Yozdillerin üç kuruşluk devrimciliği: Yenilmişliğin patolojik çığlıkları

Yılmaz Özdil büyük devrimciymiş, duyduk duymadık demeyin! Onu eleştirenler karşı devrimciymiş, AKP’nin yanındaymış!

Tamam sakin olalım şimdi, bir nefes alalım derince ve düşünelim…

Yılmaz Özdil’in çıkardığı Mustafa Kemal kitabında yer alan hataları saymakla bitmez. En basitinden GazeteRED’deki bir haberimizde ortaya çıkardığımız üzere Abdülhamit’in artık herkesçe sahte olduğu bilinen ‘siyasi hatıratından’ bir Mustafa Kemal anısını koymuştu. Bir de Özdil o kadar kendini zeki sanmıştı ki, arkasına kaynakça bile koymamıştı muhtemel telif iddialarıyla uğraşmamak için, bunu da ‘zaten yeni anı olamayacağına göre’ diye alayla savunmuştu taraftarları, kitap Mustafa Kemal’le ilgili pek çok hatırat ve araştırmanın bir yağmasıydı özet olarak. Bununla yetinmediler, çocuklar için bir set çıkardılar, yine yetinmediler bu sefer 2500 liralık bir sınırlı baskı da yaptılar ve o baskı hemen tükendi. Para kazanmak denince tabular ve dogmalardan daha iyi bir araç yoktur zira.

Fakat kitap bundan öte bir şey ifade ediyordu tabi ki. Kitabın siyaseten oturduğu yeri tartışmak en önemli noktası. Kitabı sabrederek okumuş bir kişiyim, gerçekten bir sabır işiydi bu. En başından en sonuna kadar sadece Mustafa Kemal’in ne kadar özel bir şahıs olduğuna dair bir kolajdan ibaret kitap. Çağan Irmak filmlerindeki o çiğ insan ağlatma odaklı ve bir süre sonra rahatsızlık veren samimiyetsizlikle dolu içi. Örneğin Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam’ı gibi Mustafa Kemal’in yetiştiği  dönemin şartları ve hayatının gidişatındaki uğrakların sebep-sonuçlarını anlatmıyor. Cübbeli Ahmet gibi pek çok dincinin ‘Peygamber efendimiz…’ diye başlayıp bitirdiği siyer goygoylarından ibaret tüm sayfaları.

Bir ülkenin 20. ve 21. Yüzyılını, yani nereden baksanız 100 senesini kendisinden önceki dönemle karşılaştırıldığında genellikle olumlu yönde etkilemiş ve hâlâ etkilemeye devam eden bir burjuva devrimcisinin düşünce dünyasının arkasındaki erekleri, siyaset felsefesini, iradesini veya hatalarını okumadan bu kitabı bitirmek gerçekten bir sabır işiydi benim için.

Peki niye bu kadar çok sattı bu kitap? Nedir arkasındaki motivasyon?

ŞİMDİ ACI İLACI İÇME VAKTİ…

Ülkedeki muhalefetin son 20 senesi maalesef ulusalcılık denen bir hastalığın pençesinde kıvranmaya devam ediyor. AKP’nin en çok sevdiği şey olan kültür savaşının, yani seküler-dindar çatışmasıyla orta sınıf ve işçi sınıfının neoliberal yağmalarla fakirleştiği gerçeğinin silikleştirilmesinin simetrik boyutu bir nevi. Çünkü bu tipteki muhalefeti hazırlayanların, yani ulusalcılığın fikir babalarının sınıfsal olarak oturduğu yer çok önemli. Mesela Bekir Coşkun leş gibi bir antikomünisttir ve yazlık evinden bu kültür çatışması üzerine oynamaktadır rahatça, bundan fazlasıyla da para kazanmıştır. Bekir Coşkun’un karşı mahalledeki muadili Engin Ardıç da mesela Suadiye’deki evinde aynı şekilde yaşamaktadır ve o da muadili kadar antikomünisttir. Aynı sınıftandırlar zira, sola düşmanlıkları liberal veya ulusalcı olmaları üzerinden bir şey değiştirmez. Yılmaz Özdil, Soner Yalçın, Uğur Dündar, Sinan Meydan, Mine Kırıkkanat vb. pek çok isim sahip oldukları şahsi servetlerinin kendilerine izin verebildiği kadar ‘aydınlanmacı’ ve ‘halkçıdırlar’.

