Nicel kolaylaştırma, sermaye akışları ve bizim dolar angutları (II)

1

Bir önceki tefrikte sözünü ettiğim gibi tefrikanın asıl konusu emperyalizm ama şimdilik parayla devam edeyim.

Tefrikanın ilk tefriki şurada mevcuttur.

Parayı Renklendiriyoruz: Yeşil Para

Yeşil paranın ne olduğunu hepimiz biliyoruz. O para, cebimizde dolaştırdığımız kağıt ve metal şeyler. O şeyler para, çünkü köfte-ekmek alabiliyorlar. Diğer bir deyişle köfte-ekmeği 10 liraya satan bir köfte-ekmekçiye gidip 10 lira kağıt parayı cebimden çıkarıp verdiğimde karşılığında köfte-ekmek alabiliyorum.

Zaten paranın en basit tanımı budur: Para, köfte-ekmek alabilen şeydir.

Peki, köfte-ekmekçi o şey karşılığı bana köfte-ekmeği niye veriyor?

Çünkü, o da balık-ekmekçiye gidip ona verdiğim 10 lirayı verdiğinde balık-ekmek alacağına güveniyor. Özetlersek, para karşılığında bir şeyler alabileceğimize güvendiğimiz şeydir ve arkasında hemen her zaman bir devlet vardır, en azından, birkaç bin yıldır.

Daha da özetleyelim: para güvendir.

Paranın ders kitaplarındaki tanımları arasında şunlar bulunuyor:

  • Değişim aracı
  • Ölçü aracı
  • Değer biriktirme aracı

Dahası da vardır ama asıl hikaye paranın köfte-ekmek alabilen şey olmasıdır ve köfte-ekmek alabilmesinin temel nedeni devletin o şeyi vergi toplarken ödeme olarak kabûl etmesidir. Zaten köfte-ekmekçi köfte-ekmeği ondan verir üzerinde 10 lira yazan o aslında değersiz kağıt parçası karşılığı. O aslında değersiz kağıt parçasının arkasında makemeler, polis, hapishaneler, ordu, kısacası, devlet olduğundan.

Peki, devlet göçerse ne olur, şu aralar bizim devletin göçmekte olduğu gibi?

Orada işler karışır tabii ama şimdilik bu konuya girmeleyim.

Peki, parayı devlet mi üretir?

Ya da parayı kim ve nasıl üretir, en azından, bugün?

Parayı Renklendiriyoruz: Önce Bilanço

Burada biraz teknikleşeceğiz mecburen ama önce bir Timur Selçuk şarkısı. Şarkı, bilanço üzerine ve bir bölümü şöyle:

Kriz bunalım derken

Bilançoya bir baktık

Bu yıl iki misli kâr

Hayret şu işe bak sen

Nerden geldi bu kârlar

Kime gitti bu kârlar

 

Hah. İşte o bilanço, bizim bilanço. Bu şarkıda adı geçen bilanço bir muhasebeciye şöyle gözükür ilk bakışta:

 

VARLIKLARYÜKÜMLÜLÜKLER
 

100 Milli Paramız Türk Lirası

 

100 Milli Paramız Türk Lirası

 

Mesela yani.

Hani bizim döviz bürolarında emperyalizmi anlayamadığından dolar bozduran dolar angutlarımız var ya. Hani Türk lirasını milli filan sanıyorlar. Değildir ya neyse. O da ayrı bir tefrikin konusu olsun.

Lakin, gördüğünüz gibi bu yukarıdaki bilançonun sol tarafı, sağ tarafına eşit. Ve işler düzgün gittiği sürece bu eşitlik bozulmaz. Tersi zaten söz konusu değil yasalar gereği. Ama işler yamuk gitmeye başladığında eşitlik bozulur ve sağ taraf, sol taraftan büyük hale gelir. Yani yükümlülükler, varlıkları aşar ve yükümlülüklerin bir kısmı yerine getirilemez hale gelir. Bu durumda da işin içine mahkemeler, polis, hapishaneler filan girer ve bu bilançonun sahibi oyulur.

Kıssadan hisse:

  • Bir oyulma durumu olmadığı sürece bilançonun sağı, soluna eşittir,
  • Bir oyulma durumu olduğunda bilançonun sağı, soluna geçirir.

Yani, ikinci durumda bilanço sahibi soluğu mahkemede ve sonrasında büyük olasılıkla hapishanede alır, tabii bir devlet büyüğümüzle bir yakınlığı yoksa. Varsa bir şey olmaz ve hayat toz pembe sürer gider. Sırf Türkiye’de değil, hemen her ülkede.

Bir sonraki tefrikte parayı renklendirmeyi sürdüreceğiz, kırmızı ve mavi paralarla. Filmi görmeden önce ip ucu. Kırmızı para mevduatlar, mavi para rezervler. Bu rezervler, bizim TCMB’deki döviz rezervelerinden başka şeyler − di eskiden de bizim eski TCMB Başkanı Erdem Başçı bizim mavi parayı öptü attı konuyu anlamadığından. Ama olsun. Bir süre Erdem’i ve yaptığı saçmalıkları ihmal edeceğiz. Hala süren saçmalıkları da hiç olmadıydı gibi düşüneceğiz. Hatta, bizim son 20-30 yıldır (ne iyi niyetliyim: yalnızca 20-30 yıldır mı?) memleketi yöneten bütün ehliyetsizlerin yaptıkları başka saçmalıkları da hiç yapılmamış gibi kabûl edeceğiz.

Münafikûn 4: Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da çevriliyorlar!

Bir de Nisâ 58 var. En sevdiğim meali Ali Tekin’dendir ve şöyledir:

Nisâ 58: Allah size, emanetleri, kamu görevlerini, devlet işlerini, sorumluluk gerektiren meseleleri mutlaka ehline, kabiliyetli, liyâkatli, bilgili, dürüst ve güvenilir kimselere vermenizi, insanlar arasında hakem-hâkim, idareci olduğunuz zaman, adâletle icraat yapmanızı, hüküm vermenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğütler veriyor, sorumluluklarınız konusunda sizi uyarıyor. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir, görür; doğru olanı duyurur, doğruları gösterir.

Bu tefrik de bu kadar olsun. Devamı bir sonrakine.

1 YORUM

CEVAP VER