ABD mi çekilir, Trump mı?

Uyandığımızda hatırladığımız ve hatırlayamadığımız rüyalar vardır. Çoğuna bilinçaltı damgasını vururken, belki de hiç olmadık anlarda hatırlanmak üzere hafızada kayda geçer. Erdoğan ise uyanıkken görüp anlattığı rüyaların, kendi tabanının Neo-Osmanlı damarını nasıl kabartıp onları heyecanlandırdığını keyifle izlerken, aynı zamanda muhatap olduğu devletlerce her adımının kayda geçirildiğini de herhalde biliyordur. Zira, bunların hepsi karne notunu etkiliyor, biliyorsunuz!

KISA ÖZET

BOP ‘Eşbaşkanlığı’ ile birlikte Saray’a yerleşip Neo-Osmanlı Hanedanlığı rüyasına bir adım yaklaşan ve hep orada kalan Erdoğan’ın, bir görev üstlendiğini meydanlarda gururla anlattığı ve Emevi Camii’nde namaz düşünü müjdelediği günlerde, Suriye’nin kentlerine plaka tayin eden şımarıklık dönemini hatırlarsınız. Hızlı geçti.

Fırat Kalkanı operasyonlarıyla sahaya iniş yapan Erdoğan’ın büyüklerinden onay aldığı plana göre, gönderdiği cihatçıların önceden üfürülen harekat planı çerçevesinde IŞİD’in boşalttığı güzergahlarda ıslık çalarak ilerlemesi, mermi atmadan ve pusulayı şaşırmadan hedef noktalara ulaşması ve yapılacak açıklamalarda etkisiz hale getirildiği iddia edilen IŞİD militanı sayısının bölgedeki toplam cihatçı sayısını geçmemesine dikkat edilmesi kafi idi.

İş, ABD’nin Rakka için müttefik olarak Erdoğan yerine YPG’yi tercih etmesi ve Erdoğan bir ümit Trump’ı ikna etmek niyetiyle ABD’ye uçarken, aynı saatlerde ağır silahları YPG’ye sevk etmek üzere talimatları imzalamasıyla karışmaya başlamıştı. ABD’nin, “ağır silah vermedik, verdik ama ağır silah değildi, verdik ve ağır silahtı ama geri toplayacağız” yalanları üst üste inerken, ABD ile Rakka’da “ortak operasyon” yerine ABD’nin Genelkurmay’a göndereceği bir Amerikan subayının gözetiminde “ortak koordinasyon”a fit oldular.

İç politikaya oynamak üzere ne yapıp edip Ortadoğu’dan bir kahramanlık hikayesi devşirmek zarureti içinde olan Erdoğan’a, CHP’ye varana kadar çoğunluğun verdiği desteğe rağmen işin inandırıcılığı ciddi biçimde yara almaya başlamıştı.

Arada her nasılsa, Rus uçağının düşürülmesi ve Karlov suikastı gibi “terslikler” de ardı ardına gündeme düşüyordu!

Tuhaftır, bütün bunların ardından yine bir seçim öncesi Erdoğan’ın “Zeytin Dalı” ile bütün dikkatleri Afrin’e odaklamak üzere harekete geçip, otobüslere doldurduğu maaşlı cihatçıları “Kuvayi Milli” diye etiketlemekten kaçınmayarak bölgeye sürmesi, “Esed’i indirmek” ve “Emevi Camii’nde namaz kılmak” hedefinin üstünü örtmeye yetti. Bu hedef küçültme ile beraber iş tamamen, güya bölgedeki Kürtlerden gelecek tehditlerin önlenmesi ve sınır güvenliğinin sağlanması, bunun için de Kürtlerin bölgede bir kurtarılmış bölge oluşturmasının önüne geçilmesi amacı ile çerçevelendi.

Ancak, bunun için Türkiye’nin de başından beri içinde bulunduğu Astana sürecinde alınan kararların işletilmesi, o kararlar çerçevesinde Kürtlerin de siyasi sürece dahil edilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti altına alan maddeler kafi idi. Dolayısıyla, bölgede yürütüldüğü söylenen askeri operasyonlar, bir güvenlik gerekçesi olması bakımından da boşa düşüyordu. Zira, bu süreçte üstü örtülen bir diğer husus da IŞİD’le mücadele oldu. Artık, Suriye dendiğinde Kürtlerden gelecek olası tehditlerin savuşturulması, bölgedeki askeri varlığın tek gayesi olarak gerekçelendirilmeye başlandı. Askeri varlık derken, hani şu Erdoğan’ın “kuvvacı” ÖSO cihadçıları ile onların kendi aralarında olur olmaz zamanlarda çıkan hırgüre hakemlik yapmak üzere başlarında bulunan TSK.

Bütün bu süreç boyunca, Erdoğan’ın grup toplantılarında veya açılış konuşmalarında Suriye’ye değindiği her günün akşamı medyada sınıra askeri sevkiyat haberleri eşlik etti. Erdoğan, kah ABD’den Münbiç’te ortak devriye, kah Rusya’dan İdlib’de ortak gözlem noktaları oluşturma planları çerçevesinde yeni roller dilenerek Suriye topraklarındaki varlığını gerekçelendirmeyi sürdürdü.

O tarihlerde, ABD ve koalisyon güçlerinin Beyaz Baretliler ile bölgede tezgahlamaya kalkıştıkları “Esad, kimyasal silah kullandı” oyununun geri teptiğini, ABD’nin o tarihlerdeki “çekiliyoruz” açıklamasından sonra dönüp Suriye’ye füze saldırısı gerçekleştirdiğini de unutmamak lazım.

TRUMP: EVE DÖNÜYORUZ!

Her ne kadar sık sık referans vererek ansa da Fırat Kalkanı’nın, ABD ile Rakka’da ortak koordinasyonun, Rusya ile İdlib’te ortak gözlem noktaları oluşturmanın ve Afrin işgalinin iç politikada beklediği desteği getirmediğini gören Erdoğan, yeni bir seçim arifesinde, bu sefer Fırat’ın doğusuna “bugün yarın” bir harekat düzenleneceğini üfürdüğü gün, Trump çıkıp “IŞİD yenildi ve Suriye’deki varlığımızın gerekçesi ortadan kalktı. Eve dönüyoruz!” deyiverince çarşı karıştı.

ABD’nin Suriye’deki varlık nedeninin gerçekten IŞİD’i yenmek olup olmadığı, Suriye’den gerçekten çekilip çekilmeyeceği, Suriye’den çekilecek ise bunun kapsamının ne olacağı ve nihayetinde ABD’nin askeri gücünü, pılını pırtısını toplayıp gerçekten eve dönüp dönmeyeceği sorgulanmadan büyük tartışmalar büyük şaşkınlıklar eşliğinde ve yüksek sesle ortalığa saçıldı.

Herhalde, Trump bir danışmanlık şirketine yüklüce bir ödeme yaparak Suriye’den çekilmesinin olası sonuçlarına dair tarafların tepkisinin ne olacağının araştırılmasını istese bu kadar verimli ve hızlı yanıtlar alamazdı. Hem de, Trump’ın en çok tercih ettiği şekilde, bedava!

ABD’nin askeri gücünü bölgeden çekmemesi için Beyaz Saray’a iletilmek üzere imza kampanyaları mı dersiniz, itiraz edenlerin solculuğunun tartışmaya açılması mı dersiniz, ABD’nin bölgeden çekilmesinin en çok Erdoğan’a yarayacağı türünden hezeyanların bir “analiz” olarak ciddi ciddi savunulması mı?

Dahası da var; Türkiye, ABD ile karşı karşıya gelebilirmiş ama ABD’nin geri çekilmesi ile bu sefer Rusya ve Suriye ile karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olabilirmiş! Üstelik, en çok Erdoğan’a hizmet edeceği açık olan bu üfürülmüş tezleri ortaya süren uzmanlarımızdan biri, abdestinden şüphe etmenin günahtan sayıldığı akademisyenimiz Fatih Yaşlı. Ayıptır!

“Suriye’deki İran etkisini kırmak için bir NATO ordusundan daha işlevsel bir güç olamaz ayrıca ABD açısından”, diyor Yaşlı hoca. Hadi, buyrun; İran ambargosu konusunda Trump’dan yalvar yakar muafiyet dilenen ve son dakikada güç bela altı aylık muafiyet koparan Erdoğan’a biçilmiş muazzam bir rol daha. İlk bakışta kitaba da uygun görünüyor tabii. Ancak sorun şu ki, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını Suriye’den ibaret görmek bu tezin orta yerinde kocaman bir delik açıyor. ABD, mesela Irak’tan kalkıp bu delikten epey sert esebilir! Bu, İran’la ilgili hesapları için geçerli olduğu kadar pekala Suriye için de geçerlidir. Bir de, Türkiye’nin kağıt üzerinde NATO ordusu olması, bundan sonrası için ne kadar ve kim için işlevsel diye sorgulamak da lazım. Türk ordusunun NATO ile, bundan sonrası için sınır dışında mı içinde mi bağlı olduğunu da tabii!

Dahası, telefonda “Çekiliyoruz, IŞİD’den arta kalanı halledebilir misin?” dediği öne sürülen Trump’a “Bize gerekli desteği verirseniz hallederiz” diyen Erdoğan ellerini ovuştururken, ABD YPG’ye yüzelli tır dolusu ağır silah indiriyordu.

NEREDEN NEREYE?

Artık, bir süre sonra ipin ucunu kaçırıp, devam eden bu tartışmaların gerçeklikten koptuğu noktalarda boğulmamak için bir adım geri çekilmek ve sakince;

  • BOP Eşbaşkanlığı ne oldu kuzum?
  • Fırat Kalkanı’nda ne elde edildi?
  • Bu iş ne ara “Zalım Esed”i indirmekten Kürtleri durdurmaya evrildi?
  • Rakka’yı ABD ile beraber koordine ettiniz de ne oldu? Bunun için ABD’den gelen subay yaşıyor mu?
  • Afrin’de, Kuvvacı ilan ettiğiniz ÖSO militanları ortalığı yağmalarken, ganimeti paylaşamayınca birbirlerine girdiklerinde hakemlik yapmak dışında ne yaptınız?
  • IŞİD’le petrol ticaretinden kime ne kadar kaldı?
  • Rus Büyükelçiliği’nde açılışı yapılan Karlov büstünün önünde saygı duruşunda bulunan Volkan Bozkır’ın fotoğrafı size bir şey anlattı mı?
  • Suriye ve Rusya’nın, bir numaralı sorumlusu olarak Erdoğan’ı işaret edip BM’ye verdiği savaş suçları dosyası ne alemde?

sorularını sorup, alınabilirse cevapların altına üstüne bakmak konunun muhatabı olan arkadaşların ruh sağlığı açısından da, yapacakları “analiz”ler yüzünden mahcup olmamaları için de faydalıdır.

Bu konuları, Twitter’da alıntılanmış haberlerden bir akış demeti ile yorumlamak pek de hijyenik bir çalışma olmayacağı için, üç gün sonra dönüp okumaya kalksanız öksürük yapar. Üç gün önce ne demiştim, diye merak edip okursanız tabi!

EMPERYALİZM KISKACINDA ERDOĞAN’IN ROLÜ

Her şeyden önce, Türkiye’nin Ortadoğu’da diğer aktörlerle eşdeğer bir rolünün ve fonksiyonunun bulunmadığını, bütün bu sürecin bizzat Erdoğan tarafından iç politikaya oynamak, seçimlerde avantaja çevirmek ve sözüm ona savaş koşullarını halkın burnuna dayayarak diktatörlüğünü meşrulaştırmak gayesi ile köpürtüldüğünü akıldan çıkarmamak gerekir. Ayakları bu çerçeve dışına basan her değerlendirmenin, Erdoğan’ın Saray medyasına dikte ettirdiği naylon kahramanlık hikayelerine ve tenekeden tarih tezlerine hizmet edeceğini de unutmamak lazım.

