Yeni Türkiye!

0

Memleketimizden insan manzaraları -1-

Çocuktum. Uzaktan kumandalı, renkli televizyonlar her evde yoktu. Bizim mahallede ise kimsede yoktu. Markası lazım değil, en son modelinden almıştı bizimkiler. Televizyon o zamanlar hâlâ medeniyetin ve zenginliğin simgesiydi bizim mahallede. Televizyon sahibi olanların evi tapınağa dönüşürdü haftasonları. Gözyaşları sel olur akardı acıklı Yeşilçam filmleri izlenirken. Bizim ev de artık bir mabetti. Komşu teyzeler hafta sonu ağlamasına bizde toplanırdı. Bazen eşli ve çocuklu icabet edilirdi ağlama ayinlerine.

Bense ağlayanlara baktıkça gülerdim. Anlam veremezdim gözyaşlarına.

Komşularımız iyi insanlardı. Eğitimli değildi birçoğu. Kimi Demirel’i, kimisi Erdal İnönü’yü severdi. Ortak düşman ise Başbakan Turgut Özal’dan başkası değildi. Çünkü geçim sıkıntısının sorumlusuydu. Herkes “Ölse de kurtulsak” derdi.

Siyasetten ötürü kimse kimseyle küsmezdi. Komşularımız ne olursa olsun ihtiyaç anında birbirinin yardımına koşardı. Her konuda uzman bir komşu vardı: Elektrikçi, sucu, terzi, kuaför, iğneci…

Bugünlerden geriye dönüp bir bakınca diyorum ki bizim mahalle Şirinler’in köyü gibiymiş. Evler birbirine yakındı ve kapılar gündüz vakti sürekli açıktı. Bir güven ortamı vardı komşular arasında. Kimse kimseye kin gütmez, kavga etmezdi. Kimse kimsenin malını çalmaya, ‘namus’una göz dikmeye tenezzül etmezdi.

Bir süre sonra başka bir şehre taşındık. Yeni taşındığımız yer doğduğum şehir ve mahalle ile kıyaslanamayacak kadar büyük ve farklıydı. Apartmanda oturmaya başlamıştık. Aparmandaki insan sayısı bizim eski mahallenin nüfusuna yakındı. Yeni komşularımız da iyilerdi. Apartman yöneticisi dedikleri bizim üst katta oturan meymenetsiz hariç tabii. Daha modern ve eğitim seviyeleri bizim oraya göre daha yüksekti. Adını daha önce duymadığım şehirlerden komşularımız vardı. Yeni komşular eskilere göre ‘modern’ sayılırdı. Herkesin evinde televizyon vardı. Hafta sonu ağlaşmaları geride kalmıştı. Yalnız yardımlaşma ve komşuluk ilişkilerinde farklılık yoktu. İnsanlık hâlâ ölmemişti.

Bu anlattıklarım otuz sene önceydi…

Çok değil daha onaltı yıl öncesine kadar dahi insanların birbirleriyle olan ilişkileri otuz sene önceki kadar sıcak ve canlı olmasa da bugünkü kadar kötü değildi. Kimse kimseyi kolay kolay gammazlamaz, siyasi görüşleri veya dini, dili farklı diye bu denli ayırıp kayırmazdı.

Onaltı sene öncesine kadar siyaset tartışıp ters düştüğünüz herhangi biriyle ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi yine oturup çay kahve içebilirdiniz. Önemli olan insanlıktan gelen ilişkilerdi. Abartıyor muyum bilmiyorum. Ama bugünlerde eski Türkiye dediğimiz Türkiye’de beşeri münasebetlerde halkımızın bir hayli ileride olduğunu yeniden keşfettiğimiz zamanlar yaşıyoruz.

Ülkemiz ve halkımız bugün şimdiye dek hiç olmadığı kadar pespayeliğin pençesindedir. Ülkede kitap okuma oranı hep düşüktü. Fakat bugün okumak ve bilgi sahibi olmak lanetleniyor adeta.

Anlamayan, dinlemeyen, sevmeyen, okumayan, öğrenmek istemeyen, önyargılarının kölesi olmuş, hoşgörüsüz, empati yoksunu, kargadan başka kuş tanımayan, tahammülsüz bir iktidar onaltı senede kendine benzer bir insan kitlesini yarattı. Bu kitle, yani ‘milli irade’ denen ‘yüzde elli’nin içinde, geçmişte ve belki bugün bile ekmeğimizi paylaştığımız, yüz yüze baktığımız, aynı havayı soluduğumuz, aynı sırada oturduğumuz, aynı filmlere beraberce ağlayan, aynı düğünde kol kola halay çeken, karşılıklı göbek atan, bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen insanların yer alması acıdır.

Bu insanlar bugün bir muhalifi kendi düşmanı olarak algılıyor. En ufak bir işaretle bu kitle gözünü kırpmadan düşmanı yani muhalifleri öldürebileceğini ifade ediyor. Kendilerini iyi bizleri ise kötü olarak görüyorlar.

İşin ilginç yanı ise bu karşıdevrimciler ve peşlerindeki afyonlanmış bu güruh bizlere parmak sallarken, bizde acayip bir hareketsizliğin olması. Yaprak kıpırdamıyor memlekette.

Eskiden “Türkiye’ye şeriat gelmez, Türkiye halkı o kadar da bilinçsiz değildir” gibisinden laflar edilirdi. Bugün hâlâ aynı muhabbet dönüyor. Birçokları diyor ki, “Tamam sistemi değiştirdiler, baskı fazla ama halk izin vermez bunların daha ileri gitmesine, Türk insanı Suud değildir.”  İran için de aynı şeyler söyleniyordu veya Afgan kadınlarına birgün hepsinin burkaya gireceği söylense belki inanmazlardı.

İran ve Afganistan’ın geldiği nokta herkesin malumu.

Türkiye dini yasalara göre yönetilir hale gelmez demeyin. Çok tehlikeli bir eşikteyiz. Başkanlık sistemine geçiş ile beraber eski Türkiye fiili olarak yıkılmıştır. Bugün Tayyip tek adam olarak istediği gibi davranabilmektedir. Tüm halkın kaderi onun dudaklarının arasındadır. O yüzden acilen bir eylem planının hazırlanması ve hayata geçirilmesi gerekiyor.


Memleketimizden insan manzaraları -2-:

CEVAP VER