Toplu iğne…

0


Yazıya başlamadan önce…

Bir ülke düşünün dağları tutsak. Ovaları, yaylaları, dereleri tutsak. Ormanları, ağaçları, dala konan kuşu tutsak. Şehirleri, caddeleri, sokakları, meydanları, meydandaki anıtları tutsak. Tarihi tutsak. Düşüneni, yazanı, okuyanı tutsak. Tutsaklığa karşı çıkan tutsak. İradeler tutsak, halkların konuştuğu diller tutsak. Bir ülke düşünün dört köşesi yangın yeri, su döküp söndürmek isteyen tutsak. Çalışanı tutsak. İşsizi tutsak. İşini geri isteyen tutsak. Kadını, genci, kundaktaki bebeği tutsak.

Bir ülke düşünün ‘reis-i cumhur’unun beyni pırıl pırıl, el değmemiş Mersedes kaportası gibi ışıldıyor. Dün dediği, bugünü tutmuyor. Her zaman ve her durumda haklı. Her trajedide mağdur, her ‘cenk’te kahraman. Midesi gazlı, bağırması avazlı.

Bir ülke düşünün, yandaşı, komşusu muhbir, bacısı kardeşi muhbir, bakkalı çakkalı, muhtarı muhbir. Düşünün bir ülkenin nihayet “minareleri süngü, kubbeleri miğfer, camileri kışla, müminleri asker”. Okulları artık tekke, zaviye, medrese…

Bu sözler takriben 15 sene önce sarf edilmiş olsaydı, ortalama yurdum insanından “hadi canım o kadar da değil” cevabını duyacağımız (ki bu kulaklar duydu) kuşku götürmez bir gerçeklikti. Bugün ise ihtimal dışı olanın, olağanlaştığı zamanlardayız. Ne yazık ki karanın ak olabilme yeteneği gösterebildiği bir ülkedir Türkiye.

Ve o Türkiye’de insanından nebatına bilcümle canlı artık istatistiki veri olmak dışında bir ehemniyete sahip değildir. Elbette bu faşizmin temel mantığıdır. İstatistiki verilerin en yoğun kullanıldığı dönem mevcut ‘ampulgiller’ iktidarı dönemidir. Bu dönemin başarısızlıklarını gözler önüne sermek için sayısal verileri kullanıyoruz sürekli.

Örneğin,

  • AKEPE döneminde iş kazaları sonucu ölen işçilerin sayısı 20 binin üzerinde.
  • AKEPE döneminde kadın cinayetlerinin sayısı yüzde 1400 artış gösterdi.
  • AKEPE döneminde yaklaşık 460 bin çocuk anne oldu.
  • AKEPE döneminde 165 bin dekar orman katledildi.

Yani tam liste çıkarmaya kalksak ansiklopedi yazmak zorunda kalabiliriz. Doğal olarak bu veriler RTE ve tayfasının başarısızlığının ve zalimliğinin ispatı olmasına rağmen, aynı zamanda acı bir gerçeğin de ifadesidir. O gerçek, bu katliamlarda bizlerin sorumluğunun bulunduğu gerçeğidir. Çünkü suskunluğumuz ve eylemsizliğimiz arttıkça istatistikselleşme kat sayımız artış gösterdi.

Nasıl geldik bu duruma? Ne zaman bu kadar unutkan olduk Estragon gibi? Bizi bu denli ne pasifleştirdi? Çok değil daha dört buçuk yıl önce GEZİ’de ramak kalmışken zafere, nasıl savrulduk umutsuzluğun rüzgârlarında. Unuttuk mücadeleyi en güçlülerimiz dışında. Teslim olduk korkularımıza, en güçlülerimiz hariç. Korktukça tutsaklaştık. Korktukça hiçleştik, yalnızlaştık ve yalnız bıraktık en güçlülerimizi. O güçlüler ki günden güne erimekte, yüreklerinde kurtuluşa olan imanları ile.

Ve artık şimdilerde beklemekteyiz Godot’yu, gelmeyeceğini bile bile. Anlamsız, çaresiz, tutarsız, eylemsiz.

Kuşkusuz karşımızdaki düşman güçlü ve ellerinde bizlerin sahip olmadığı her türlü savaş donanımına ve birikimine sahip. Bu üstünlüğü sayesinde hayatın her alanını 14 yıl içerisinde bir açık hava cezaevine çevirdi. Alacağımız nefese kendilerinin karar vermesi koşuluyla. Ki nefes almak izne tabidir. Nitekim yaşamak sadece nefes almak demek değildir. ‘Eğer yaşamak’ nefes almaktır ‘dersen bu yürek çat diye çatlasın ulan!’

Yine o düşman ve avenesi, en zayıf dönemlerinden birini yaşamaktadır. 14 yıllık süre içerisinde besleyip büyüttüğü muktedir olma hırsı ile iç ve dış politikada verdikleri tavizler, attıkları hatalı adımlar, her suç mahallinde bıraktıkları parmak izleri münasebetiyle köşeye sıkışmış durumdadırlar. Köşeye sıkıştıkça ortamı geçmişe oranla daha fazla terörize edecekleri aşikârdır. Çünkü sonuna kadar şişmiş olan bir balonun ömrü toplu iğnenin ucundadır. Ve balonlar toplu iğnelerden çok korkarlar.

Her zaman söylediğimiz gibi hiçbir diktatör seçimle gitmemiştir. Zat-ı şahanelerinin de seçimle gidebileceği ihtimali olsa olsa bir kamera şakası olabilir. Bugün toplu iğne olma görevi önümüzde durmaktadır. Bu görevi yerine getirmeye hafızalarımızı tazelemekle başlayabiliriz.

Neydi eylem?

Eylem iyilikti, eylem dostluktu. Eylem barıştı. Eylem kurtuluştu. Eylem hareketti. Hareket yaşamdı. ‘Boşuna çekilmediyse bunca acılar’ harekete ve eyleme geçmenin tam vaktidir.

CEVAP VER