Adalar, atlar, insanlar…

İstanbul Prens Adalarında hizmet veren faytonlarla ilgili tartışmaları duymuşsunuzdur. Adalar Kent Savunması faytonlarla ilgili problemleri inceledi ve detaylı notlarını yayınladı. Bu notlardan bir alıntı konuyu açıklaması bakımından önemli:

“Resmi kayıtlarda ruhsatlı ve plakalı fayton sayısı 226 olarak görülmesine rağmen, kaçak ve ruhsatsız olarak çalıştırılan faytonlarla birlikte toplam sayı 300’ü aşabilmektedir. Çok yüksek bedellerle ve özel ilişkilerle satın alınabilen fayton ruhsatları, bu alana yatırım yapan kişiler için özellikle yaz aylarında büyük gelir getiren bir iş kolu haline gelmeye başlamıştır. Hazırlanan çeşitli talimatnamelerde bir kişinin sadece bir faytonu olabilir notlarına karşın, 5 ila 30 civarında fayton sahibi olan faytoncular bulunmakta, çeşitli ilişkilerle alınan bu faytonlarda çok düşük ücretlerle, eğitim ve destek hizmeti alamayan fayton sürücüleri çalıştırılmakta ya da faytonlar kiralanmaktadır.

Büyükada’da birden fazla faytonu olanlar, faytonların işletmesini sezonluk olarak atlar dahil 30-50 bin TL arası fiyatlarla kiralamakta, ortalama 150 bin TL’ye ruhsatlar devredilmektedir. Kiracı faytoncular ve ruhsat satın alanlar bu bedelleri ödeyebilmek ve geçimlerini sağlayabilmek için atlarını ve faytonlarını zorlamakta, atların aşırı çalıştırılması standart uygulama haline gelmektedir.

Adalar’da her sene 250-300 civarında at, fayton sürücüleri başta olmak üzere insanlar için de büyük bir tehlike arz eden Ruam hastalığına yakalanmakta ve bu nedenle öldürülmektedir. Her sene toplam at ölümlerinin üçte ikisi Ruam taramaları sonucunda öldürülen atlardan oluşmaktadır. Atların diğer ölüm nedenleri aşırı çalışma ya da sakatlanmadır. Dünyanın büyük bölümünde kökü kazınan, insanlara da bulaşabilen ölümcül Ruam hastalığı, yeterli idari ve tıbbi hizmetler bulunmadığı için Adalar’da hüküm sürmekte ve yayılmaktadır.

Adalar’da her sene yaklaşık olarak 400’e yakın atın öldüğü tahmin edilmektedir.

Normalde 20 yıl yaşayan atlar, faytona koşulduklarında 2 yıl yaşamaktadırlar.”

Adalar ahalisinden biri olarak ben de bir ekleme yapmak istiyorum. Büyükada Saat Kulesi’nin arkasındaki fayton sırasının olduğu durak, Ada’nın tek çarşısına paralel yerleşimdedir ve çarşıya inen çok kısa sokaklarla çarşıya bağlanır. Atlar burada müşteri beklerken yere idrarlarını bırakıyor, dışkıları ise toplanıp, oradaki çöp konteynerlerine konuyor. Yerde ızgara ya da başka herhangi bir sistem yok, yıllarca yaz, kış atların idrarları bu alana, oradan da çarşıya akıyor. Bu çarşıda satılan her açık gıdanın hijyenik olmadığını anlamak için uzman olmaya gerek yok.

Medeni bir ülkede ya bu çarşı başka yere taşınır ya da bu durak taşınır, durak alanına da bir kanalizasyon düzeni yapılır. Biz ise bir sağlık problemi yokmuş gibi yaşayıp gidiyoruz. Bütün adalılar, turistler, esnafın kendisi, faytoncular çarşıdan alışveriş ediyor.

Şimdi yine yaz geldi, sıcakla birlikte pis kokular Ada’yı sardı, ormanlarda terk edilmiş atlar görülmeye başladı, atlar çalışmaktan çatlayarak gözümüzün önünde ölüyor. Ruam hastalığında son durum nedir bilmiyorum ve kime sorsam öyle bir hastalık yokmuş gibi davranıyor.

