Sıkıntı bastıysa ithal et!

0


Dinci kanallar bile AKP iktidarının şuursuz tarım politikalarını eleştiriyor!

Devletin ekonomik aksiyon yaratabilen sektörlerle ilgili tasarrufları, uzun süredir bütünüyle seçim odaklı ilerliyor. Her şey, her şeyi düzeltecek olan o müthiş seçime endeksli.

Üzerindeki vergi miktarları dışında enerjiyi bu yargıdan hariç tutmam gerekir; enerjiyi büyük ölçüde belirleyen bazı küresel etmenler var.

Diyeceksiniz ki devletle hükümeti karıştırıyorsun; hayır efendim. Karıştırmıyorum. Devlet dediğimiz yapı, her hücresine aynı adamın sorumlu atadığı bir yapıysa; ha devlet demişsiniz, ha hükümet. İkisi aynı şey. En azından kendimizi aldatmayalım.

Hükümet dediğiniz zaman sanki bir yanda hükümet varmış, bir yanda da hükümetin –hani olur ya– yüksek gücü altında vatandaş ezilirse onu koruyacak bir de devlet varmış gibi anlaşılır. Ama öyle bir şey yok; devlet ve hükümet aynı şey ve ikisini de yöneten aynı kişi.

Misal, valiler eskiden devlet memuruydu. Şimdi hepsi hükümetin komiseri. Adamlar yerel seçimleri topyekûn ortadan kaldırıp belediye başkanlarını atamayı planlıyor. Daha nasıl anlatayım…

Çarşı, pazar yangın yeri!

Neyse. Bugün yüce devletimiz aynen iktidara yerleştiği günden bu yana yaptığı gibi yaklaşan seçimlere yönelik bazı tedbirler alıyor. Çarşıda pazarda çoktan başlayan yangının harını biraz söndüreyim diye gıda ithalatına yükleniyor. Yetmediği yerde ithalat vergilerini indirip sıfırlayarak ithal gıda ürünlerinin maliyetlerini daha da aşağı çekiyor.

Bu akılları kimden alıyorlar bilmiyorum ama arkadaş, benim havsalam gerçekten almıyor çünkü seçmene oynayacaksa bu hükümetin hiç yapmaması gereken şeyi yapıyorlar; senin kemikleşmiş seçmenin zaten gıda ürünleri üreticileri! Sırf bu nedenle Bütünşehir Yasası diye yasa çıkarıp yerel ölçekte seçim başarıları kazandılar.

Buradan şu çıkarım yapılabilir mi bilmem; vaziyet öyle bir hal aldı ki, bir şekilde çarşının pazarın gazını almak ihtiyacı öne çıktı; “Çiftçi ezilirse ezilsin, pazarın şişini indirelim de”…

Ama çarşı pazarın gazı fasulyeyle biberle inecek gibi değil. Bakalım nasıl olacak bu işler.

Gümrük bedava!

Son dönemde saman ithalatı, et ithalatı gibi infiale neden olan gelişmeler oldu ama daha öncesinde pirinç, yumurta, mısır, mercimek gibi tek ürüne yönelik hatta ‘tek bir günlük’ benzer gümrük uygulamaları da oluyordu. Bazıları un gibi akıp geçiciydi; akşam başlayıp tek bir gemi yanaştıktan sonra sabaha sona eren uygulamalar.

Rusya’nın verdiklerine karşılık almak istedikleriyle ilgili de sıkıntılarımız olacak. Bunları tartışmaya başlamadık daha. Çünkü kimse detaylarını, kapsamını, çerçevesini henüz bilmiyoruz. Uygulansın ve bize maliyetini herkes öğrensin; onu da tartışmaya başlarız, besbelli.

Ruslar biliyorsunuz bazı gıda ürünlerini işlenmiş, işlenmemiş olarak kendilerinden ithal etmemizi şart koştular; biz de evet dedik. Belki de bakliyatla ilgili gümrük indirimi Rusya’yla ilgilidir.

Her durumda iç piyasada pik yapan ürün fiyatlarını aşağı çekmek için bir çaba var. Bakanlar Kurulu kuru fasulye, barbunya, nohut ve börülce ithalatında gümrük vergisi oranlarını sıfıra indirdi. Buna göre, kuru baklagillerden tohumluk olmayan fasulye türleri, barbunya, nohut ve börülce ithalatında AB, EFTA, Bosna–Hersek, Güney Kore, Malezya, D–8 ülkeleri ve diğer ülkelerden yapılacak ithalatta gümrük vergisi oranı sıfır olarak uygulanacak.

Bu ifadeye “diğer ülkelerden” lafı ne diye sokuşturulmuş anlamak mümkün; her yerden yapılacak ithalat olduğunu anlamamız için. Sen içinden “AB ile, EFTA ile sınırlı” falan diyene kadar cümlenin sonu geliyor ve geçmiş olsun!

Her işimiz böyle. Atı alanın Üsküdar’ı geçtiği…

Tohumluk olmayan fasulye türleri, barbunya, nohut ve börülce ithalatı 1 Haziran 2018 tarihine kadar gümrüklerden bedava geçecek. Bu tarihten sonra AB, EFTA, Malezya, D–8 ülkeleri ve diğer ülkeler için yüzde 19,3’e; Güney Kore için yüzde 8,7’e çıkacak.

Ya bi stokçuluk vardı n’oldu ona?!

Bu konuda piyasa dengeleri açısından söz konusu olan bir sıkıntı da şudur; tüm bu sayılan ürünlerin ucuz ve kolay depolanabilir, yani stoklanabilir ürünler olması. 1 Haziran 2018 gününe kadar gücü olup ithal eden ve düzgünce depolayabilen şirketler yüzde 20’lere varan bir avantajla kim bilir ne kadar süre boyunca avanta yapacaklar.

Bir zamanlar stokçuluk diye suç vardı bu memlekette, bilmem hatırlayan çıkar mı…

Yerli üretici çerçevesinden bakarsanız kıpkızıl öfke göreceksiniz sakın şaşırmayın. Kızıl deyince de sakın heveslenmeyin, öyle aklınıza geldiği gibi değil. Sinirli adamlar, onu diyorum.

Adamlar sinirli ama söyledikleri şey devlete yakarıştan öteye geçmiyor. Geçmez de. Üreticiler için en uçtaki ihtimal, hükmetmeye aday olmuş eli ayağı tutan bir seçeneğe yönelmektir. Onu da opsiyonel bir iki farklı yapı halinde organize ediyorlar. Nasip.

İşin ekonomi idaresi tarafına değinecek olursak, tarım ürünleri ithalatıyla ilgili uygulamaların geçici, günlük hesaplara yönelik uygulamalar olduğunu görüyoruz. Vatandaş pahalılıktan mı bahsediyor? Arttırın arzı. Çünkü arz artarsa fiyat düşer.

Bunu böylece öğreten fakültelerimiz var, değil mi. O nedenle arzı arttırmanın en hızlı yolu neyse ona yönelmek; ithalatı ucuzlatıp kolaylaştırmak lazım. Eh! Fakülten bunu öğretiyorsa; bunu böylece, aynen olduğu gibi öğrenecek öğrencin de vardır. Ne mutlu sana!

Neremizden tutsam ya rabbim!!!

Sen, ben, o; yani biz!

Halbuki aynı akıl yürütmeyi şöyle de yapmak mümkün; yetiştirip durduğun ürün ithal edilirse yetiştirdiğin ürünün fiyatı da düşer ve yetiştiricin de tökezler, düşer.

‘Yetiştiricin’ dediğim sensin aslında. Biziz; sen, ben ve o…

Bu yaklaşımın en kurnazca yönü ise şöyle diyebiliyor olmanız: “Fiyatlar düşer düşmez önceki duruma geri döneceğiz!”

Dolayısıyla ithalatı bir devlet politikası olarak görmüyoruz; aksine ancak sıkışıklıkları aşmak için bir araç olarak görüyoruz. Öyle diyoruz. Sıkıntımız giderilince yine yerlici, millici çizgimize dönüyoruz. Diyoruz.

Ama…..

Bitmedi, bitmez o sıkıntılar, ayrı konu.

CEVAP VER