“Solcular ezildi Amerikan filosu artık gelebilir…”

0


HAZİRAN’ın son HAYIR şarkısı…

KaçAK Saray’ın Türk tipi başkanlık merakı önce Meclis, sonra da referandum ile halka sunulunca sokak sokak, ev ev dolaşıp, her önümüze gelene anlatmaya çalışıyoruz, “İşte bu faşizmin ayak sesleri” diye…

Hem de canımın çok yandığı şu günlerde.

Canımın yarısı annemi sonsuzluğa uğurladığım o gün bile, kulağımın ondan duyduğu son ses sokaklara çıkışımın en büyük nedenlerinden biri oldu: “Bu hırsızlara memleket mi teslim edilir?”

İnancın, kavganın, direncin taa göbeğine iter işte bu sözler insanı…

FAŞİZMİN İLK HEDEFİ

Anayasa metnini okuyup sorgulayan herkes hangi partiden, hangi siyasi görüşten olursa olsun bu uydurmasyon başkanlık sistemini getirmeye çalışanların maksadının yolsuzluklarını, hırsızlıklarını, adaletsizliklerini, her türlü kumpas, yalan ve dolanlarını, boğazlarına kadar kana ve pisliğe batmışlıklarını örtbas etmek için bizi, hepimizi kandırmak olduğunu hemen anlar.

Kapitalizmin dinci uşaklarının dayattığı bu uydurma Türk tipi başkanlık sistemi ve her türlü başkanlık sistemi faşizme geçiştir bu yüzden.

Düşünelim şimdi… Ne 12 Mart 1971 ne de 12 Eylül 1980 askeri müdahaleleri faşizmin çok bildik görevlerini yerine getirememişlerdi. Emekçi, işçi sınıfı tümüyle parçalanamamış, örgütlü bir sınıf olmaktan çıkarılıp emekçileri sadece bir meslek sahibi insan topluluğu haline getirememişti. Ne Kürt halkı ne de Aleviler kendi kimliklerini reddetmek zorunda bırakılarak, bu darbe rejimlerine biat eder hale getirilememişti.

Faşizmin ilk ve tek hedefi işçi sınıfıdır. KaçAK Saray ve AKP iktidarı yıllar içinde bunu fazlasıyla gerçekleştirmiş bulunuyor.

Yok, uzun uzun siz dostlara iktidara geldikleri günden beri neler yaptıklarını, Fethullahçı Amerikan uşağı dinci örgütlenmenin nasıl memleketin en ince damarına kadar işlediğini anlatmayacağım. Neredeyse Fetö ile yatıp, Fetö ile kalkınca, kurdu-kuşu FETÖ’cü diye suçlayınca bu dinci Amerikan uşakları, hepimiz bu örgütlenmenin nasıl olduğunu en ince ayrıntısına kadar öğrenmiş bulunduk.

Bir fotoğraf anımsadım bu konuyla ilgili. Almanya’da Hitler iktidara gelmeden önce Nazilerle Komünistler aynı işçi mahallelerinde oturuyordu. Gamalı Haçlı bayraklarla Orak Çekiçli bayraklar yan yana pencerelerde asılı. Duvarda ise “Önce yemek, sonra kira” yazıyordu. Durum budur yani. Tıpkı Alman faşizmi gibi bütün faşizmlerin ilk hedefi, AKP faşizminin ilk hedefi de işçi sınıfının örgütlerinin imhası olmuştur işte. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı bunu gerçekleştirerek bugünkü dikta yönetimini dayatacak duruma gelmiştir.

2013 Haziran Ayaklanması’nın sonuçta başarısız kalmış olmasının esas nedeni de budur bence.  Haziran Ayaklanması’nda kurulan barikatlar grevlerle birleşebilseydi hem Tayyip Erdoğan’ı hem AKP iktidarını devirebilirdi belki. Böyle olamadı, hepimiz gördük.

Böyle olmadığı gibi daha da güçlendiler. Hava-İş ve Petrol-İş gibi sendikalar faşist hareketin eline geçti. Kamu çalışanları sendikalarının çoğunluğu, KaçAK Saray ve iktidara yakınlıkları-yalakalıkları dikkate alındığında Türkiye işçi sınıfının örgütlü kesimleri üzerinde ”Türk” tipi faşizmin nasıl egemen olduğu kolaylıkla görülmeye başladı.

Ama görünüşe aldanmayın, umut hiç tükenmiyor. Hiç de umutsuz değiliz. Ne diyordu Adnan Yücel hocamız: Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek…

Tarlada ürününü üç kuruşa satan çiftçinin, fabrikada alın teri sömürülen emeğinin karşılığını alamayan işçinin sırası şimdi. KaçAK Saray’a teslimiyete son. KaçAK Saray’ın emir komutası altındaki örgütlü işçi sınıfının ondan kopması şart.

BİZİ BİTİREMEZLER

Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin tarihinde “Kızıldere Katliamı” olarak bilinen katliamı andık, kınadık yine geçen haftalarda. Faşist Nihat Erim Amerikan Ajansı Associated Press muhabiri Nick Ludington’a şöyle demiş o zaman: “Türkiye’de aşırı solcuların baskısı ile bozulan Türk–Amerikan münasebetleri düzelme yolundadır”. Günaydın gazetesinde de bu demeç “Solcular ezilmiştir, Amerikan filosu artık gelebilir” manşetiyle yer bulmuştu.

Siyasi idamlar ve siyasi cinayetler, baskılar, katliamlar, kumpaslar, işten atılmalar, türlü yalan ve iftiralarla karalamalar, esaret, sürgün… Ekmeğimizin, aşımızın elinden alınması… Ya sev ya terk et dayatmaları…  Türk siyasetinin tarihine sayısız kez damga vurmuş olsa da tüm bunlar, “ABD’yi mutlu etmek için”  sağcı, faşist iktidarlar eliyle örgütlü bir şekilde yapılan bu tarz sistematik karşıt savaşlarla sadece bu AKP iktidarı döneminde karşılaşmadık bizler.

Dün Nihat Erimlerdi gazete manşetlerine demeçler vererek solculardan memleketi temizlediklerini söyleyenler, bugün Tayyip Erdoğanlar.

Nihat Erim adını bilen azdır ama Mahir Çayan adını alarak büyüyen binlerce çocuk var hala memlekette.

‘HAYIR’I HERKES BAĞRINA BASIYOR

KaçAK Saray iktidarı da yıkılacak elbette… Yakındır!

Hayır çalışmalarında kapısını çaldığım insanların yüzlerindeki o ışıltıdan, o bitmeyen umuttan biliyorum.

“Evet için geldiler, kapımızı çaldılar diye çok korktum” diyen teyzenin elimdeki Hayır broşürünü görünce yüzündeki rahatlamadan biliyorum.

İlk defa oy kullanacak gençlerin kendilerinden emin bir halde “elbette Hayır ablacığım” derken dimdik duruşlarından biliyorum.

Kâğıt toplayan emekçi kardeşimin, el arabasına yapıştırdığım Hayır çıkartmalarına bakarak “ya elbette Hayır” derken zengin gülüşünden biliyorum.

Bütün gün tek müşteri gelmeden dükkanını kapatan esnaftan biliyorum.

Ahlak, namus, din Allah diyerek her türlü ahlaksızlığa, dinsizliğe şahitlik eden gerçekten inananlardan biliyorum.

Allah’ın adıyla hırsızlık yapanlara izin verdikleri için pişmanlık duyan AKP’li seçmenden biliyorum.

Vatan-millet diyerek, bayrak diyerek evleri yakılıp yıkılan, sokaklarda çocuklarının ölülerini toplayan “artık eşit olacaksınız” dedikleri için bu faşistlere inanan Kürt kardeşlerimin yüzündeki nefretten biliyorum.

Eve yarım saat geç gelsem camlara çıkıp bekleyen annemin, referandum çalışması için sokaklarda aç susuz çalışmama izin vermesinden biliyorum… Bu kavganın bitmeyeceğini ben çok iyi biliyorum!

YÜZLERİ YOK, KAPILARI ÇALAMIYORLAR!

Kapılarımızı çalamıyorlar. İş yerlerimize, evlerimize gelip bizi Evet demeye ikna etmeye cesaretleri yok. Çünkü söyleyecek yüzleri yok. Çünkü anlatacak sözleri yok. Çünkü yalan bitti…

16 Nisan’a az kaldı.

16 Nisan’a daha çok var…

Ne solcular temizlendi cezaevlerine tutsak ederek, ne emekçiler sindi. Biz bitti demeden bu kavga bitmeyecek biliyoruz…

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

CEVAP VER