Bütün bu rezaletin, hayvan katliamının, sağlık felaketinin sebebi, Adalar’a turist getiren firmaların, esnafın ve faytoncuların para kazanması. Bu kişiler faytonlar yasaklanırsa, Adalar’a turist gelmeyeceğine inanıyor. Adalar ise, alabileceğinden fazla yerli ve yabancı turist ağırlıyor. Turistlerden geriye denizde, ormanlarda ve tepelerde çöp dağları kalıyor, sadece sokaklar temizlenebiliyor.

Faytoncular ne diyor?
Faytoncularla konuştuğumda,, “Ekmek parası, evde dört çocuğum var, bu araba 2 aileye bakıyor,” gibisinden cevaplar alıyorum. İçlerinde şoför olan var. Tek arabası olan, iki ortak çalışan da var.

Faytoncuların çoğu akraba, aynı köylerden gelmişler. Örneğin, Van’ın bir köyü neredeyse komple buraya gelmiş, yıllar önce direk faytonculuk için gelmişler. Ne zaman bu toplu göç başlamış öğrenemedim ama onlara bu iş verilmiş, ekmek parası uğruna Türkiye’nin öbür ucundan gelmişler. Onlar, “Verilen hak alınmaz, bu bizim mesleğimiz,” diye düşünüyor. Son iki yıldır kışın da turist geliyor ama işler yavaş oluyor, bazı faytoncular Adalar’daki ufak tefek inşaat işlerinde çalışmak zorunda kalıyor. Başta Suriyeli sığınmacılar olmak üzere Ortadoğu ve Orta Asya’dan gelen göçmenler, ucuz iş gücü olarak inşaat, garsonluk gibi işlere alındı, Adalar’a yerleşmeye başladılar, artık faytoncular bu alanlarda iş bulamıyor.

Faytonculardan özellikle yaz için geçici gelenlerin çoğu atlara ve turistlere çok kötü davranıyor. Ama Adalar’da sürekli kalan faytoncular ve aileleri Adalılar tarafından sevilen insanlar. Çok iyi komşular, komşuluğu unutmuş olan bizler, onlardan çok şey öğreniyoruz. Kapıları, sofraları daima açık; sabahın köründe, gecenin yarısında kapılarını çalabilirsiniz, size yardımcı olmak için çırpınırlar, hasta ve yaşlı komşularına gösterdikleri sevgi, saygı, ilgiyi görseniz, “Demek insan her gün komşusunu düşünebilirmiş,” dersiniz.

Köylerindeki adetleriyle yaşamaya devam etmelerine rağmen çevrelerindeki diğer kültürlerle barışıklar. Ben şahsen onları çok seviyorum. Onların çocukları artık Adalı, köyde kalsalar okulu bırakmak, evlenmek zorunda kalacak kız çocuklarını okutmak isteyen anneler, köylerine dönmek istemiyor. Zaten köyde iş yok.

266 ruhsatlı fayton demek kaba bir hesapla en az 500 çocuk demek. Yüzlerce çocuğun geleceğinden söz ettiğimizi unutmayalım. Adalar’daki fayton problemini çözerken, faytoncuların ve ailelerinin de durumunu göz önüne alarak çözüm yoluna gidilmeli, ‘Hümanist’ çözümler bulunmalı.

Türkiye’nin artan işsizlik sorunu göze alınarak, bu emekçilerin çıkarlarını da gözetecek bir çözüm bulunması için devletin yetkili kurumlarıyla görüşecek aracılara ihtiyaçları var. Şu an her kafadan bir ses çıkıyor ama bir çözüm bulunamıyor. Bütün bu aileler işsiz kalma endişesi ile yaşıyor.

Türkiye’nin çocuklarını, ormanlarını, hayvanlarını vahşi kapitalizmden korumak için sorunları sevgi ve şefkatle çözmeli ve mutlaka örgütlenmeliyiz.

1 Yorum

  1. Adaları ve Faytoncuları yakından bilenlerden birisi olarak, çözüm önerileriniz var mı? yoksa sadece yerli halkın ve faytoncuların gözünden mi bakmamızı istediniz olaya bir de ?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here