Gazete RED10 Kasım vesilesiyle, Kemalizm ve Kemalistler üzerine…

10 Kasım vesilesiyle, Kemalizm ve Kemalistler üzerine…


Gericiliğin kuşattığı ülkemizde, 10 Kasım’a -haklı olarak- özel bir önem atfedilen bugün, Yunan televizyonunda Mustafa Kemal’le ilgili yayınlanan görüntülere görmeyenler için bir kez daha yer veriyoruz…

AKP gericiliğinin iktidarını giderek sağlamlaştırdığı ve her geçen gün gerçek yüzünü açığa çıkardığı ölçüde, tüm kesimlerde bir “Kemalizm hassasiyeti” öne çıktı. Cumhuriyet ve Kemalizm muhalif kesimlerde sarılacak bir dal gibi görülmeye başladı.

Öte yandan, pek çok kişi Kemalizmin ne olduğunu tam olarak tarif etme ihtiyacı duymuyor. Herkesin kendine göre bir Kemalizm savunduğu, pekala AKP’nin de işine geldiği zaman Mustafa Kemal figürüne sarıldığı tuhaf bir dönemden geçiyoruz.

Koç topluluğu bir 10 Kasım videosu hazırlıyor ve ‘olay’ oluyor.  AKP’liler 10 Kasım anmaları planlıyor. MHP’liler, ırkçılar, şovenler kendi ‘Kemalizm’lerini yaşıyor. Belki de Mustafa Kemal ve Kemalizm hakkındaki düşüncelerinde dürüst davranan tek kişi, İslamcıların manyak ismi Kadir Mısıroğlu bugünlerde…

Kemalizm hususunda bizim dikkate aldığımız kesim, hiç kuşkusuz, Haziran Ayaklanması’nda elinde Mustafa Kemalli bayraklarla sokağa dökülerek AKP gericiliğine karşı mücadele eden yüz binlerdir. Bu kesimle tartışmak ve anlaşmak önemlidir.

Haziran Ayaklanması’nın ardından, Eylül 2013’te Yurt Gazetesi‘nde kaleme aldığım iki yazıyı, güncelliğine binaen RED‘e aktarıyorum…

KEMALİSTLER İÇİN BASİT BİR SORU…

Hepimizin malumu, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri bütünüyle ABD’nin denetiminde gerçekleştirildi. Silahlı Kuvvetler bu darbelerde hiyerarşik ve yekpare biçimde davrandı. Komuta kademelerinde itirazı olan yoktu. Ve askeri diktatörlükler, tıpkı Tayyip Erdoğan’ın bugün yaptığı gibi, pek çok genç canı aldı…

O gençler, memleketi emperyalist boyunduruktan kurtarmak, işbirlikçi patron ve ağalara ‘çüş’ demek için canlarını ortaya koymuştu. Can feda eden bu ‘iman’ın, başka tür bir ‘iman’la, dengelenmesi icap ediyordu. Bu yüzden, padişahlık ve İstiklal Harbi döneminden beri emperyalizmle işbirliği içindeki tarikat kullarının önü iyice açıldı.

Tarikatlar anayasal olarak yasaktı ama alabildiğine özgür faaliyet yürütmeye başladılar. Okullar, kurslar, yurtlar kurdular. İmam hatiplerde özgürce örgütlendiler. Neticede banka bile kurdular…

Bugünden bakınca rahatlıkla söylenebilir ki, Türkiye’de yaşanan dincileşmenin sorumlusu ABD güdümündeki Silahlı Kuvvetler’dir.

Elbette Silahlı Kuvvetler tüm bunları yaparken Mustafa Kemal portrelerinin önünde pozlar veriliyor, ‘Ata’ya bağlılık nutukları atılıyordu. Zaten bu ülkede herkes fena halde ‘Kemalist’ idi…

İyi de Kemalizm ne idi?..

***

Her tarafından çekiştirile çekiştirile dünyanın en tuhaf doktrini haline getirilen Kemalizm, memleketimiz siyasetinde, “Herkesin kendine yakışanı, Atatürk rozeti takmak suretiyle giymesi” olarak tarif edilebilir. Askeri darbeler kadar, Turgut Özallı, Demirelli, Çillerli, hatta Erbakanlı seneler ve evet Tayyip Bey’in ABD’den icazetli iktidar yürüyüşü de Mustafa Kemal siluetinin altında gerçekleşmişti.

Nihayet, iktidarda 11 yıl geçirdikten sonra kendini gerçekten iktidar zannetmeye başlayan AKP hakiki yüzünü göstermeye başladı. Saltanat döneminin sembollerine geri dönüş başladı. Lakin son demlerinde emperyalizmin hizmetine sokulmuş olan saltanat ve hilafet bayrağının, sandıktan çıkarıldığı günümüzde de, ardında ancak leş gibi bir yağmacılık, dolandırıcılık, vurgunculuk taifesi toparlayabiliyor.

Buna karşılık, farklı renklerden muhalefet kuvvetleri Mustafa Kemalli bayraklarla meydanlara çıkıyor…

İyi de Kemalizm nedir?

***

Kimisi Kemalizmi AKP öncesi dönem olarak görüyor. Kimisine sorsanız, 12 Eylül öncesine, kimisi de 12 Mart öncesine gidecek. Kimi işi daha da evvele taşıyor, 1950’lere, Demokrat Parti iktidarına kadar olan dönemin doktrini sayıyor. Kemalizmi izah etmek için Birinci Meclis’e dönen de var…

‘Büyük Patlama’ya kadar gidebilirsiniz yani…

Kısa bir özet olması bakımından konu şöyle tarif edilebilir: Bir kurucu doktrin olarak Kemalizm, ‘milli bağımsızlık’ ve ‘akılcılık’ üzerine şekillendi. Saltanat, hilafet ve dinsel dogmanın saçma sapan toplumsal etkisi Kemalizmin akılcılığı sayesinde kırıldı.

İktidardaki Kemalizm ise, bir Türk ulusu ve devletlû bir din anlayışı yarattı; aynı zamanda komünist etkiye karşı baskıcı bir devlet aygıtı inşa etti.

Bugün herkes Kemalizme yaslanarak ‘kendine yakışanı’ giyebiliyorsa, bu iki Kemalizmin bize sonsuz doktrin seçenekleri sunabilmesindendir.

***

Bu sebeple, Kemalizmin ruhunu çağırdığınızda kapıyı üç kere tıklatacak olan Kemalizmin hangisi olduğunu bilemiyorsunuz. Bu durumda, en doğrusu, neyi istediğinizi dosdoğru söylemenizdir.

Mesela, ‘milli bağımsızlık’ mı istiyorsunuz? Ruh çağırmak yerine, NATO’dan çıkılmasını, ülkedeki Amerikan üslerinin derhal kapatılmasını açıkça talep ederek işe başlayabilirsiniz. Bu, kullanım süresi dolan Tayyip Erdoğan’a karşı ABD’nin kendi muhalefet alternatifini oluşturma çabası açısından da mükemmel bir turnusol kağıdı işlevi görecektir.

Evet, bu satırları okuma kabiliyetindeki hiç kimse ahmak değildir. Bugün muhalefetin ‘şekillendirilmekte’ olduğunu hepimiz biliyoruz. Eline Mustafa Kemal bayrakları alan geniş bir kesime ‘çare’ diye yutturulacak her alternatife ilişkin analize aynı basit soruyu sorarak başlayabiliriz:

Ne olacak bu Amerikan üsleri?

100 SENE ÖNCESİNİN RUHUNU ÇAĞIRMAK…

Öyle anlaşılıyor ki, hatırı sayılır bir kesim Kemalizm’in bir ‘Milli Bağımsızlık’ doktrini olduğunu düşünüyor. Zaten ‘Haziran Ayaklanması’nda ellerinde Mustafa Kemal bayraklarıyla sokağa dökülen kesimlerde de, benzer bir vurgu vardı.

