“Yaşlı gittik, şen geldik!”

0

Başlıktaki dizenin orijinali Akdeniz Marşı’nda “Yaslı gittim, şen geldim” diye geçer. Darısı, bir türlü birleşemeyen solun hiç birleşemeyecek eğilimlerini kendi bünyesinde birleştiren “solcu”larımızın başına. Ancak, durum biraz karışık. Konuşalım.

Miting meydanlarının birinden diğerine atışmalar eşliğinde karga tulumba seçime götürülen memlekette, gürültülü seyreden hızlı gündem akışı bazı gerçeklerimizi örtmeye yetmese de ite kaka erteliyor. Bu ertelemeler, yine hazırlıksız yakalanacağımız tatsız sürprizlere gebe bir seçim sürecini daha sıyıra sıyıra tüketmek üzere. Süreç tükendiğinde “atları da vurabilirler” ve bize, lanet edecek yeni acılar kalabilir!

Sosyalist sol, kendi örgüt ve adaylarıyla var olamadığı bu olağan dışı seçim sürecinde, tek adam rejimine karşı eldeki olanakları “meclis aritmetiği” temelinde değerlendirerek pozisyon almaya mecbur kalırken oluşan tabloda ilginç görüntüler ortaya çıkıyor. Amaç ve araçlar arasında oluşan uçuruma düşmez ise seçim sonrası ciddi bir muhasebe ile baş başa kalacaktır.

Seçimler yaklaştıkça, olasılıkları tahmin üzerine artan spekülasyonlardan da anketlerle yapılan alışılageldik manipülasyonlardan da uzak durmak kafa sağlığı için kaçınılmaz. Zira, asıl sorun sandık sayım sonuçlarına göre kimin kazanacağının gerçeğe yakın biçimde kestirilememesi değil, alacağı olası bir yenilgi karşısında Erdoğan iktidarının ne yapacağının kestirilememesidir. Ve, şu aşamada kestirilemeyen durumlar için kestirilebilir hazırlıklardan söz edemiyoruz. Kendiliğindenliğe duacıyız!

Ancak, Türkiye solu böyle bir sıkıntıyla seçimlere giderken bunu kendine sıkıntı yapmak yerine mesela altılı kuponu doldurur gibi seçimlerde birbirinden farklı eğilimler gösteren yapıların üç beş tanesine aynı anda yatırım yapan ve seçimlere emin adımlarla yürüyen arkadaşlar hepimize örnek olsun! Hem akademisyen hem gazeteci olarak tanınan Fatih Yaşlı bu arkadaşlardan biri. Kolay değil; Sola hem akademik hem pratik hem -daha ne olsun- şaşmaz pusulasıyla istikamet veren Fatih Yaşlı sayesinde Türkiye solunun değilse de tabandaki solcusunun ufku açılmıyorsa kusuru kendimizde arayalım. Sınıf siyasetinin gelişme evreleri üzerine bir otuz yılımızı daha mahpus damlarında kafa yorarak harcamayalım. Bu işlerin her zaman pratik değilse de pragmatik yollarını öğrenelim artık canım!

Seçim sonrası olasılıklarını soldan sağa, yukarıdan aşağıya sıralayarak tahmin etmek ama anahtar kelimeyi bulamamak, ne olacağını okuyamamak üzerine saçma sapan yazılardan gına geldi. Belki bu arkadaşların burunları bu gerçeğe sürtündüğü için söz orada ayağa dolanıyordur. Eğer kaybederse, Erdoğan iktidarı bırakacak mı? Yoksa, kaybedenin kazanacağı formül hazır mı?

Halkın, allak bullak olan eğitim sistemine, sağlık sistemindeki sorunlara, özelleştirmelere, işsizliğe, pahalılığa yönelik tepkilerine karşı fırın ve buzdolabıyla savunmaya geçen Erdoğan’ın ayarları artık iyiden iyiye bozulmuş durumda. ‘Prompter’la bakıştığı sessiz ve uzun anlarda yüzünde okuduğumuz çaresizliğin, eğer kaybederse ona neler yaptırabileceğini kestirememek ve kestirilemeyen şeye karşı hazırlıklı olamamak: İşte bütün mesele!

