Sarı Öküz (Yargı versiyonu)

0


‘Yargı’ denince çomarların aklına ne geldiğini özetleyen mükemmel bir örnek…

Konuya en temelden giriş yapalım. Ortaokul sıralarında Vatandaşlık dersinde öğrendiğimiz bir konu vardı. Kuvvetler ayrılığı ilkesi… Ciddi bir konu. Ve bu ciddiyeti günümüz Türkiye’sinde, namı diğer Yeni Türkiye’de ziyadesiyle tatbik ediyoruz.

Yasama, yürütme, yargı… Bu kuvvetlerin her biri birbirinden bağımsız olmalıdır. Kuvvetler tek elde toplanamaz. Toplanırsa o memlekette haktan, hukuktan bahsedilemez.

Yasama: T.B.M.M, yani yasa yapıcı. Milletten alınan yetkiyle milletin vekillerinin yasa yaptığı yer.

Yürütme: yani hükümet. Başbakan yürütmenin başı.

En önemli erk Yargı: Neden en önemlisi yargı derseniz, yürütmeyi yanlış anlayıp, memleketi hamuduyla yürütenleri denetlemek için en önemli erk yargı. Kundaktaki bebeğin çalınan sütünün hesabını sormak için en önemlisi yargı. Adaleti sağlamak için, demokrasiyi, laikliği korumak için en önemlisi yargı. Geçmediğiniz köprüden alınan haksız paranın hesabını sormak için, memleketi soyanlardan, adı sanı duyulmadık adalara halkın parasını kaçıranlardan hesap sormak için en önemli erk yargı.

Memlekette HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) diye bir kurum vardı. Ne işe yarardı bu kurum? Yargının atamalarını, terfilerini, tayinlerini kısaca kendi içinde alınması gereken kararlarını kendisi alırdı. Bakkallar Odası bile kendi kararlarını kendi içinde alırken, bir ülkenin yargısının bağımsız olması kadar doğal bir olay olamaz herhalde.

Ne oldu sonra?

Bu memleket kendi yargısına sahip çıkmadı. Yürütme, yargıya müdahale etmeye başladı. Nice yürekli hukukçunun “yargıyı siyasallaştırmayın” çığlığını duymadı bu memleket. Çırpındılar, oradan oraya sürüldüler, meslekten atıldılar. Yalnız kaldılar. Çünkü kulaklar tıkalıydı.

Meşhur 12 Eylül referandumu vardı ya. Hani şu yetmez ama evetçi şarlatanlar, mezardan kalkıp “evet” verilmesi gerekir diyenler ve de memlekette ne kadar dalkavuk varsa, kuzuyu kurda teslim etmekte sakınca görmediler. Sonra iş, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun içindeki “Yüksek” ibaresinin kaldırılmasına geldi. Malum, patron kendisinden yüksekte kimsenin olmasını arzu etmez. HSYK, HSK yapıldı. Bağımsız olması gereken yargı, siyasetin oyun hamuru haline getirildikten sonra gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Hukukçu cübbesinde düğme arandı. Yargıda liyakat değil, yandaşlık kriteri aranmaya başlandı. Yüksek yargı çay topladı. Yüksek yargının başı iki büklüm eğildi. Yargı bir siyasi partinin başkanını alkışladı. Anayasa mahkemesinin kararları iplenmez oldu. Bugün geldiğimiz noktada yargı diye bir şey kalmadı.

“Acaba Führerimiz olsa ne karar verirdi?” diyerek yargılama (!) yapan Nazi dönemi sözde yargıçlarını hatırlayın. Aynı tablo karşımızda duruyor. Son günlerde sıkça duyduğumuz Sarı Öküz hikayesi Türk yargısı için geçerlidir. En başından yargıyı teslim etmeyecektik.

CEVAP VER