Yarınlar bizim!

0

Homo sapiens olarak tarih sahnesine çıkışımızdan bugüne kadar yaklaşık 200 bin sene geçti. Yapılan araştırmalardan elde edilen veriler ise son 50 bin yıldır ‘modern davranış’lar geliştirmiş olduğumuzu söylüyor. Göbeklitepe’de ortaya çıkan arkeolojik bulguları da insanın din ile ilişkisinin miladı olarak kabul edersek 12 bin yıldır insan hayatında dinin etkisi olduğunu en azından şimdilik kabul edebiliriz. Bu 12 bin yıllık sürecin ise son 6-7 bin yıllık döneminde medeniyetler kurmaya başlayan insanlık bugün komşu gezegenlerin sınırlarına dayandı dayanacak…

Türümüz yaşamakta olduğu bunca zaman boyunca, dünya koşullarına uyum sağladı, uyum sağlarken kendisini dönüştürdü, kendisini dönüştürürken dünyayı da kendisi ile beraber dönüştürme becerisi kazandı. İnsan türünün bu anlattıklarımızı ve daha fazlasını yapabilmiş ve yapabiliyor olması, bugün okullarda müfredattan kaldırılmış ve okutulması yasak olan evrim sayesindedir.

Dünyada var olan her şey tabiatın bir parçası. Tabiatta bulunan her bir zerre evrenin bir parçası. Bu parçaları birleştirerek bir bütün haline getirip açıklayan ise evrimdir. Evrim yaşamın senfonisidir. Bu senfonide canlılık nota, doğa ise enstrümandır ve her ikisi arasındaki ahenk dinlemeye, öğrenmeye değerdir.

Ne yazık ki, kitleleri daha iyi kontrol etmenin ve yönetmenin formülü bilimi ve sorgulayıcı düşünceyi kaldırarak, yerine din ve hurafelere dayalı dogmaları ve mukadderatçılığı dayatmaktan geçiyor. Böylelikle insanlar, devletten görecekleri her baskı ve zulüm sonrası devlete kafa tutmak yerine, bunu tanrının onları bu dünyada tuttuğu bir sınav olarak görecekler ve ebedi huzura erecekleri dünya sonrası yaşam hayaliyle kendilerini avutacaklardır.

Bilimin günümüz olanakları dikkate alındığında yaşama dair şeyleri açıklama konusunda bazı eksiklerinin olduğunu düşünenler olabilir ya da bilimi eleştirebilir. Fakat onun gerçeğe ve akla aykırı olduğunu söyleyemez. Söyleyen olsa dahi bilim dünyası tarafından ne kelleleri kesilir ne de ölümlerine fetva verilir. Bilimi ilerici yapan onun sorgulayıcı, deneyci, değişim odaklı oluşu itibariyle sürekli gelişim halinde olmasıdır. Dinsel düşünceyi gerici kılan ise onun gelişime, değişime ve sorguya kapalı oluşudur. Yani en temel özellikleri ölçüsünde bilim ve din birbirine aykırı iki olgudur.

Geriye dönüp türümüzün yaşam eğrisine doğru baktığımızda, özellikle ülkemiz özelinde, Cumhuriyet tarihinin son on beş yılını düşününce, cehaletin bu kadar kısa bir süre zarfında meziyete dönüştüğü ve gelişimin dinamosu olan bilimin hiçe sayıldığı bir döneme daha rastlayamayacağımızı görürüz. Öyle ki her alanda ülke olarak, bizden daha geri klasmanda bulunan ülkelerin dahi gerisine düşmüş durumdayız. Son on beş yılda bırakın sınıfsal olarak ekonomik haklarımızı korumayı, cumhuriyetin şekli kazanımlarını dahi savunamadık ve hepsi birer birer elden gitti.

Atatürk’ün şu meşhur sözü vardı ya hani, “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz.” On beş yıllık AKEPE baskısı altında ve nihayet Türkiye artık tüy, kıl sever, her esen meltemden ürperen, hallenen sapık müritler, şeyhler, softalar memleketidir.

Badeci şeyhler, anasının dizine hallenen Furkan, sübyancı Ensar, ensestçi hocalar derken, geçen hafta bu furyaya traş olmayan erkeklere hallenen İslamcı Fatih Medreseleri eklendi.

Neymiş, erkeğin sakal bırakması için hanımından müsaade almasına gerek yokmuş. Erkek sakal bırakmakla memurmuş. Erkek, kadından ayrılmak için sakal bırakmalıymış. Erkeği, kadından ayıran iki uzvundan biri sakalmış. İleride bir adam görsek, uzun saçlı, zaten şimdi kadın da erkek de aynı giyinirmiş. Şimdi, bir bakıyormuşsun uzun saçlı, sakalı da yok, yakınına gelene kadar onu kadın zannedermişsin, Allah muhafaza bir sürü düşünceye de girermişsin. Ne gerek varmış insanları meşgul etmeyeymiş…

Yani güler misin ağlar mısın? İnsanın “kılda keramet olsa…” diyesi geliyor. Bu arkadaşlar cinselliklerini bastıra bastıra işte bu hale gelmişler. Eskiden bu memlekette cinsel fanteziler Haydar Dümen’den sorulurdu. Şimdilerde ise islamcılardan sorulur hale geldi. Bereket bu adamların dininde cima dışı diğer cinsel yakınlaşmalar günah. Maazallah serbest olsa hapı yutmuştuk.

Yüz yıl önce gerçekleşen ve sadece kendi coğrafyasının değil tüm dünyanın kaderini değiştiren Ekim devrimine ve sonrasında kurulan Sovyetler Birliği deneyimine baktığımızda, o muazzam gelişimin ve karşı koyuşun ve ‘inşa’nın temelinde bilim ile örgütlenmiş ve kuşandığı bilimsel bilgiyi hayatın her alanına taşıyabilmiş bir işçi sınıfı ve emekçi halkın iktidarının olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Nitekim kapitalizm bu gerçekliği, kendisinden önceki sömürücü sistemlerden edinmiş olduğu deneyim ile çok iyi okuyarak kartlarını ona göre oynamıştır.

Uzun lafın kısası, AKEPE iktidarının yaratmış olduğu beyin tutulmasından kurtulup, ülkeyi ‘dönülmez akşamın ufkundan’ döndürmek için hayatın her alanında bilimde, rasyonel düşüncede, laiklikte ısrar ederek, sokak sokak, meydan meydan örgütlenerek savaşmaktan başka çaremiz bulunmuyor. Halk olarak kaybettiğimiz bir on beş yıl var. Ama kazanabileceğimiz koskoca aydınlık bir gelecek için geç kalmış sayılmayız.

CEVAP VER