Gazete RED2020’yi değerlendirmek…

2020’yi değerlendirmek…

Futbolun basit bir şov olduğu, yıkılmaz sanılan şeylerin yıkıldığı, suların çekildiği, gezegenin sonunun göründüğü bir yıl…

  • SERDAR KAZAK

Yılbaşı döneminde geçmiş senenin bir değerlendirmesini yapmak bir gelenek olmuş. Ben aslında bunu pek de gerekli bir iş olarak görmüyorum. Yaşamımızda “dönüm noktası” olarak belirlediğimiz bir tarihin değil kendisini dayatan bir olayın daha belirleyici olduğunu düşünüyorum.

Örneğin Corona kısıtlamalarının başlangıcı olarak 16 mart tarihinin yaşamımızı bütün yılbaşlarından çok daha fazla değiştirdiğini, eğer öncesi ve sonrası diye değerlendireceksek 16 mart öncesi ve sonrası diye bir değerlendirme yapmanın daha yerinde olacağını söyleyebilirim. Biraz da bu nedenle RED’e yazarlık yaptığım şu altı yıl içinde bir kez bile “yıl sonu değerlendirmesi” türünden bir yazı yazmadım.

Geçtikten sonra “değerlendirmesini” yapacağım ilk yıl bu. Hemen belirteyim, bunlar geçtiğimiz seneyi düşündüğümde bir çırpıda aklımda kalanlardır. Elbette ki atladığım, aklıma gelmeyen birçok başka şey de vardır yazılacak.

LANETLİ BİR YIL

2020 senesinin hepimizin yaşamında çok özel bir yeri olacak. Bu yılı biraz da lanetli, uğursuz bir yıl olarak anımsayacağız. İlk defa yaşamımızı bu şekilde altüst eden bir virüs ve böylesi bir pandemi ile bu yıl içinde tanıştık. Bizim yaşamımızda ve belki de tarihte bir ilk olarak bir senenin dörtte üçünü bir virüsün gölgesinde geçirmiş bulunuyoruz.

Bu sürede testi pozitif çıkanlarımız oldu. Kimilerimiz hafif ya da ağır bir şekilde hastalandı. Hatta kaybettiğimiz canlarımız oldu. Kaybettiklerimizin cenaze törenlerine bile gidemedik. Bir veda dahi edemeden, adeta evin önünden alınıp götürülen bir çöp torbası gibi hastaneden alınıp götürülen, defnedilen cenazelerimiz oldu.

Bunlar 2020 takvim yılından benim aklıma kazınan kötü, kısmen de korkunç anılar. Elbette ki bu kriz sürecinin içinde var ettiği olumlu bir şeyler de oldu.

Örneğin corona krizinde bizim kuşak yaşamında belki de ilk defa kapitalizmin bu denli çaresiz kalışına tanık oldu. Devasa bir sermaye, kısmen (örneğin Amazon gibi) birkaç noktada toplansa da, bir bütün olarak bakıldığında kapitalist ekonomi toplamda küçüldü. Üretim, nakliye ve tüketim zincirleri bir anda silindi ve geriye kala kala panik içinde kapışılan ekmek, un, patates, tuvalet kağıdı vb bir kaç kalem mal kaldı.

KAPİTALİZMİN KİFAYETSİZLİĞİ

Türkiye’de devletin hiçbir soruna çözüm üretmediğini zaten biliyorduk. Bu durum 2020’de de devam etti. Bizler çoğunlukla olayın Türkiye’deki yönetimin kifayetsizliği ile ilgili bir hastalık, sadece Türkiye’ye özgü bir durum olduğunu düşünüyorduk. COVID-19 sürecinin yönetimine baktığımızda bunun böyle olmadığını görebiliyoruz.

Evet Türkiye koronavirüse karşı rakamları saklamanın dışında hiçbir çözüm üretemedi. Ama örneğin görece “gelişmiş kapitalist” olduğu düşünülen ülkelerin de koronavirüs karşısında çaresiz kaldıklarını gördük. ABD gibi bir ülkenin COVID-19’dan ölenlerin cenazeleri için insan onuruna yakışır bir mezar kazmakta bile yetersiz kalışını ekranlarımızdan izledik. Bir çukurda üstüste yığılmış tahta kutular kaldı aklımızda.

Bu arada aynı “gelişmiş kapitalist” ülkelerin silaha ve yerine göre uzay projelerine hâlâ çok büyük kaynaklar ayırmaya devam ettiklerini görüyoruz. Kapitalistlerin ve kapitalist ülkelerin ne pandemiye, ne de insani kayıplara aldırmadıklarına açıktan tanık oluyoruz. Sadece son birkaç ay içinde izlediğimiz haberler bile bu adamların hiçbir zorlama olmaksızın kendi kendilerine makul bir noktaya gelmeyeceklerinin kanıtıdır.

FUTBOL VE MERKEZ BANKASI 

Biraz da ilgisiz gibi görünen önemsiz bir örnek olarak söylersek; profesyonel futbolun basit bir şov olduğu anlaşıldı. Pazar günleri “futbol” diye izlediğimiz şeyin aslında kitle iletişim araçlarıyla pompalanmış bir yanılsamadan ibaret olduğunu gördük. Onbinlerce insanın izleyici olarak toplandığı, son derece basit ritmler eşliğinde bağırıp çağırdığı, estetik olmayan bir takım hareketleri icra ettiği tribünler boş kaldığında oynanan futbolun aslında bir mahalle maçından hiçbir farkı olmadığı anlaşıldı.

Bertold Brecht’in diyalektiğe övgü şiirindeki deyimlerle söylersek; uzunca bir süredir ilk defa yıkılmaz gibi görünen şeyin aslında çok da kolay yıkılabileceği ve artık hiçbir şeyin olduğu gibi kalamayacağı görüldü. Bunun en iyi sembolü Paris’te kitlenin Fransa Merkez Bankası’nı ateşe vermesidir. Bu da 2020 senesinden geriye kalan güzel bir sonuç olarak tarihe not düşelim.

SICAK…

Bu yıla dair Corona krizinin dışında aklımda kalan başka şeyler de elbette ki var. Örneğin hemen hiçbir basın kuruluşunun değinmediği bir detay olarak söyleyeyim: 2020 senesi yıl boyu ısı ortalaması açısından yazılı tarihin en sıcak ikinci senesi oldu.

“Efendim arada çok sıcak geçen seneler tarihin her döneminde olmuştur” diyebilir birileri. Elbette olabilir ama yazılı tarihin en sıcak üç senesi son üç yıla denk gelmişse; artık takkeyi önümüze koyup düşünmemizin de zamanı gelmiş demektir.

Küresel ısınmaya paralel olarak dünyanın tamamında kuraklık başlamışsa, kuzey Avrupa’da bile zemin suyu ciddi bir şekilde kurumuş, toprağın derinliklerine çekilmişse; düşünmeyi de bırakıp bir an önce somut adımlar atmamız bir zorunluluk olmuş demektir.

Fıtratında sadece ekonomik büyüme olan kapitalizmin aşılması zamanı gelmiştir ve hatta geçmektedir.

2020 boyunca yaşadıklarımız göstermiştir ki: Eğer çocuklarımıza üzerinde artık yaşam kalmamış, ölü bir gezegen bırakmak istemiyorsak “daha fazla üretim”, “daha fazla tüketim” ve “daha fazla büyüme” demeyen, sadece ama sadece gereksinimi karşılamak için üreten, doğaya uyumlu bir ekonomik modeli yaşama geçirmenin zamanı çoktan gelmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,153BeğenenlerBeğen
17,019TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol