Sattığı ağacın gölgesi biziz ya da manzara-i umumiye

0

“Yerli ve milli” lafını ağzından düşürmeyen AKP’li Saray yöneticisi memleketin ocağına incir ağacını sonunda dikti.

İğneden ipliğe dedirtecek cinsten bir dışa bağımlılık içindeyken, samandan ete, canlı hayvandan kuru bakliyata kadar tüm gıda ürünlerini ithal eder olmuşuz artık. Adını bile ilk defa duyduğumuz  birçok ürün de gözümüze sokuldu bu arada.

Ha, satın alamıyoruz orası da ayrı konu…

Ama bütün zamanların en kötü ustası Master Chef Erdoğan’ın bakanına göre durum hiç de öyle değilmiş, öğrendik.

Bir refah, bir refah içindeymişiz ki sormayın gitsin… diyeceğim ama hepimizin hali ortada. Ekonomik kriz nedeniyle işinden çıkarılan evli-çocuklu kardeşimin evinin geçimini sağlamak zorunda olmanın omuzlarımda hissettiğim o dayanılmaz yükü hep refahtanmış, bilemedim.

Tarım Bakanı Mehdi Eker’e ithalat kararına ve alınan tüm önlemlere rağmen et fiyatlarının neden düşmediği sorusunu sormak gafletinde bulunan gazeteci arkadaşlarımıza ne demeli peki?!

16 yıldır iktidarda bulunan bu adamlar yüzünden Türkiye’nin bitki örtüsünden çok aç ve yoksul insanlar yaratılmışken, her gün yeni bir işyerinin kapanmasıyla yarattıkları işsizler ordusu büyürken, elin yöneticileri gibi bu adamların “biz yanlış yaptık” diyeceklerini duymayı mı beklediler acaba? Yaptığımız yanlış ekonomik politikalarla, (artık müsriflik, savurganlık ifadesi çok masum bir tabir kalıyor burada) talanla kasaları boşalttık, çiftçiyi kandırdık, üreticiyi kandırdık, fabrikaları peşkeş çektik bu nedenle sömürge haline geldik diyeceklerini mi zannettiler acaba?

He canım olur!..

Bu ülkede refah içinde olan birileri varsa o da bir tek onlardır. Tarım Bakanıdır, bakanın efendisi Saray yöneticisidir. Saray’ın etrafından uçuşan yandaşları, arkadaşlarıdır.

Türk-İş’in her ay hazırladığı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının Ekim 2018 sonuçları manzara-i umumiyenin hiç de öyle olmadığını gösteriyor işte. Rakamlar balyoz gibi iniyor tepelerine ama aldıran yok, her açıklamaya spekülasyon diyen bu adamların utanmaya yüzü yok işte.

Açlık sınırı: 1.919 tl

Yoksulluk sınırı: 6.252 tl

Asgari ücret: 1.603 tl

Evli olmayan, çocuksuz bir çalışanın aylık harcamasının 2.360 tl olduğu ifade edilirken bakanın dediği o refah nerelere kaçtı da biz hissetmiyoruz çözemedim bir türlü.

….

24 Haziran’da yapılan seçimlerde “biz gidersek istikrar biter, bizi seçin her şey yoluna girecek” diyenler, seçimin üzerinden beş ay geçmesine rağmen tek bir çalışma alanında bile düzelme kaydedemediler. Patates-soğanın bile lüks tüketim haline geldiği mutfağa artık sadece su içmek için girecek duruma geldik.

Tabloyu ben karamsar çizmiyorum. 15 Temmuz’dan bugüne kamudan 125 binden fazla kişi ihraç edilmiş ve sokağa işsizler kadrosuna katılmışken, bir de ekonomik krizi bahane eden fırsatçı patronların daha ucuz işçi çalıştırmak adına işten çıkardıklarını katarsak bizim çizdiğimiz tablo sütten çıkmış ak kaşık kalır.

Bir de utanmadan çıkıp “sıkın dişinizi” diyorlar.

Sıkın dişinizi… Ama nereye kadar, ne zamana kadar söylemiyorlar.

“…Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
Yüz Türkiye olsa, elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur, yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir” diyen Nazım Hikmet’in satırlarındaki buyüzsüzler, bu beter oğlu beterler çatlayıncaya, patlayıncaya kadar yerken biznereye kadar sıkacağız dişimizi, söylemiyorlar.

Cümle alemin kıskandığı ekonomimizin işsizler ordusuna her gün yenileri katılıyorken, Saray’ın yöneticisi ve etrafındakiler krizin faturasını emekçilere çıkarmaya çalışıyor.

İşten çıkarılanlar, atılanlar, iş yeri kapananlar, kapatmak zorunda olanlar… talan gırla.

CarrefourSA, Makro/Uyum Market, Granito Girerto, TEMSA, Antep Organize Sanayi-Sanko, Merinos, Zeki Mensucat, İdeal Halı, Şireci Tekstil, Festival Halı, Flora Halı ve Gürteks, Angel İplik, Naksan Holding, Cemre Tekstil, Riva Halı… Flormar, Cargill. Krizi fırsata çevirerek işçileri sokağa atan patrondan sadece birkaçı bunlar.

Bu patronlar bir yandan işçi çıkarırken, bir yandan da İŞKUR’dan yeniden ucuz işçi alma talebi ile devlete başvuruya devam etmekteler oysa.

Kriz büyüyor, yangın büyüyor.

Ama milyonerlerin sayısı da işte böyle fırsatçı patronlar sayesinde bir yılda yüzde 20 artıyor.

……

Yollar, köprüler, alt geçitler, üst geçitler, havalimanları,yabancı ortaklar, ortak sermayedarlar, şeyhler, Araplar, petrol kralları, uçaklar… hediye uçaklar. Gelişen Türkiye olarak halka yutturdukları sadece her gün daha da yoksullaşan bir Türkiye’dir. Emekçi eritilip yok edilirken kapitalizm beslenmektedir.

65 yaşında emekli olabilmek için, 65 yaşına kadar çok çalışıp ‘en azla yaşamak’ zorunda olan halkın kanıyla büyüyüp gelişen kapitalizm işte tam da budur.

Gebze Sanayi Bölgesi’nde bulunan kozmetik fabrikası Flormar’da sendika üyesi oldukları için işten atılan işçi kardeşlerimizin çocuklarının okul ve kırtasiye ihtiyaçları için yaptığımız dayanışma toplantısı sırasında “Flormar kozmetik ürünlerinde inanılmaz indirim” mesajının alay eder gibi cep telefonuna mesaj olarak gelmesidir kapitalizm.  İşte kurmak istedikleri rejim budur.

Ama bu aşağılık düzeni yıkmak, bu hırsızlar ordusuna dur demek de bizim boynumuzun borcudur.

“Kapitalizm esarettir. Hareket etmeyen, zincirlerini fark edemez” diyen Rosa Luxemburg direnişin, örgütlenmenin kapitalizmi yıkabilmenin tek yolunu da gösteriyor bize bu sözüyle… “Peki ne yapacağız?” diye soran yoldaşlara.

….

Üreten biziz, yöneten de biz niye olmuyoruz? Bu yolları,köprüleri yapan bizler değil miyiz? Bu fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar bizim sayemizde, buğdayı eken, ekmeği pişiren biz değil miyiz?  Özelleştirme adı altında sattığı her bir kurum bizim alınterimiz değil mi? Üzerinden bir kere bile geçmeyeceğimiz milyon dolarlar harcayarak yaptığı köprülerin parası bizim değil mi? Her gün krizi bahane ederek kapıya koydukları işçi kardeşlerimizin alın teri ile yapılan arabalar, o dokumalar, o evler… biz üretiyoruz, bizim değil mi?

Flormar direnişi sırasında emekçi kardeşlerimiz çok güzel bir sloganla halka ulaşmışlardı: “Flormar direnişi güzelleştirir”. Kendi çıkarlarımız için, kendi ortak çıkarlarımız için, geleceğimiz için, çocuklarımız için örgütleneceğiz.Doğduğumuz şehri, ırkımızı, dinimizi, inancımızı ortaya koyup parçalayarak bizi yönetmeye çalışanlara karşılık örgütleneceğiz. Adaletsiz, hukuksuz bir iktidarın bizi bölüp ayrıştırmasına izin vermeyerek örgütleneceğiz. Tüketen değil, yeniden üreten olacağız. Ürettiğimizin hakkını alacağız.  Borç batağına bizi iterek, yalanları ile aldatan patronlara karşı örgütleneceğiz.

Gerekçe sunulmaksızın 10 Eylül’de işine son verilen ve direnerek haklı taleplerini kabul ettiren 50 Anı Tur işçi kardeşlerimiz şöyle anlatıyordu:

“Bizi önce ciddiye almadılar, örgütlü direnişle karşılaşınca ciddiye alındık.”

 “Bir gün bir şey yapıyorduk, örneğin haber yapıyorduk, ertesi gün daha büyük ne yapabiliriz diye düşünüyorduk.” 

“Madem yapabiliyoruz, daha iyisini neden yapmayalım dedik ve bugüne kadar geldik.”

“Hem direnen diğer işçileri ziyaret ederek, hem de aslında birebir yaşayarak karşı koyduğunda bir şeylerin kazanılabileceğini gördüm.”

“Örgütlenme sayesinde arkadaşlarımı aynı yol üzerinde yarı yolda bırakmamayı öğrendim.”

“Birlikte hareket eden, direnen kimse o kazandı.”

“Bizim örgütlü olmaktan başka çaremiz yokmuş, onu anladık.”

Ağlamayana meme yok derdi annem. Biz ağlamadan emeğimizin karşılığını istiyoruz. İşte bu yüzden her direnişçi ile, sendikalı olduğu için işinden atılan her emekçi ile yan yana olmalıyız. Grev alanlarında, okullarda, fabrikalarda… her yerde birlikte olmalıyız.

“Gardiyanları ve yargıçları, kanunları, yönetmelikleri, dergileri, gazeteleri, panzerleri, kelepçeleri, zindanları, tutukevleri, borsaları ve şirketleri” hepsi bize karşılar biliyoruz. Ama  bizi yıldıramayacaklarını onlarda biliyor.

Örgütlü olmaktan başka çaremiz yok!

CEVAP VER