Nasıl yaşasın 1 Mayıs?!

(Bu yazı, sözü edilen kadınların işsiz kalmaması için imzasız olarak yayımlanmıştır!)

1 Mayıs  İşçi Bayramı geliyor. Sendikalı, sendikasız işçiler, emekçiler bu yıl da meydanlara inecek, sorunlarını ve taleplerini dile getirecek. Biz şimdi alanlara gidemeyecek, sendikaları olsa bile sorunlarını yakın zamanda çözemeyecek olan ev işçisi kadınlardan söz edeceğiz. Neden mi özel olarak onlardan söz edeceğiz, çünkü onların çalışma hayatlarını köle düzenine dönüştüren kişi belki de sizsiniz! Siz değilseniz yakın çevrenizdeki birileri. Fabrika veya holding sahibi patron değilsiniz diye “Yaşasın 1 Mayıs” diye bağırdığınızda emekçiyle dayanışmış olduğunuzu mu sanıyorsunuz, büyük yanılıyorsunuz!

Evet, onlar çoğunlukla çocuk veya yaşlı-hasta bakıcısı olarak işe alınıyorlar. Ancak iyi eğitimli olmalarına rağmen uzmanlık alanı olan işler dışında evlerde temizlik, yemek, getir-götür, hatta hizmetçilik gibi işleri de yükleniyorlar. İki canlı örnekle anlatalım  durumu:

Çocuk bakımı eğitimi almış bir kadın. Memleket şartlarında ortanın solundaki partiye oy veren ortalamanın üzerinde geliri olan bir ailenin evinde çalışıyor. İki küçük yaramaz çocuğa bakmanın dışında aklınıza gelen her tür ev işinden de sorumlu. “Mutlu ebeveynlerimiz” tatilden dönerken eve gitmeden önce dışarıda bir şeyler atıştırmaya karar veriyor, çocukları bakıcılarıyla eve gönderiyor. Kadının eline yarı beline kadar gelen iki dev bavul, bir koluna çanta içinde “mutlu bir ailenin olmazsa olmazı” sevimli ev kedisi tutuşturmuşlar. Kendi çantası da diğer kolunda.  Yanında koşturan çocuklar. “Nedir bu halin” diyerek yardımına koşuyorum; “aman sessiz ol, şikayet ediyorum sanırlar” diyor. İşinden olmaktan korkuyor. Belki de yolda görüp kim olduğunu bilmediğiniz bu kadın bu şartlar altında ayda sadece bir gün izin yapabiliyor. Yatılı çalıştığı için akşam 7’ye kadar “özgür”. Ve mutlu ebeveynlerimizin arkadaşları olarak sağcısı “solcusu” pek çok insan sosyal medyadan mutluluk fotoğraflarını “like ediyor” bu sırada. Hepsi sessiz kalarak suç ortaklığı ediyor aslında bilerek veya bilmeyerek.

Diğeri yüksek okul mezunu hemşire. 24 saat aralıksız hasta bakımı dışında o da temizlik, yemek, getir-götür işlerini üstlenmek zorunda bırakılmış. Hatta apartmanın temizliğini bile ona yaptırıyorlar. “40 günde bir iznim var. Kazandığım parayı çocuklara göndermek için bankaya gidiyorum, telefon faturamı yatırıyorum, nefes alamadan gün bitiyor zaten. Aslında kafayı yiyorum ama gülümsüyorum” diyor. “Neden hakkını aramıyorsun” diyorum, o da “aman sessiz olalım” diyor. En azından yüzüne karşı kötü davranmıyorlarmış, daha nasıl davranacaklarsa artık!

İşte bu köle düzeninin şartları paranın dozuna göre daha da ağırlaşabiliyor. Kendisi sefahat hayatı sürerken evde çalışan personeline haftada 5 gün mercimek yemeğini layık gören “ucuz zenginler” de var. Ancak kendileri de düşük ücretle çalışan ebeveynlerin sunduğu çalışma şartları da çok matah değil. Daha az aylık verebilenler bu kadınları çocuklarına “abla” olarak işe alıyorlar.  Ama onlar da çocuk bakımı dışındaki yemek ve günlük temizlik işlerini onların sırtına yüklüyorlar. Ama “ablalar” nispeten daha şanslı. Çünkü çoğunlukla akşama kadar çalışıyorlar, haftada bir gün tatil de garanti! Ayrıca bu emekçi ebeveynlerimiz 1 Mayıs meydanlarına muhtemelen çocuklarıyla gidip selfie çekecekleri için en azından “işçi bayramında”  da izin yapabilecekler.

İşte durum özetle böyle. Emek sömürüsüne zengininden dar gelirlisine kadar herkes bir şekilde ortak. Bu düzenin değişmesi için de artık “piyasa şartları” denilerek normalleştirilmiş bu köle düzenine en başta sizin bir dur demeniz gerekiyor, hem de evinizden başlayarak. Siz değilseniz komşunuzu, arkadaşınızı uyararak, icap ediyorsa kınayarak. Yoksa yaşasın da, nasıl yaşasın bu 1 Mayıs, soralım önce kendimize…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here