken, nihayet bakanımız iyice büyüyen mızrağı çuvala sığdıramayınca, açık açık millete yalan söylediklerini ve gerçek rakamların farklı olduğunu 10 ay gecikmeli olarak açıklayıverdi!

Buna rağmen dünyaya ısrarla vaka/hasta farklıdır gibi bir palavrayı devam ettirmeye çalışıyorlar, zira diyelim ki yeni rakamlar gerçek (ki olmadığına yemin edebilirim ama ispat edemem) o zaman ortaya iyice garip bir durum çıkıyor.

Her şeyden önce ben tabloyu farklı okuyorum, zira bakan beyin açıklaması öyle olduğu halde algı farklı oluştu nedense. Dünkü rakamlara (26 Kasım) bakalım mesela 29 bin 132 vaka, 6 bin 876 hasta, 174 vefat.

Vaka ile hasta sayılarını ayırdığımıza göre dünyanın istediği raporlamaya uygun olarak bu tablodaki rakam vaka + hasta sayısı ile bulunabilir, yani 36 bin 8 vaka, 174 vefat!

Bir diğer hesapla virüse yakalananların sadece yüzde 20’sini (yüzde 19 ama hadi yüzde 20 olsun) raporlamışız. O zaman yukarıdaki hesabı bir daha yaparsak, bugüne kadar tam 2,5 milyon vatandaşımız virüs ile tanışmış, yaklaşık 2 milyonu iyileşmiş ve güya 13 bin 14 vatandaşımızı kaybetmişiz.

Bu hesapla yeni oranımız yüzde 99,5 – yüzde 0,5 oluyor!

Bu da ne bilime, ne önümüzdeki gerçeklere, ne istatistiğe ne de mantığa sığmayan bir oran.

Vefat oranını dünya ortalamasından hesaplarsak, bu verilerle ulaştığımız vefat rakamı 82 bin 500!

18 Ekim’de vaka sayılarını 20, vefat sayılarını 7 ile çarpın diye yazdığımız zamandaki vaka sayılarının bile altında olduğumuzun altını çizmem gerekiyor.

Sağlamasını da bu parmak hesabından yapalım. 13 bin x 7 = 91 bin! Yani yalan çok büyük…

24 Nisan’da yazdığım yazıyı tekrar okuyalım:

“Çok büyük başarılara imza atmış, Amerikan rüyasını dibine kadar yaşayan süper milyarderlerin ortak bir söylemi vardır: “Başarısızlıktan, hata yapmaktan korkmayın. Bir kez başarılı olmanız yeterli…”

CIA de 11 Eylül saldırıları ardından benzer bir dil kullanmıştı:

“Teröristlerin sadece bir kez başarması yetiyor, bizim her zaman başarılı olmamız gerekiyor…”

CoVID ile ilişkimiz de ne yazık ki öyle. Günler, haftalar, hatta artık aylar boyu dikkatle koruduğumuz bedenimize virüsün bulaşması için bir tek hatamız yeterli. Binlerce, yüzbinlerce kez doğruyu yapmak, bir kez bile hata yapma hakkı vermiyor bizlere. Virüs her yerde olduğu için belki bir kez, belki iki kez şanslı olmak da mümkün ama kaç kere şanslı olunabilir ki?

Önümüzdeki aşı/tedavi bulunup size ulaşacak güne kadar geçecek çok uzun ve çetrefilli süreçte hiç hata yapmamamız gerekiyor. Bunu başarabilmek ise söylemekten çok daha zor.

Şu anda servis edilen rakamları bir kenara bırakıp gerçekçi düşünürsek, kontrolün elden bırakılmadığı durumda bu virüsün Türkiye’de 1 yıl içerisinde 15 milyon kişiye bulaşacağını öngörebiliriz.

Genel oranlara bakarak bu grup içerisinden 3 milyon kişinin tedavi görmesi gerekeceğini hesaplayabiliriz.

Yine bu grup içerisinden, dünya ortalaması yüzde 6-7 ile değil Türkiye ortalaması olarak sunulan sayılarla hesap yaparsak bile en iyimser tahminle bir yılda en az 70 bin kişiyi CoVID nedeni ile toprağa vereceğiz ne yazık ki.

Bu hesapla sürü bağışıklığı senaryosunun imkansızlığı da ortaya çıkıyor. Uzun süreli bir bağışıklık kazanamadığımız bilimsel gerçeğini bir kenara koysak dahi, sürü bağışıklığı için gereken yayılma rakamlarına ancak 3,5 yılda (15 milyon x 3,5) ulaşabiliyoruz. O zamana kadar zaten yaygın bir aşı/tedavi illa ki bulunacaktır.

Bize servis edilen rakamlar üzerinden ilerlersek, sürü bağışıklığımız zaten senaryo bile olamıyor. Çünkü pompalandığı gibi ayda 1000 vaka/24 vefat gibi bir hayalin peşinde giderseniz sanki virüs yokmuş gibi hareket etme hatasına düşersiniz.

Oysa ki sıkıcı gerçek şu; 2022’ye kadar hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, normalleşemeyecek.

Virüsü ve tehlikeyi yok saymadan kendi yeni normalinizi yaratıp, yeni toplumsal kurallar içerisinde hayata devam edeceksiniz. Bir yalan rüzgarının peşinde boş yere sinirlerinizi bozmayın, yeni dünyanızı yeni gerçekler (tecrit, korunma ve uzaktan iletişim) doğrultusunda kurun.

Hayat her şeye rağmen yaşanmaya değer olmalı; çok değerlisiniz…”

O zaman kendimi çok kötümser hissettirmişti bunları okuyan dostlar. Şimdi bakıyorum bunlar iyimser tahminlermiş.

Ben ‘devlet büyükleri’nin bu kadar çok ve uzun süre saçmalayacaklarına ihtimal vermemişim.

Lafı çok uzatmaya gerek yok, şu anda açıklanan rakamlar sadece bir düzeltme, yine gerçek değil.

Gerçek rakamlara ulaşmak için halen açıklanan vaka ve hasta sayılarını 3 ile, vefat sayılarını da 7 ile çarpmamız lazım.

Sosyal medyada gezen yok Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) aşı için sayılara bakıp öncelik verecek de onun için sayı açıklandı benzeri saçma sapan tezlere de prim vermeyin lütfen.

Aşının hiçbir çözüm olmayacağını bakan da biliyor ‘başkan’ da biliyor, deli Dumrul da biliyor. Orada oyun çok büyük ve bambaşka, rakamlarla aşının alakası yok.

Gerçekten bu saçma sapan konuyla hayatınızın sizden daha fazla çalınmasına izin vermeyin ve virüse yakalanmama gayretinizi devam ettirirken hayattan vazgeçmeyin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,017TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol