Acı Gerçekler!

Birisinin deyimiyle at ile itin izleri öyle bir çorba haline geldi ki dostlar, kabile devletleri ligindeki yerimiz baş köşedir. Şunu en başta belirteyim; kimse ülkesi adına böyle şeyler konuşup yazmak istemez elbet. Ben de çok haz almıyorum ülkem hakkında bazı şeyleri söylemekten, emin olun… Ama gerçekler acıdır ve bundan kaçış yoktur. Aksine, gerçeklerin üzerine gidilir. Saklayacak, utanacak şeyi olanlar gerçeklerden kaçar. AKP kolonisinin gerçeklerden kaçması bu yüzdendir. Aradan uzun yıllar da geçse, bozulmaz gerçekler, domates değildir. Bu faşizm duvarında, kimlerin tuğlası varsa hepsinin elinde kan vardır, alın size gerçekler:

Nasıl mı kabile devletine döndük?

Hemen gireyim…

Bir işte tutunup çalışıyor, saçlarınızı beyazlatıyorsunuz… 20 yıl, 30 yıl kamuda çalışıyorsunuz. Her şey o kadar pamuk ipliğine bağlı ki, imzasız bir e-posta veya isimsiz bir telefonla ömrünüzü verdiğiniz işinizden olduğunuz gibi, bir de ‘darbeci, terörist’ oluveriyorsunuz!.. Size gıcığı olan, aranızda husumet olan herhangi biri, isterse yapabilir bunu. Devir, muhbir vatandaş dönemi. Hiçbir kanıta gerek yok Tayyip mahkemeleri için. Hukukta, delilden sanığa ulaşılması gerekirken; badem yargısı direkt alıyor merkeze. ‘Ayıkla pirincin taşını’ deyimini geçeceksiniz; çünkü ayıklayamazsınız bu pirincin taşını. Bu pirinç farklı bir pirinç. Bu yazdıklarımın hepsi, kumpas davalarında yaşandı daha önce. O zamanlar “Oh olmuş hain darbecilere!” diye ortalığı ayağa kaldıranların, şimdi sıpasını yitirmiş eşek gibi “Nerde bu yargı?” diye bağırması da yazar bir yerlerde… Bunların kim olduğunu biliyorsunuz ya, isim verip de herkesin içinde rencide etmeye gerek görmüyorum. Ama endişe etmesinler, bizler kendimiz için değil, “Herkes için adalet!” görüşümüzden sapmış değiliz. Mücadelemiz zaten bunun için.

Herkes için adalet.

Nerde kalmıştık?

İsimsiz bir telefon veya imzasız bir e-postayla, başka hiç bir somut kanıt olmadan ‘darbeci’ suçlamasıyla merkeze götürülüyorsunuz. 20 yıl işinizden başınızı kaldırmamışsınız. Evden işe, işten eve vaziyeti yani. Sizi gözaltına alan komiser bile size atılan suçlamayı komik bulur. Siz haklı olarak sorarsınız;

“Suçlu olduğuma inanmıyorsanız, serbest bırakın madem…”

“Olmaz! Biz, sizi savcılığa sevk edelim; bu iddiaya zaten savcı bey de güler, o sizi serbest bırakır…”

Savcılığa sevk edilen vatandaşa yapılan suçlamaya savcı bey de güler, inandırıcı gelmez. Vatandaş haklı olarak yine sorar;

“Madem atılı suçlamayı komik buluyorsunuz, serbest bırakın gideyim evime…”

“Olmaz! Suçlu olmadığını biliyoruz ama mahkemeye sevk edelim, hakim bey serbest bırakır seni…”

Koca savcı, yalan söyleyecek değil ya… Memur vatandaş, darbe yapmaya teşebbüs etmek şeysinden sonunda mahkemeye çıkar. Serbest kalacağına emindir. Hatta serbest kaldıktan sonra yiyeceği ev yemeklerinin hayalini kurmaktadır bir yandan. Hakim, memur vatandaşı şöyle bir süzer.

Gülümseyerek;
“Senin atılı suçu işlediğini düşünmüyoruz”, der.
Vatandaş sevinçten havalara uçar doğal olarak. İçini, birazdan serbest kalacak olmanın verdiği heyecan kaplar. “Adalet yerini buldu nihayet!” diye geçirir içinden…

Hakim sözlerine devam eder;

“Evet, atılı suçu işlediğini düşünmüyoruz ama biz seni tutuklayalım, sen üst mahkemeye itiraz edersen onlar seni bırakır”

Velhasıl, vatandaş 3 aydır içeridedir… İşinden gücünden olduğu gibi bir de terörist damgası yemiştir artık…

Memlekette hukuk sistemi yukarıda anlattığım gibidir dostlar… Piyango herkesi vurabilir… Memlekette adalet olmadığı gibi kimsenin güvenliği de kalmamıştır…

Yazıya son verirken acı bir gerçeği de buraya bırakmak istiyorum;

Yukarıda okuduğunuz hikaye, gerçektir…

(İllüstrasyon: Gündüz Ağayev)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here