Sözü edilen kimi ayrıntılar süsleme sanatıdır. Ancak, daha önce ABD’nin baskısıyla Çin’den almayı düşündüğü füzelerden vazgeçen Türkiye’nin, bu sefer de Rusya’dan almayı düşündüğü S-400’lerden vazgeçmesi askeri, diplomatik ve ticari açıdan sorun teşkil etmeyecek olsa bile siyasi açıdan sorun teşkil eder. Tamamen sorunsuzmuş gibi görünen bir iptal gündeme gelir ise, Putin’in yeni bir boru hattı döşemek için kazmayı nereye vuracağına bakmak üzere Karadeniz’e açılın. Elindekinin gerçekten bir kazma olup olmadığını kontrol edin. Baktınız ve ne kazmayı ne de Putin’i görüyorsunuz? O halde, sorun düşündüğünüzden de büyüktür. O iş, ABD’nin F-35 alımına endeksleyerek önünü açtığı Patriot alternatifine ve dahi ABD ve NATO bağına rağmen zordur. Zorluğu, bütün bunlardan da önce Erdoğan’ın mecburiyetlerinde saklıdır. Kendi siyasi kariyeri ve geleceği için ”S-400 zaten tamamdı, Patriot füzelerini de alalım, kimse kırılmasın” dediği anda da, anlayın ki “Erdoğan’ın Ortadoğu’daki rolü” üzerine tez yazıp dururken emekli olup gideceksiniz. Yazdığınız tezleri toplayıp hurdacıya verirsiniz. Emekli ikramiyesinden çok tutar.

ABD, göreve geldiği günden bu yana yaklaşık otuz bürokratı istifa etmiş olan Trump’ın aldığı karar çerçevesinde Suriye’den çekiliyor olabilir ancak bu ABD’nin Suriye siyasetinden de çekileceği, hatta ani bir kararla geri dönmeyeceği anlamına gelmez.

Trump’ın çekilme kararını derhal lehine çevirmek üzere harekete geçen Erdoğan, ilk olarak Türkiye’ye davet ettiği Trump’tan kibarca “Her zaman görüşmeye açığım ama programımda yok!” cevabı alırken, hemen ardından görüşeceğini söylediği Putin’den de (Kremlin sözcüsü kanalıyla) “Erdoğan’la görüşmek programımda yok!” cevabı aldı.

Bütün bu süreç boyunca, YPG’ye verilen silahlar konusunda Türkiye’nin hassasiyetini nasıl da sert biçimde ABD’ye ilettiğini medyadan takip edebilir, Rusya/İran bloğuyla Türkiye arasında derinleşecek sorunları örtbas etmek için Mevlüt Çavuşoğlu, Hulusi Akar ve Hakan Fidan üçlüsünün Moskova ziyaretlerini izleyebilirsiniz. ABD’de yargılanan Hakan Atilla’nın ve hakkında FBI tarafından soruşturma açıldığı iddia edilen Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi için çalışmaların nasıl da büyük bir hızla yürütüldüğü haberleri de bonus!

Ve er ya da geç, bütün bu süreç sonunda Türkiye’nin de, altına Erdoğan’ın imza attığı ve artık Cenevre’ye bağlanan Astana kararları çerçevesinde “misyonunu” yerine getirmiş bir komşu ülke olarak Suriye’den bir zafer edasıyla çekildiğini görmek uzak değildir. Evet, beyaz otobüslerle!

Kürtler mi? Gelecekte, ayaklarını bastıkları topraklarda kimlerle yaşayacaklarsa onlarla masaya otururlar. Onların temsilcisi de bugün Esad’dır. Herhalde, bunun için gerekirse Rusya’nın aracılığına eyvallah demektense ABD’nin aracılığı için Beyaz Saray’a iletilmek üzere imza kampanyaları düzenlemeye kalkmak, bir çuval inciri reçel yapmaktır.

DERDİMİZ, AHVALİMİZ!

Cenevre’ye bağlanacak olan Astana süreciyle beraber Suriye, yeniden inşa sürecini hızlandırırken, Suriye’den pılını pırtısını toplayıp dönmek zorunda kalacak olan Türkiye için asıl soru işareti, o kadar cihatçıyı ne yapacağıdır?