Peki muhalefet bunların eline nasıl düştü, nasıl oldu da sadece yaşam tarzı ve üç beş yolsuzluk eleştirisinden ibaret, düzenle kökünden hesaplaşma azmi taşımayan bir muhalefet başımıza musallat oldu? AKP iktidara geldiğinde yukarıda sayılan isimlerin çoğu sermaye, patron medyasının gözdesiydi. Hala da bugün Sözcü denilen ve attığı manşetlere bakınca kendi okur kitlesine aptal muamelesi yaptığını gördüğümüz bir gazetede yazıyor çoğu. AKP kendi iktidarını sağlamlaştırma adımları attıkça Türkiye’de büyük burjuvazinin belli kanatlarıyla çatışmalara girdi. Patron medyasının ‘eski solcuları’ AKP övenlerin yanında muhalif çeşitlilik diye ulusalcılık histerisini türetmeye başladılar. Zira Türkiye’de sermaye sınıfı ve onun organik aydınları AKP’nin iktidarının çok da sağlam olmadığını görüyordu, bu tip bir muhalefeti kendi sınırları içinde üretmek ve elde tutmak ilerisi için bir güvenceydi de.  Örneğin Tuncay Özkan 2003’te AKP’yle ilgili övgü yazıları yazarken bir anda kendi kanalını kurdu ve bu ulusalcılık denilen histeriyi bir akıma dönüştürdü. Sırasıyla yukarıda saydığımız pek çok isim kendi sınıfsal konumlarından ancak bu kadar muhalefet edebilecekleri için, yani kafaları sadece rakı fiyatları, devlet dairelerindeki Mustafa Kemal portresi ve 10 Kasım’da anma duruşu üçlemesinden ibaret olduğu için ülkenin neoliberal yağmasına da esastan karşı çıkamadılar, yolsuzluklara vurgu yapabildiler sadece. Tuncay Özkan mı sadece böyle bir dönüş yaptı? Tam tersinden aynı noktaya gelen de vardı, örneğin İlhan Selçuk Bush’a ‘AKP’yi değil, biz Kemalistleri tercih edin’ diye bir yazı bile yazdı Cumhuriyet’te. 16 Kasım 2006”da Cumhuriyet’te çıkan ‘Bush’un Türkiye siyaseti değişmeli’ yazısı bahsettiğim. En son internet arşivinde bulamamıştım, sanırsam kaldırılmış. Bu yazının niye internet arşivinde olmadığıyla ilgili açıklamayı sarayın lütfuyla Cumhuriyet’in yönetimi devralmış kadroya soralım bari?

YENİLGİYE STRATEJİK OLARAK TESLİM OLMAK

Peki sonra ne oldu? Sonra küçük burjuva aydının en acınası halini izlemeye başladık son 10 senedir. AKP neoliberal özelleştirme yağması, işçi, memur haklarına saldırı ve uluslararası kanallardan düşük faizli dolar borçlanması yaptıkça işler iyi gider gibi gözüktü, halk borçlandırıldı lüks tüketim maddelerine yönlendirilerek ve AKP seneler boyunca yüksek oy oranlarını almayı başardı. Halkın istediği buydu zira, istikrar illüzyonuyla fakirleşmenin tedrici şekilde yavaşlamış olması. Küçük burjuva aydın paniğe kapılmıştı, ne yapılabilirdi buna karşı? Yoksa ülke İslamcılığa teslim mi olmuştu?

A priori bir kabulle AKP’ye oy verenler kesinlikle dine çok önem veren insanlar diye düşündüler bu yüzden. Önce Yaşar Nuri Öztürk 28 Şubat sonrası unutulduğu kalıbından çıkarıldı, halkın tümünün gerçekten AKP’ye dinsel sebeplerle oy verdiğini filan sanıyordu çünkü bu küçük burjuva muhalefet. Gerçek İslam budur diye bomboş bir propaganda yolunu tutturdular. Eren Erdemgiller buradan türedi. Sinan Meydan gibiler tarihteki en radikal ateist liderlerden biri olan Mustafa Kemal’i ‘dindar’ biri bile yaptı Halk TV’de! Oysa Anadolu’nun ve büyük kentlerin her yerinde öğrencilerin İslamcılardan bağımsız yurtlara ihtiyacı vardı, insanların sosyal dayanışma ve yardım ağlarına ihtiyacı vardı dinciliğin pençesine düşmeden, umursamadı ulusalcılar, dincilik oynadılar. Aydınlanmanın ruhuna El Fatiha…

Ulusalcılık ülkenin İslamcı ve sağcı olduğu gibi bir yalana inandı sermaye sınıfının bağrından ve küçük burjuva aydınların çaresiz histerilerinden gelen yankılanmayla. Bu yüzden de zafere inancı kalmadı, ülkede bir gün sınırlı da olsa burjuva demokratik ve laik bir restorasyon olabileceğine dair hayallerini ‘Mustafa Kemal de şöyle inançlıydı’ gibi yalanlara feda etti. Bugün ki CHP’nin kendini sürekli Müslüman ve İslamcı gibi göstermeye çalışarak kazanabileceğine olan acınası inancı ve molla gibi konuşan Kılıçdaroğlu’nun vasatlığının sebebi de bu yenilgiyi en baştan kabul etmişliğidir.