Bu vesileyle, kendisini Kemalist, Atatürkçü gibi sıfatlarla tanımlayan bu kesimlere bir kez daha ‘NATO üyeliği’ ve ‘Amerikan üsleri’ konusunu hatırlatma imkanı bulmuş olalım.

Bu çok önemli. Çünkü hiçbir zaman tek bir ata oynamayan, Tayyip Bey ve saz heyetinin kullanma ömrünün dolduğunu fark eden ve AKP’ye karşı hem dindar kesimde hem de ‘laik’ muhalefet içinde alternatifler oluşturmaya çabalayan ABD, Mısır’da olduğu gibi, Türkiye’de de halkın bu ‘Milli Bağımsızlık’ hassasiyetini karartmaya çalışıyor.

Dolayısıyla, ABD’nin Türkiye üzerindeki egemenliğine ilişkin net bir tutum almayan, Amerikan desteği peşinde koşan, hatta bu uğurda Fethullahçı örgütlenmeye şirin görünmeye çabalayan herkese dikkat etmek gerekiyor…

***

Öte taraftan, ‘yaşam tarzı’ meselesi, Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığı olgusunu perdelemek için sonsuz imkanlar sunuyor.

Saltanatçı ve hilafetçi yanı her geçen gün biraz daha öne çıkan, Cumhuriyet’in yasakladığı tarikatlardan beslenen, dinsel dogmaları topluma dayatmaya uğraşan AKP de, emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyor. Alkolün saat kaçta satılacağını tartışmaya başlayan kimi muhalif kesimler, AKP iktidarının varlığını borçlu olduğu egemenlik ilişkilerini sorgulamaktan uzaklaşıyor.

O egemenlik ilişkilerinin bir tarafı da, Türkiye’deki bütün stratejik sektörleri ele geçirmiş olan uluslararası tekeller, yani emperyalist sermayedir. Türkiye’nin büyük sermaye grupları da bunlarla iç içe geçmiştir. Hal böyleyken, “1920’lerin Kemalizmi”ni güncellemek niyetinde olan herkesin, sermaye ile olan ilişkilerini de gözden geçirmesi icap eder.

***

Tabii, malumunuz, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, bir ‘muasır medeniyet’ lafıdır gidiyor…

Nedense bu lafı her duyduğumda, kuaförden kabarık saçlarıyla fırlayıp, örtülü kadınlara öfke saçan teyzeler geliyor aklıma. Yine de, güçlük çekmeme rağmen, onları anlamaya çalışıyorum.

Bugün Türkiye, kadının toplumdaki yerini dikkate aldığımızda, ‘İslam Ülkeleri’ arasında tartışmasız bir biçimde diğerlerinden ayrılıyor. Hiç kuşkusuz, bunda Cumhuriyet’in İslam dogmalarından kopuşu etkili oldu. ‘Modern’ kadının örtünmeye olan öfkesinin ardında, ‘kadını toplumsal yaşamdan koparıp eve tıkma’ gayretine karşı tepkinin olduğunu da böylelikle tespit edebiliriz. AKP’nin, kadının toplumdaki yerini hedef alan uygulamalarından da sıkça söz ediyoruz.

Lakin burada da esas olan, uluslararası kapitalizmin ihtiyacıdır. Kadının eve kapandığı, kuluçka makinesine dönüştüğü toplum yapısı, bir ucuz emek cenneti yaratmak isteyen her sermaye düzeninin tatlı rüyasıdır. Kadına yönelik kanlı bir karşıdevrim gerçekleştiren AKP, sadece buna en uygun kokuşmuş ideolojik kaynağa sahip olmasıyla ayırt edilebilir.

***

Uzun lafın kısası, bugün Kemalizm’i referans alıp sokağa dökülen kesimler, söylemlerini tutarlı bir sonuca ulaştırmak istiyorlarsa, ‘sosyalistleşmek’ zorundadırlar. Bugünün sorunları böyle çözülür. 100 sene öncenin ruhunu çağırmanın hiçbir pratik faydası yoktur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,817BeğenenlerBeğen
17,096TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol