Gazete REDABD seçimleri ve Trump: Kazanan her şeyi alır sistemi

ABD seçimleri ve Trump: Kazanan her şeyi alır sistemi

Kumar masasındaki “kazanan her şeyi alır” mantığının seçim ve demokrasi diye yutturulduğu ABD, 45.Başkanını seçti. 225 milyon seçmenden 100 milyonunun sandığa gitmediği, yüzde elli küsur seçmenle yapılan şaşaaya tüm dünyanın demokrasi demesi kimseyi aldatmasın.

Gloria La Riva adını duydunuz mu? Ya Jill Stain, Gary Johnson? Nasıl bizim çukur medyada bu isimleri duymadıysak,  dünya medyasında da pek az istisna dahil, bu isimlere yer verilmedi.  Oysa Gloria La Riva, Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi (PSL), Jill Stain Yeşiller Partisi ve Gary Johnson da Liberteryanların başkan adayı olarak seçimlerde yer aldılar. Bir de bağımsız aday Mitt Romney var tabi. Hilary Clinton Demokrat Partinin, Donald Trump ise Cumhuriyetçi Partinin adayıydı. Başta değindiğimiz “kazanan her şeyi alır” sistemi sadece iki adayı öne çıkarıyor ve Eyaletlerde bir oy fazla alan tüm delegelikleri kazanmış oluyor. Kapitalist demokrasiye örnek gösterilen sistem tamamen adaletsizlikler üzerine kurulu.İki parti dışındaki diğer adayların kazanma şansı sıfır olduğu için bu adaylar tamamen propaganda için seçimlere katılıyorlar.İki rakip parti adaylarının seçim kampanyası ise bir milyar dolar gibi afaki bir bütçeyi gerektiriyor.İşte bu ahval ve şerait altında yapılan seçimleri dünyanın(nedense?) pek şans vermediği Donald Trump kazandı.Bu Trump’u şöyle anlatırsak ne olduğu daha iyi anlaşılır: ABD’nin Ali Ağaoğlu’su. Irkçı, cinsiyetçi, ukala, patavatsız… Say say bitmeyen olumsuz sıfatları tek başına yüklenmiş bir emlak zengini. İnşaatçı. Hayatı beton olarak görmekte ısrar eden ve kendi çıkarı için babasını satacak karakterde biri. On milyar dolarlık bir serveti olduğunu kendisi söylüyor. Yani özcesi, Trump, emperyalist siyasetin kirli yüzünün cisimleşmiş halidir.

Neden Trump Kazandı?

Emperyalist, dünya jandarması,  Rusya palazlanmadan önce tek kutup olan ABD, içerde hayli sıkıntılı.Bu ülkede nüfusun yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.2007-2008krizinde 3 milyon aile banka ipotekleri nedeniyle evlerini kaybetmiş.O çok övülen Obama döneminde yüzde birin serveti katlanmış ama çalışanların ücretleri yerinde saymış. Çoğunluk sağlık güvencesinden yoksun. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de istediği olmamış, siyasi bir çıkmazda debeleniyor. Ekonomisi kötü… Kriz, siyasette taşları yerinden oynatır ve Trump gibilere çözüm gözüyle bakar insanlar. Aslında adayların birbirinden hiçbir farkı olmasa da medya bu demokrasi oyununun sürmesi için yapay farklar yaratarak seçimlerde algı oluşturur. ABD seçimlerinde bu yapıldı. Medya desteğini Clinton’dan yana kullandı. Ancak Amerikan derin devleti hiç de onlar gibi düşünmüyordu.

Clinton şahin tavrını kampanya boyunca sürdürdü. Suriye’de uçuşa yasak bölge kurmaktan söz etti ve Amerikalılar bunun Rusya ile savaş demek olduğunu biliyorlardı. Ekibi bu sorunları çıkaran Neo-Con’lardan oluşuyordu. O Neo-Conlar, “Clinton doktrin taslağı” diye, Ortadoğu,Afrika ve Avrupa’da  Rusya karşıtı bir ABD hakimiyeti tasarlayan ucubeyi savunuyorlardı. Buna karşın Trump, federal asgari ücreti artırmaktan, kürtaja ceza getirmekten, iyi adam olup ülkesini yücelteceğinden, lobiciliğin yasaklanmasından, herkesin sağlık güvencesine sahip olması gerektiğinden,  gazilere dönük iyileştirmelerden, siyahların örgütlenmelerine açıkça karşı olduğundan, işsizliğin yüksek olmasından, vergilerin indirilmesi gerektiğinden,  göçmenlerin sınır dışı edilmesinden vb.dış politikada Rusya ve Çin ile iş yapılmasından söz edip durdu. Yani ezik, ortalama, beyaz Amerikalılara mavi boncuk dağıttı. Üstelik bunu o kibirli üslubuyla yaptı. Kuşkusuz bunlar seçmen nezdinde bir değerlendirmeye tutulmuştur. Fakat tek başlarına kampanyaların seçim sonuçlarını belirlemesi mümkün değil.