Oysa, bunları düşünmek ve pozisyon almak yerine su gibi akıp yatağını bulmak da bir çeşit ata sporudur bizim memlekette, malum! Seçim tartışmalarının alevlendiği ilk günlerde “boykotu tartışmalıyız” diye öne atıldığında düzen dışı bir alternatif öneri için kolları sıvadığını sandığımız Fatih ‘Hoca’, Ahmet Şık’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı solun “örgütsüzlük” halini öne sürüp burun kıvırdıktan sonra bir taraftan CHP’ye seçim taktikleri verip bir taraftan Haziran’ın “Hayır’ı Tamamla!” başlıklı seçim kararının kamuoyuna açıklanması işini üstleniyor! Bu iki tutum, ÖDP aklıyla solda CHP’nin başını çekeceği pörsümüş “birleşik mücadele” fikrine uyumlu göründüğü için ilk bakışta hiçbir rahatsızlık yaratmıyor. Ancak, “Bu düzeni değiştiriyoruz!” sloganının verdiği heyecanla olsa gerek, bir sonraki hamle KP’nin aklına uyup onların listesinden ama pek tabii ki “bağımsız” olan adaylara da desteğini açıklayınca şiraze kayıveriyor. “Düzen dışı” politik tavır beklentimizi kendi twitter hesabından #OylarDüzenDeğişikliğine tagına ilişik bir iddia kuponuna yatırmış bile. Ahmet Şık’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu, solun “örgütsüzlük” gerçeğini yüzümüze vuruyor ve bu nedenle olmaz ama on yedi aday çıkararak düzen değişikliği vaat eden KP bir örgüt, Fatih ‘Hoca’ örgütlü ve devrim işi tamam arkadaşlar!

Yurt sathında koşulacak 24 Haziran yarışlarında, “bağımsız” KP’li onyedi adayın yarışacağı il ve ilçelerimizdeki “Düzen değişikliği”ne dair sonuçlar Pazar akşamı tüm TV’lerde!

Bu durumda, kendisini takip eden arkadaşların aralarında anlaşarak, bir kısmının (elbette Fatih ‘Hoca’ taktiklerinin hakkını verdiği ölçüde) CHP’ye oy vermesi, Haziran adına yaptığı çağrı üzerine eser miktar takipçinin son dakikaya kadar semt pazarlarında “Hayır’ı tamamla!” broşürü dağıtması ve kalanların da hocamızın desteğini açıkladığı platformun -KP’den gayrısından bağımsız olan- adaylarına oy vermek üzere ilgili bölgelerde alınacak sabah içtimasına müteakip sandıklara koşarak oy kullanmaları uygundur!

Solda geniş bir yelpazeye hitap eden Yaşlı’nın, uzun zamandır yanıt alınamayan birleşik mücadele çağrılarına bir cevap verircesine o birleşik mücadeleyi kendi bünyesinde kurması ve hepimize örnek olması çok manidar!

Fatih Yaşlı’yı “daha çok sınıf siyaseti” önerirken, IMF programına karşı ayaklanan Ürdün halkını alkışlarken gördüğümüz anlarda “hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” diyerek bütün diğer siyasi tercihlerini pas geçmek caiz midir, yoksa meşrebimize en yakın tercihlere yatarak üstleneceğimiz yeni siyasi roller gereğince CHP, Haziran ve KP arasında dengeli biçimde dağılıp gitmeli miyiz?! Gerçi bunu tartışmak da bizi çok aşan bir iddia olur. Bu tercihlerin tamamını aynı seçim dönemi içinde kendi göğsünde yumuşatıp birbirine değdirmeden bünyesinde toplayabilen Yaşlı ‘Hoca’yı üzmeyelim. İddia işlerini ona bırakalım. Zira, diğerleri herhalde bizim de bilmediğimiz bir kısım örgütler olmak üzere CHP, Haziran ve KP gibi beş benzemezi aynı anda desteklemek bizim gibi sıradan sosyalistlerin aklının ermeyeceği derinlikte bir devrimci hamle olabilir!

O KP ki, 7 Haziran seçimlerinden önce bileşeni olduğu Haziran’ın ortak seçim kararındaki imzasına rağmen yirmi gün sonra “işçi sınıfını sandıklarda yalnız bırakmamak için” seçimlere girme kararı almış ama ne yazık ki işçi sınıfı kendi yalnızlığından sıyrılamadığı için sandık yoluyla düzeni değiştirme hamlesi boşa düşmüştü! O KP ki, lider kadrosunun ayakları eylem alanlarına basmaksızın mevsimsel değişimlere göre düzeni değiştirme formülleri geliştirirken mesela tek kişilik örgüt gibi mücadele veren Veli Saçılık’ın veya mahkemede mahkemeyi yargılayan Ahmet Şık’ın değil de kendilerinin bu topluma umut saçtıklarını ulu şefleri Kemal Okuyan’ın ağzından söyleyebilecek kadar da, değil mi efendim, kendini bilen öz güven sahibi bir partidir. O KP ki, aralarındaki anlaşmaya rağmen TKP tabelasını kaçırmaya kalktığı eski yoldaşlarını devlete, polise jurnallemekte hiçbir sakınca görmeyen, “devrimin şanlı yolunda” her numarayı mubah gören örgütümüzdür. O KP ki, AKP milletvekili adayının, yanındaki çakal sürüsüyle Urfa’da HDP’li esnafın dükkanını basıp silahla adam yaralamasını, bununla da yetinmeyerek yaralıların kaldırıldıkları hastanede katledilmesini internet gazetesi soL’da “Suruç’ta seçim kavgası: 4 ölü” başlığıyla verebilecek kadar da mahirdir!

AA ve Yeni Akit’in bu tip dangalaklıklarını twitter sayfasında sıkça RT’leyip afişe eden Fatih ‘Hoca’yı biraz kenara alıp, birader, siz önce bu aşağılık düzenin medya ağzını bir bırakın, düzenden bir kopun da sonra düzeni değiştirmeyi konuşalım, diyecek oluyorsun ancak “vardır hocanın bir bildiği” güruhunun sesi senden çok çıktığı için mesela bu yazı ‘hoca’nın kulağında değilse de vicdanında bir sinek vızıltısı kadar yer bulamayacaktır kendine. Tam bir “işine geldiği gibi” durumu. Ama işini de merak etmiyor değil insan. Şimdi, ‘hoca’ya dönelim; Fatih ‘Hoca’, ne iş?

Altına imza attıkları “Haziran seçim kararı”na rağmen 7 Haziran’da parti olarak seçime giren KP’nin yöneticilerinden Erhan Nalçacı’nın o dönem bir yazısında ifade ettiği üzere, seçimin ardından parti kapısında tebrik ve yeni üyelikler için oluşan kuyruklardan sonra bu seçimin ardından oluşacağını tahmin ettiğimiz izdiham şüphesiz Türkiye’de yükselen sınıf siyasetinin YSK eliyle tescillenmiş müjdesini verecektir bizlere! KP, derhal partinin balkonunda bir kokteyl verip, kendisine bir at nalı takdim ederek bu gururu akademisyenimiz Fatih Bey ‘hoca’mızla paylaşmalıdır. Aksi bir tutumun gözlerden kaçmayacağı ve hocamıza karşı bir vefasızlık olarak değerlendirileceği bilinmelidir! Fatih hocamız yalnız değildir!

Ancak, gözlemci olarak toplantısına katıldığı, misafir koltuğuna oturduğu her partiden kendisini “örgütlü” saymaya meyilli Yaşlı’nın, eleştiriler yüzünden savrulup bir sabah Perinçek saflarından çıkmasını da kaldıramayız. Hangisinin koltuğunda daha uzun oturmuşsa liyakat gereği artık o partide “örgütlü” misafirliğini istikrarlı biçimde sürdürmesi ve bizi katkılarından faydalandırmaya devam etmesi yegane dileğimizdir!

