Türkiye’nin ‘Şeytan Üçgeni’

0

Emek yoğun işler, başta tekstil-turizm-inşaat… İçinde sıkışıp kaldığımız şeytan üçgeni… Binlerce adam bir işyerine doluşuyor ve Silikon Vadisi’ndeki on adamın ürettiği katma değeri üretemiyor.

Bu sektörlerden birinde çalışmak için eğitim gerekmiyor. İşin ilginç tarafı patron olmak için de gerekmiyor eğitim. Akademik zeka ile yürüyen işler değiller çünkü. Einstein’i getirsen bir Ağaoğlu, bir Mehmet Cengiz kadar yapamaz belki. İyi bir semt pazarı kurnazı olmak, siyasi bağlantılar kurmak ve işin çekirdeğinden yetişmek yeterli. Yani tam yandaşlara göre işler. İşte bir yığın abuk sabuk tip zengin oldu çıktı. En vahşi çalışma koşulları da buralarda. Kazanmak için işçi sömürüsüne yüklenmek zorundasınız yüklenebildiğiniz kadar. Yozlaşma ve usulsüzlüğün en yoğun olduğu sektörler aynı zamanda. Toplum için tam bir zehir, ahlaksızlık kaynağı.

Bir tane adam var mı bunlardan birinden zengin olup da kazandığı parayla teknolojiye yatırım yapan? Şahsen hiç karşılaşmadım. Otelciyse gider bir tesis daha alır. Müteahhit ise yeni arazilere göz diker. Tekstilciyse kazandıkça atölyelerinin sayısını artırır. Ya da bunların birinden öbürüne geçer fakat yüksek teknolojili ürünler üretimine geçemez. Sonuç olarak fazla kapasite oluşturur. Kentler betona gömüldükçe gömülür, kıyılar otellerle dolar taşar ama para getirmez. Ürün ve hizmetleri yok pahasına satmak zorunda kalırız. Dahası kentsel doku, çevre ve işçi hakları üzerindeki baskı her gün daha da artar.

Doğaldır böyle olması. Çünkü bunlardan ötesine geçmek hem patron hem de işçide sağlam eğitim altyapısı ister. Uzun vadeli stratejik planlama, kaliteli temel eğitim ve üniversiteler, meslek liseleri, yüksek teknoloji enstitüleri ister. Türkiye’nin idari kadrosunun hem zekasını aşar hem de hedeflerine uymaz. “En az beş çocuk yapın” gibi politik gelecekleri için yaptıkları teşvikler, eğitimin dinselleştirilmesi, toplumda cehalet ve magandalığın yaygınlaştırılması gibi politikalar da bu sektörlerin ihtiyaçlarıyla çakışır. Her yeni doğan bebekle patron karşısında işçinin boynu biraz daha bükülür, emeği ucuzlar ve patronun kârı artar.

Bu üçlüye yaslanarak gelebileceği yere kadar geldi bu ülke. Bir yanda bütün pazarları çekirge gibi istila eden eden Çin faktörü var. Pek dikkat çekmedi ama ihraç mallarını Avrupa’ya demiryoluyla göndermeye başladı yakın zamanda. Diğer yanda Batı Avrupa’ya yakınlık avantajı olan Doğu Avrupa’nın yükselip bu işlere yavaş yavaş el atması. En önemlisi de yapay zeka ve otomasyon teknolojilerinin devreye girip mavi yakalılara ihtiyacı bitirmesi. Bırak Luna‘yı Siri‘nin kavrayışı bile şimdiden birçok insandan yüksek. Tam otomasyonlu fabrikaların videolarını arayıp izleyin. Otomobilden cevize her şeyi el değmeden üretiyorlar. Bizim ekmeğimizden daha hijyeniktir adamların arabası.

2000’lerin başında Türkiye için gelecek yüzyılda dünya karşısındaki göreceli konumunu korur diye düşünüyordum. Kapitalizm içinde düşünecek olursak, bu idare ile gelecek yüzyılda da dünyayı yakalamak hayal olur ancak. Silkinip bu sırtlanları üstümüzden atamazsak Bangladeş’ten başka bir geleceğimiz olmayacak.

CEVAP VER