Daha başka bir dolu etken var. ABD sistemi başkanlar dışında işleyen ve dünyayı yönetme sevdasındaki dev tekellerin devletteki uzantılarının isteğine göre şekilleniyor. Bu seçim kampanyasında da bunun emareleri hayli açık belirdi. Clinton’a yönelik FBI soruşturması mesela.

Amerikan sitemi, genelde, politikasını kime sorunsuz uygulatacaksa onu başkan koltuğuna oturtmak için çalışan bir sistem. Clinton’un Obama döneminde dışişleri bakanlığı ve eşinin sekiz yıllık başkanlığı döneminde edindiği beyaz saray tecrübesi,  sistemi bildiği ve kolay lokma olmayacağı yargısını,asıl egemenler nezdinde pekiştiren etkenlerdi. Trump ise bırakalım devlet deneyimini siyasi deneyime bile sahip olmayan biri. Yani devlet aygıtının ve dev tekellerin oyuncağı olmaya aday ,zengin ve yaşlı bir bunaktan başka bir şey değil.

Seçim kampanyası dönemindeki hamaseti öne çıkarması ABD’yi yeniden büyük bir ülke yapacağına dair söylemleri dersine iyi çalıştırıldığının göstergesi. Ezik kitlelerin böylesi çıkışlara ihtiyaç duyduğu sır değil. Ki tüm dünyada yükselen aşırı sağ, ırkçı, faşist politikanın ABD’yi es geçmesi de beklenemezdi. Halkın bıkkınlığı, yıllardır merkez sağ politikaların yalanlarının inandırıcılığını kaybetmesi vb. nedenler kitleleri başka bir yalanın peşine takıp götürebiliyor. Amerika’da seçime katılan yüzde elli küsur da Trump diyerek bu yükselişe onay verdi lakin sonuç hem dünya kamuoyunu hem de ABD halkını şaşırtmış gözüküyor. Çünkü ne yaptıklarının farkına varan ABD kamuoyu birçok eyalette durumu protesto eden gösterilere girişti. Bu kabullenemezlik elbette onları Trump’suz bir güne döndürmeyecek. İyimser bir tahminle kitle hareketleri çelişkiyi derinleştirerek bir uyanışa meşale olabilir.Ancak emperyalizm merkezinde sistemin asıl aygıtı buna izin vermez ve bu kitle gösterileri ile Trump’u korkutarak dayatacağı politikalara onay almayı kolaylaştırır.

Sonuç olarak

Faşist, aşırı sağ, ırkçı adayların uçuk yalanları krizdeki halklara masal gibi geliyor. Emperyalist kapitalizm çürüdükçe yeni bir karanlığa yelken açıyor. Bunu yükselen faşizm dalgasından anlamak mümkün. Siyaset erbabının külliyen akıl sağlığı bozuklardan oluşması sadece bizde değil, dünyanın çoğunluk ülkelerinde de aynı. (Avrupa siyaseti de hızla sağcılaşıyor. Fransa, Avusturya, Hollanda, İngiltere, Almanya, İtalya gibi ülkelerde, daha düne kadar yüzde beşlerde tırmalayan faşist partiler belirleyici duruma geldiler.)  O halde bunun tek sorumlusu kapitalizm. Kapitalizm akıl dışı bir sistem ve teknoloji geliştikçe bu akıl dışılığı daha da belirginleşiyor. Sistemin sürdürülebilmesi açısından akıl sağlığı bozuk politikacılar tarafından yönetilmesi gerekiyor. Çünkü aklı başında bir yönetici bu akıl dışı sistemi en kötü reforme etmeyi düşünür. Galiba daha belli bir süre insanlık, hatta hayvanat ve bitkiler alemi, dağ, taş, toprak,su… bu akıl sağlığı bozuklara katlanmak zorunda… 21.Yüzyılı İnsanlığın delirdiği bir çağın-delilik çağının- başlangıcı. Politikacılar yardımıyla cehalete itilen kitlelerin, politikacılarla beraber gerçeklikten kopuşlarının ve hızla karanlığa sürüklenmelerinin yüzyılı. Bu hızla yaygınlaşan cehaleti önlese önlese insanlığın kutup yıldızı SOSYALİZM önleyebilir. Tek panzehir bu. Tüm dünyanın içine girdiği karanlığı enternasyonalist bir işçi sınıfı mücadelesi ile dağıtabiliriz.

Eğer başaramazsak bu liderlerle, bu krizle dünya, 3. paylaşım savaşına koşar adım gider. Bu da tüm insanlık için korkunç  bir yıkım demektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,031TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol