Gazete RED21. Yüzyıl’ın orman savaşı!

21. Yüzyıl’ın orman savaşı!


Ormanı savunma mücadelesinden, bizzat yok edilmek istenen ormanın içinden görüntüler…

Yakın zamana kadar Almanya’nın enerji politikası bir kapitalist ülkede olabilecek en iyi politika gibi görünüyordu. Japonya’daki Fukushima nükleer felaketinden hemen sonra yeni nükleer santral yapılmamasına, var olanların da zaman içinde kapatılmalarına karar verilmişti. Kömürle çalışan termik santraller ürettikleri enerjiden fazlasını ısı ve karbondioksit olarak atmosfere püskürtüyordu. Kirli bir enerjiydi ve bu nedenle tamamıyla anlamsızdı. Bunların da zaman içerisinde kapatılması gerekliydi.

Devlet önüne 2020 yılında 1990’da var olan havadan yüzde 30 daha temiz bir hava kalitesine ulaşmak gibi bir hedef koymuştu. Ülkenin her tarafında rüzgar gülleri mantar gibi çoğalıyor, yenilenebilir kaynaklar konusunda önemli araştırmalar yapılıyordu. Otoyolların üzerini güneş panelleriyle kaplamak, ülkenin kuzey kıyılarında günlük olarak yaşanan gelgit sırasında hareket eden deniz suyunun enerjisini kullanmak gibi futüristik projeler ortaya atılıyordu. En önemlisi de 2017 yazında bir günlüğüne de olsa toplam elektrik enerjisinin yüzde 76’sı güneşten ve rüzgardan sağlanmıştı, ki bir rekordu. Ortada sadece bilim kurgu projeleri değil, aynı zamanda somut bir takım kazanımlar da vardı. Uzmanlar 2020 için öngörülen hedefin 2018’de olanaklı olduğu tespitini yapıyordu.

Sonra ülkeyi yönetenler başlarını bir duvara mı çarptılar, kirli enerji kaynaklarına yatırım yapmış olan sermayedarlar önce kendi masraflarını çıkartmak mı istediler, yoksa nükleer santrallerin kapatılması halinde ülkenin nükleer silah üretmesinin çok zorlaşacağı tespiti mi yapıldı bilmiyorum. Önce yenilenebilir kaynaklar konusunda konuşanların sesleri olabildiğince alçaltıldı ya da tamamıyla kesildi. Sonra rüzgar ve güneş enerjilerine verilen ekonomik teşvikler kısıldı kuşa çevrildi. Son olarak da 2018 yaz aylarında aşırı üretim taşıma hatlarına yük olduğu için elektrik üretimini kıstılar. Bir kara mizah örneği olarak üretimi düşürülenler kömürle çalışan termik santraller ya da nükleer santraller değil, rüzgar gülleri ve güneş kollektörleri oldu. Nükleer enerjiden ve kömürden vazgeçilmesine yönelik politik kararlar (daha çok bir temenni olarak) geçerliliğini korumakla birlikte ülke temiz enerji kaynakları konusunda sahip olduğu gerçek potansiyelin çok gerisinde bir noktaya düştü.

Bu arada, üstelik de çevrecilik konusunda mangalda kül bırakmayan Yeşillerin hükümete ortak oldukları bir dönemde, Kuzey Ren Westfalya eyaletinde çalışma süreleri dolan kömürlü termik santrallerin işletme süreleri uzatıldı.

Bu noktada konudan ufak bir uzaklaşma yapıp bundan bir süre önce Türkiye’deki bir yazar arkadaşıma söylediğim “kapitalizm altında çevrecilik mümkün değildir” sözünü anımsatmak isterim. Sanıyorum bütün yaşamımda söylediğim en doğru cümlelerden birisiydi bu. Kapitalizm altında bir çok şey olabilirsin. Bakan, milletvekili, politikacı ve hatta sanatçı… Çevreci asla.

“Kapitalizm koşullarında çevrecilik” konusuna bir başka yazıda tekrar döneceğimi söyleyip, anlatmak istediğim Hambach Ormanı Direnişine dönmek istiyorum.

…..

Hambach Ormanı Almanya’nın en batı ucunda, Köln’le Aachen kentleri arasında kalan bir bölgede yer almaktadır. Buradaki orman adını yakınındaki Hambach kasabasından alır. Yeryüzünün yaşadığı son büyük buzul çağının sonunda yani bundan yaklaşık 12 bin sene önce doğal olarak yetişmiş bir ormandır burası ve büyük bir talihsizlik eseri olarak, Hambach ormanının hemen altında, yüzeye çok yakın bir derinlikte dev bir linyit rezervi mevcuttur.

İşletme izinleri 2016’da Yeşillerin de katılımıyla uzatılan termik santraller de bu bölgeye Hambach Ormanı’nın altındaki kömür cevherine güvenerek kurulmuştur. Son 40 yıl içinde çok geniş bir ormanlık arazi bütün sorumluluk duygularından arınmış bir şekilde kesilmiş, altındaki kömür çıkartılmış ve elektrik üretilmiştir. 12 bin yılda yetişen Hambach ormanından bugüne sadece 200 hektarlık görece küçük yeşil bir leke kalmıştır. Ayakta kalan bu son orman parçası bir dizi hayvan türünün özellikle de Latince adı Myotis bechsteinii olan Bechstein yarasasının dünya üzerinde kalan son sığınaklarından birisidir.