Türkiye gibi, en az üç yıllık sürece yayılacak olan ekonomik krizin sonuçlarını sanayide durgunluk, iflaslar, yeniden yükselecek enflasyon ve artan işsizlikle derinden yaşayacak bir ülkede, daha önce paramiliter bir yapılanma olarak faaliyetlerine başlayıp İçişleri Bakanlığı’nın gönderdiği rica mektubuyla kapatılan Halkın Özel Harekatı (HÖH) bugünlerde isim değiştirerek tekrar faaliyetlerine başlarken, herhalde hazır eğitilmiş ve sahada katıldıkları yağmalarla pratikten geçmiş güruhu istihdam etmek, iç politikada sıkışan her diktatör için bulunmaz nimettir!

Kendisi de Erdoğan gibi iç politikada çok sıkışan Trump’ın, ülkesi ABD tarafından uzun zamandır Ortadoğu’ya yaptığı ama dönüp dolaşıp Suriye’de düğümlenen yatırımlarının sonuçlarını Türkiye dahil kimseye kaptırmamak için elinden gelen dümeni çevireceğini, yerini kimsenin doldurmasına izin vermeyeceğini ama laf aramızda, beklentilerini de karşılayamayacağını ve yenilgiyi kabul etmesi gerektiğini bilmek lazım. Zira, baştan onun da derdi IŞİD’i değil, Esad’ı bitirmekti.

Hulusi Akar ve Mevlüt Çavuşoğlu, her an bir harekat başlatmak üzere “planlar hazır” açıklaması yapadursunlar, geldikleri nokta, Erdoğan’ın “Fırat’ın doğusuna bugün yarın” dediği operasyonun da belirsiz bir süre sonrasına ertelendiği gerçeğidir.

IŞİD’İ ÇİTİLEMEK!

Erdoğan, Soçi mutabakatında, 15 Ekim’e kadar İdlib’teki cihatçıların ağır silahlarını teslim ederek çekilmesini sağlamak üzere Rusya’ya verdiği sözü tutamamışken, Türkiye’nin kalkıp ABD’nin çekilmesiyle oluşacak boşluğu doldurması Erdoğan iktidarının boyunu aşar. Trump’ın, ABD’nin askeri gücünü Suriye’den çekmesiyle beraber IŞİD’in kalan unsurlarını Erdoğan’dan temizlemesini istemesi de, aynı şekilde Erdoğan’ın boyunu aşacak iştir.

IŞİD’e dönük bir hamle yapılması halinde makasa gelecek ilk ülke Türkiye’dir; IŞİD’in Erdoğan tarafından gerçekten hedef alınacak olması, Türkiye’nin kendi içinde uyuyan IŞİD hücreleri tarafından hedef alınması gibi çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi, IŞİD’in TSK himayesindeki ÖSO’nun gireceği her yerden çekilerek alan açması da, daha uzun zaman IŞİD’in bölgede cirit atacağının, varlığını geliştirerek sürdüreceğinin göstergesi olur. Oysa Rusya ve ABD’nin, hele de bu saatten sonra böyle bir gelişmeye müsamaha göstermeleri herhalde beklenemez. Bıçağın ucu Türkiye’ye ve Erdoğan iktidarına döner. Boyutları tartışılır.

Böyle bir kararı olsa olsa Putin’le beraber alacak olan Trump’ın, yakın zamanda Esad’ı ziyaret eden Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir üzerinden Arap Birliği’ne etkin bir rol vermesi, Türkiye’yi de ortalığı silip süpürmek üzere sahaya sürmenin zeminini, zaten hevesle kendisinden beklediği görevi Erdoğan’a bir telefon görüşmesiyle yıkarak oluşturmuş olması muhtemeldir. Ancak, İdlib’de yapamadığını daha geniş bir alanda hiç yapamayacak olan Erdoğan’ı böylelikle Ortadoğu’dan emekli etmeyi düşünüyor olması ihtimalinin kendisi bile, ABD’nin çekilmesiyle oluşacak boşluğu Erdoğan’ın kendisinden daha çok doldurur. ABD, çekilme planını yaparken oluşacak boşluğu neyle, kimle dolduracağını planlayarak yürürlüğe koymak üzere açıklamıştır ve seçenek elbette Rakka konusunda yerine YPG’yi yercih ettiği Türkiye olmayacağı gibi İdlib’de Rusya’ya verdiği sözü tutamamış Erdoğan da olamaz.