Sokaklara eylemsizlikle “kilit vurulurken” Türkiye solunun donanma gücü de sandığa zincirlenip çürümeye terk edilmiştir. Dolayısıyla, bir ayağı KP’de bir ayağı Haziran’da olup da CHP’ye akıl vermek yaratıcı bir girişimcilik örneği sayılacaksa, bu yatırımın meyvelerini mümkünse seçimlerden hemen sonra, hemen sonra dediysek öyle günler sonra değil dakikalar sonra, henüz oyların sayımı sürerken vermesi lazım. ‘Hoca’nın emeklerini, AA’ya “24 Haziran Pazar akşamı 21:30’da bizi seçimlerin galibi ilan edeceksiniz” talimatını veren Berat Albayrak’a yedirmeyin. Yoksa maazallah, deve dişi gibi yerinden sökülerek çıkarılması beklenen iktidar, olur da yerinden oynatılamazsa onca teoriyi lego gibi baştan aşağı söküp yeniden kurma fikri Yaşlı ‘Hoca’nın sinirlerini oynatabilir, sabrını zorlayabilir. Bunca iş arasında ‘hoca’nın sırtına bir de ihtilal yükü vurmayın!

Bağımsız anket şirketlerinden birinin yaptığı kapsamlı araştırmaya göre, Erdoğan yüzde 40’ın, AKP ise yüzde 35’in altında seyrediyor. Toplumun, 16 yıllık iktidarında hırsızlıkla markalaşan bir partiye tepkisinin ve öfkesinin boyutlarını tahmin etmek güç değil. Ağırlaşarak devam eden bütün olumsuzluklara rağmen, ortalık olağan bir seçim süreci yaşanıyormuşçasına şen. İyi. Ancak, Saray bu işin altından Kandil operasyonunu 5 gün boyunca TV’lerden “Son Dakika!” diye vererek kalkamayacağını biliyor. Oturup komplo üretmeyelim ama Saray’ın bütün komplolarına hazırlıklı olmanın tek gerçekçi seçim çalışması olacağını göz ardı etmeyelim. AKP, ilk turda başkanlığı garanti edebilecek kadar oy çalamazsa bunu ikinci turda kesin olarak sağlamak üzere ek önlemler veya alternatif planlarla sonuç elde etmeye odaklanacaktır. Herkes, dananın kuyruğu koptu mu yoksa halen yerinde mi diye bakınırken dananın işkembesine bıçağı vurup bütün mahalleyi bok kokusuna boğabilirler.

Son haftalarda, yazarınca kendi kendine sosyalist olduğunu hatırlatmaktan başka gayesi görünmeyen yazılar okuyoruz. Bu yazılarda, Türkiye tarihinde sosyalist düşüncenin sıkıştığı varsayılan kanallardan kurtulma denemeleri, esasen bu arkadaşların bir sosyalist olarak düşünsel sıkışmışlığının itirafından başka anlam taşımıyor. Sıkışan da sosyalizm filan değil. Sosyalizmi oralara sıkıştıran bir düşünce tarzının miadını nasıl doldurduğunu okuyoruz aslında bu yazılarda. Türkiye’de sosyalizm mücadelesi, mevcut koşullarda Türkiye solunun sıkıştırıldığı dar alandan ibaret görülemez. O sorumluluk, onu oraya sıkıştıranlara aittir. Türkiye sosyalist hareketi içinde, Saray iktidarının OHAL koşullarında kurduğu seçim tezgahını reddeden, toplumda oluşan beklenti üzerine siyasi eleştirileri saklı kalmak ve seçimlerle sınırlı olmak üzere HDP ve ikinci turda İnce’ye desteğini açıklayan RED Hareketi için de sosyalizm, ne liberal tayfanın solculuk goygoyuna feda edilebilir ne de HDP’ye seçimler çerçevesinde ve aday olan dostlarımız üzerinden verilen destek dolayımında sınırlandırılabilir. Sorun sosyalizmin veya Türkiye’de sosyalist pratiğinin değil, sosyalist yapıların bugünkü örgütlenme yetersizliğinin ortaya çıkardığı problematiktir.

Seçimlerin belirlediği bu ağır gündem akışı, Fatih ‘Hoca’nın #OylarDüzenDeğişikliğine çağrısı ile 24 Haziran’da değilse de 8 Temmuz’da bir düzen değişikliği ile sosyalizme evrilmez ise, her halükarda önünü açacağı yeni sorunlarla beraber bizi yeniden sosyalizm tartışmalarına sürükleyecektir!

CEVAP VER