Kendi sınıfından muhalefet demiştim ya, mesele şovenizm ve milliyetçilik olunca yine ulusalcılık aynı noktada diretti. Kürt sorunu meselesinde örneğin AKP ne zaman emperyalizmin ve burjuvazinin alternatif çözüm projelerini uygulamak istese şovenist bir ‘vatan bölünmez’ goygoyuyla karşı çıktılar hemen. Oysa milyonlarca insanın talebi olan eşit yurttaşlığı, Kürtçe eğitim görme hakkını savunmadılar, AKP’den daha ileri bir şey ortaya koyamadılar ve Kürt halkını da kazanamadılar.

İşçi sınıfıyla bağlar peki? Aman onlar AKP’ye oy veriyor dediler zaten. Doğru işçi sınıfının ciddi bir bölümü AKP’ye oy veriyordu fakat bunu onların cehaletlerine yüklediler, sanki kendileri çok bilinçlilermiş gibi. Şimdi ortaya çıkan ekonomik krizden huzursuzluğu giderek artan kitlelere bu yüzden hala mesafeliler. İZBAN grevinde mesela işçilerin enflasyon oranı altında zammı kabul etmemeleri üzerine ürettikleri komplo teorilerine bakıyorsunuz, aynısını kendileri için de isteyip örgütlenmek yerine aynı aptalca laflara devam ediyorlar, aynı orta sınıf kibrine.

Evet insanlar direndi, evet ailemden pek çok kişinin katıldığı Cumhuriyet Mitinglerinde ‘ne şeriat, ne darbe’ denildi ama hiç anlaşılamadı AKP’yi esas azınlıkta bırakıp yenilgiye uğratacak olan şeyin sınıf farklarını vurgulamak olduğu. Cumhuriyet okuyan öğretmen emeklisi teyzeler ve amcalar bu ulusalcı fikir babalarının yönlendirmesiyle kendi muhalefetlerini bu kültür çatışmalarına ve şovenizme kıstırdı, liberal aşağılıklar da bu fakir insanları ‘elit’ olarak kodladı AKP’li müteahhitler zenginleşirken, ‘adam’ kendine saray inşa ettirirken.

Ulusalcılık bağrından doğduğu küçük burjuva organik aydınların tüm yenilmişliğini, sanrılarını, şovenist histerilerini bağrında taşıdı, sürekli yenildi ve artık ülkeden de umudu kesti.

DAĞITILMASI GEREKEN CENAZE ALAYI

Şimdi Mustafa Kemal’in hatırası üzerinden sadece ağlıyorlar. Bu ülkeyi emperyalizme ve yeşil kuşak’a teslim etmiş Türkiye burjuvazisinin, Kenan Evren’e ‘komünistleri ezin’ diye mektup yazarak İslamcıların fakir muhitlere yerleşmesine yol vermiş Vehbi Koç’ların yayınladığı Atatürk reklamlarına ağızlarının suyu akarak bakıyorlar, en başta gericiliği bu burjuvazi ülkeyi daha rahat sömürebilmek için gazlamışken! Koç, Filli Boya AKP’yle ortak olup kar rekorları kırıyor ama ulusalcılığın kısır düşünce dünyasındaki kıytırık antiemperyalizm bu şirketlerin ne yeni rejimle bağlarını ne de emperyalist sermayeyle ilişkilerine bir laf edebiliyor!

Sonuç ne oluyor, ülkeyi kazanma yolunda hiçbir umudu kalmamış, bu ülke zaten böyle dinci, sağcı diye göç etmeye başlıyor ulusalcı ailelerin çocukları. Yılmaz Özdil’in Mustafa Kemal kitabı milyon satıyor örneğin. Güzelce yollarını buluyor Özdil gibiler AKP’nin kendilerine hediye ettiği kültür savaşının bir parçasını kullanarak. Üstüne ‘istemeyen almaz, tatava yapmayın’ diye aymazca bir savunma yapıyorlar. İslamcılara karşı bir Anadolu’nun bağrında yürütülecek sınıf kavgası veya aydınlanma mücadelesini asla ve asla dile getiren yok aralarında. Hele ekonomik kriz varken sınıf örgütlenmelerini arttırarak AKP’yi köşeye sıkıştırmak ve iktidardan devirmek akıllarına bile gelmiyor.

Onlar sadece bir kitap alıyor ve o kitaba bakarak ağlıyorlar yenilgi psikoloji içerisinde. Yas süreçlerini uzatıyorlar. Bu patoloji kırılmalı, bu cenaze havası Türkiye’nin sokaklarını doldurması gereken ve birileri sarayda otururken fakirleşmekten artık yılmış sarı yeleklilerle yırtılıp atılmalı, çünkü gerçek çoğunluk, AKP’yi, esas elitleri azınlıkta bırakacak çoğunluk orada, bu ortaya çıkarılmalı acilen.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here