Bu konuda kalem oynatan her kim olursa olsun, önce Ortadoğu ve şimdi Suriye tezlerinde AKP’ye asli bir rol biçmek, AKP’nin tezlerine hizmet etmektir.

İÇ POLİTİKAYA MALZEME YAPILAN DIŞ POLİTİKA

Karaya oturan AKP dış politikasının üstü, Erdoğan’ın ayaküstü yakaladığı her yabancı devlet adamıyla çektirdiği fotoğraflar ve yaptığı telefon görüşmesi haberleriyle örtülüyor. Oysa bunlar, Erdoğan’ın aile albümünden ancak torunlarına gösterebileceği birer anıdır. Dış politika başarısı değil. Ele geçirip tekel haline dönüştürdükleri medyaya malzeme yetiştirme kaygısından başka bir amaç gütmeyen bomboş çabalar bunların çoğu.

Erdoğan’ın ve ailesinin, iç siyasetin dizaynına ve kişisel/ailevi ticari çıkarlarını kamufle etmeye dönük tali fonksiyonları dışında, başından beri herhangi bir bölgesel asli rolü yoktur. Bölge üzerinde hakimiyeti olan güçler ve dengeler dikkate alındığında, böyle bir asli rolün olmasına da imkan ihtimal yoktur.

Erdoğan tarafından TSK himayesinde Suriye topraklarına sokulan ÖSO da, yerel halkın malını mülkünü yağmalamak dışında bir tek fonksiyon üstlenmiştir: Başta YPG’nin, bundan böyle belki bir süre de Suriye Ordusu’nun ve daha çok da Suriye Ordusu’na bağlı grupların bulunduğu bölge sınırlarına gidip “haka dansı” yapmak ve işaret geldiğinde çekilmek!

Soldan soldan konuşan arkadaşlar, ne olması gerektiği konusunda ille de bir kehanette bulunmak zorunda hissetmemeli. ABD’nin ve AKP’nin ekmeğine yağ sürecek tezlerin peşinden koşmaktansa, Türkiye’nin edebiyle Ortadoğu’dan çekilmesi gerektiğini savunabilirler.

Emin olsunlar, kendilerini mahcup etmeyecek tek tez de, Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi gereğidir. Bu süreç sonunda olacak olan da budur.

NOEL BABA’YI BEKLEMEK

Trump, geçen gün Noel etkinliği kapsamında Kuzey Amerika Hava / Uzay Savunma Komutanlığı’nı arayıp Noel Baba’nın anlık konumu hakkında bilgi almak isteyen çocuklardan birinin telefonunu yanıtlar. Yedi yaşında olduğu öğrenilen çocuğa, “Hala Noel Baba’ya inanıyor musun? Yedi yaşında hala Noel Baba’ya inanmak marjinal değil mi?” diye sorar. Çocuk, “evet” diye yanıtlar. Ancak, çocuğun bu cevabı verirken “marjinal” kelimesinin ne olduğunu bilmediği sonradan anlaşılır.

ABD’nin çekilme kararına dayanarak, oluşacak boşluğu Erdoğan’ın doldurabileceğini, bu işten en karlı çıkacak kişinin Erdoğan olduğunu iddia ederek bundan sonrası için Ortadoğu’da Erdoğan’a asli bir rol biçmeye kalkan arkadaşların Noel Baba’ya da inanıyor olmaları muhtemeldir. Ancak, onların Noel Baba’ya inanmak için olağan sayabileceğimiz yaş grubuna göre hayli geçgin olduklarını biliyoruz. Bunun, marjinallikten başka bir şey olacağını da!

Zira gerçek şu ki, Trump’ın bir talimatıyla ABD Suriye’den (muhtemelen bölgedeki diğer üslerine) çekilecek olsa bile, Trump hiç çekilecek kahır değil. ABD için bile!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here