ÖSO için Suriyeli yakmak!

Yılbaşı gecesi ana gövdesi cihatçılardan oluşan ÖSO yanlılarının Taksim Meydanı’nda sloganlar atarak yaptığı gövde gösterisi doğal olarak büyük tepkiye neden oldu. Ancak serinkanlılığımızı kaybedip meselenin özünü tartışmaktan uzak kalmadaki maharetimiz, cihatçı çetelerin ülkemize doldurulmasına vermemiz gereken tepkinin gün içinde “ülkemde Suriyeli istemiyorum” kampanyasına dönüşmesine neden oldu.

Hele hele akşam saatlerinde bir yanda “Suriye’de savaşan kahraman Türk askeri, onun yanında Taksim’deki ÖSO’cu kutlaması” karşılaştırması yapan “kınama videosunun” hızla yayılması, aklıselimin bile Türk ordusunu hâlâ bir zamanların “en güvenilir kurumu” olan “Kemalist” ordu olduğunu sandığını ortaya koydu.

Ne hazindir ki, “Ülkemde Suriyeli İstemiyorum” diye haykıranlar, bizim çocuklarımızın bölgede ÖSO ile omuz omuza çarpıştırıldığını, MİT Tırları skandalında AKP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay’ın gayet rahat bir şekilde “biz o silahları ÖSO’ya gönderiyorduk” dediğini unutmuşa benziyordu.

MÜLTECİLER UMURLARINDA DEĞİL!

Gelelim “istenmeyen Suriyeliler” meselesine… Evet, memleketimize “zavallı Suriyeli mülteciler” ajitasyonuyla kontrolsüz biçimde milyonlarca Suriyelinin doldurulmasından rahatsız olmak yurttaş olarak herkesin hakkı.  Zaten bu iktidarın herhangi bir göçmen politikası olmadığı gibi –Müslüman olsun olmasın- savaştan kaçan insanmış, onlara kucak açmakmış zerre kadar umurunda değildir. Bu konudaki iddiamı sıkıcı olmadan izah etmeme izin verin:

2008 yılında bir TV kanalı adına Türkiye’deki mülteci sorununa dikkat çekmek için aylar süren derin araştırmalar yapmıştım. Çalışmalar sonunda programı sadece “Afrikalı kaçak göçmenlerin” durumuna yönelik hazırlamak zorunda kalmıştık. Çünkü o dönem ten renkleri nedeniyle önyargılardan ve kötü muameleden en çok nasibini alanlar ülkelerindeki savaştan kaçıp bize sığınan, tek dertleri ailelerine ekmek parası göndermek olan Afrikalılardı.

Onların aslında yanı başımızda yaşadıkları çileyi görseniz, insanlığınızdan utanırdınız. Kendilerinin deyimiyle bu ülkede uyuşturucudan kadın satıcılığına kadar ne kadar kötü iş varsa onlardan biliniyordu.

Onlar bugünün ÖSO’cuları gibi elini kolunu sallayarak da geçmiyorlardı sınırımızdan. Mülteci gemilerinde verdikleri ölüm kalım mücadelesini atlatabiliyorlarsa gelebiliyorlardı. Köle şeklinde 20-30 liraya akşama kadar çalıştırılıp paralarını bile bazen alamıyor, dövülüyor, gözaltına alınıyor, hatta gözaltında polis kurşunuyla öldürülüyorlardı.

Devletin bu insanlara bakışı ise en net şekilde ülkemize futbolcu olma hayalleriyle gelen Nijeryalı Festus Okey’in katil zanlısı polis memurunun mahkemede verdiği ifadeden anlaşılıyordu: Polis, Festus’u öldürmeden evvel durduk yere neden gözaltına aldığını, “Afrikalı ve Kürt kökenli ‘vatandaşlarımızın’ uyuşturucu konusundaki faaliyetleri…” diye başlayan cümleyle savunuyordu kendini ve yüce polis teşkilatımızı. İşin daha da acıklı yanı ise yaptığımız konuşmalardan anladığım üzere kendisini suçu ispatlanmamış birini emniyette öldüren bir katil değil, “uyuşturucu ile mücadele eden kahraman Türk polisi” olarak görmesiydi.

Şimdi bu ifadede bir de “Kürt kökenli vatandaşlarımız” sözüne takılanlara fazla heyecan yapmamalarını öneririm. Çünkü –kendi çaplarında- en az onlar kadar acı çeken, kelimenin tam anlamıyla “evleri başlarına yıkılan”, yaşadıkları yerden sürgün edilip sefalete mahkum edilen ama bir partileri olmadığı için o dönem seslerini duyuramayan Roman vatandaşlarımız da vardır bu ülkede. Ve tabii başkaları da.

NASIL KURTULURUZ?

Benim diyeceğim ise şudur: Bu iktidar elde ettiği gücü bırakmamak için, değil vatandaşını, tarihi bile değiştirmeye kalkışabiliyor. Bu uğurda da Cumhuriyet’ten kalan ne kadar eser varsa yıkıp kendi “ucubelerini” karşımıza dikiyor. O nedenle Kürdü, Türk’ü, Roman’ı, Alevi’si, Sünni’si ayırt etmeksizin, “milli iradesini” güçlendirme hevesiyle kendine karşı olan herkesin haklarını alıp başkalarına vermekten zerre kadar çekinmiyor. İşte bana göre bizim tepkimiz de buna olmalıdır.

Ancak bunu yaparken masum tek bir Suriyeli’nin kılına zarar gelmesinden de korkmalıyız.  Çünkü bunun yolu “ülkemde Suriyeli istemiyorum” diye sosyal medyadan atar yapmaktan değil, yılbaşında ÖSO’ya teslim edilen Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’ta geri almaktan geçer. Hem de el ele, kol kola. Başka yolu yok!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here