Bölgede kömür çıkartma ve bunun için de ormanı kesme yetkisini elinde bulunduran RWE adlı şirket ise gözünü kalan ormana dikmiştir, 200 hektarın yarısını daha kesip buradaki kömürü de çıkartmayı planlamaktadır.

Gerekli midir?

Kesinlikle hayır.

Birincisi linyitle çalışan elektrik santrallerinin kapatılmaları sürekli olarak gündemde olan bir konudur. İkincisi de Almanya’nın sesi radyosu için yapılan bir araştırma RWE firmasının depolarında, var olan santrallere 2 yıl yetecek kadar kömür bulunduğunu göstermiştir.

Bu durumda yangından mal kaçırır gibi orman kesmeye girişmek ülkenin enerji gereksinimini karşılamaktan çok, RWE firmasına santrallerini bir kaç sene daha uzun çalıştırmak için gereksinim duyduğu mazereti sağlamaya yöneliktir.

KARŞI HAREKET

Hambach ormanının kesilmesine karşı ilk hareketler yetmişli yılların son dönemlerine kadar uzansa da bunlar daha çok taşınmak durumunda kalan yerleşim birimlerinde evinden olan halkın tepkisi biçiminde gelişen hareketlerdi, çoğunlukla da ödenen tazminatlar ya da temin edilen yeni konutlarla sakinleştiriliyordu.

İlk militan eylem 2004’te Greenpeace tarafından gerçekleştirildi. Bir daha da gerçekten durulmadı. 2012 Senesinde kalan son ormanın kesilmesi gündeme geldikten sonra orman eylemciler tarafından bilfiil işgal edildi. Ağaçların yukarı dallarına yerden 20-25 metre yüksekliğe ağaç evler kuruldu. Ağaçların üzerinde kurulu kulübelerde yaşayanlar sürekli değişse de yüzlerce insan kesintisiz bir şekilde bu evlerde yaşadı.

Dönem dönem polis müdahalelerinin ve sıkı çatışmaların yaşandığı yaklaşık altı yıllık bir zaman geçti. Bu arada örneğin polisin bulduğu iki el bombasını basına sunması sonrasında muhafazakar basında günlerce ‘çevreci terör’e dair fotoğraflarla süslenmiş haberler ballandıra ballandıra anlatıldı.

Oysa Hambach ormanı ikinci dünya savaşında Amerikan 9. Ordusunun Alman topraklarına ilk giriş yaptığı noktalardan birisiydi. Bu ormanda göğüs göğüse çarpışmalar olmuştu ve o iki bomba da bu çatışmalar sırasında kaybolmuş küçük birer anıdan başka bir şey değildi.

Sonra geldik 2018 yazına…

RWE firması “yangın tehlikesi nedeniyle” polisten ağaç evlerin boşaltılmalarını talep etti. Bu talebi hemen yerine getirmeye girişen eyalet polisi 12 Eylül 2018 tarihinde (uğursuz gün desem haksız olmam herhalde) operasyona başladı.

Polisler vinçlerle ağaç evlerin bulunduğu yüksekliklere çıkıp saldırıya geçtiler. Tahmin edilebileceği gibi müdahale iki taraf açısından da büyük zorluklar içeriyordu.

Çevredeki kiliselerin rahiplerinden oluşan bir grup din adamı olayı protesto etmek amacıyla polisin giriş noktalarında oturma eylemine geçti. Polis rahipleri karga tulumba taşıyarak bölgeden uzaklaştırdı.

Bu arada olayı eylemcilerin açısından kaydetmeye çalışan bir belgesel filmci kopan bir asma köprüden yaklaşık 15 metre aşağıya düşüp can verdi.

Polis müdahalesi durduruldu.

Vinçleri polise kiralayan şirket olayın boyutu karşısında gerekirse devlete tazminat ödemeyi göze alıp kira sözleşmesini insani gerekçelerle tek taraflı olarak iptal etti.

RWE ise polisten ormanı acilen boşaltmasını talep etti.

Polis bütün bir bölgeyi tehlike bölgesi ilan edip ormana girişi yasakladı.

Ormanda, yerden yirmi metre yüksekte asılı duran çok sayıda ağaç ev ve bu evlerde kalmayı sürdüren direnişçiler hala mevcut. Eylemlere katılan bir arkadaşla yaptığım sohbet sırasında “Ormanı kurtarma şansımız fifty-fifty” dedi. “Daha fazla değil ama daha az da sayılmaz..”

23 Eylül günü yapılan haftalık “orman gezintisine” sağanak yağışa ve polisin engellemelerine karşın yöre halkından 8 bin 500 civarında bir katılım oldu. Kitle birçok noktada polis barikatını delip ormana girmeyi başardı.

Nedendir bilinmez, orman gezintisinin sonunda polis taşıtlarının geçmesine uygun bütün orman yolları ağaç dalları ve kütüklerle kapatılmıştı!..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,815BeğenenlerBeğen
17,090TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol