Kul olmanın dayanılmaz hafifliği…

0


Bir kere “kul” olmayagörün, kralları halkın seçtiğini zannetmeye bile başlarsınız!

Kul, kelime anlamıyla emir altında bulunan hizmetçi veya köle demektir. Bir yerde bir kul var ise doğal olarak efendi de mevcuttur. Dini boyutu ile ele aldığımız zaman da bu değişmez. İnsanlar Allah’a kuldur. Onun emrindedir. Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. Zira Allah insanları kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. Osmanlı’da padişahlar halkı, kendi kulları olarak görürlerdi. Çünkü kendileri de ‘Allah’ın yeryüzündeki gölgesi’ idiler.

Toplumumuzda kulluk, doğumla başlar, okul, askerlik iş hayatı derken can çıkana dek devam eder. Ailede tüm bireyler olarak baba’ya tabiyizdir. Gerekçesi onun ‘en mükemmel spermlerinden’ ötürü oluşumuz ve evin reis’i olmasıdır. Okulda eğitim sistemine tabiyizdir. Mezuniyetin anahtarı makbul öğrenci olmaktan geçmektedir. En ufak bir hatada o ilim irfan dağıtım sisteminden mahrum bırakılabiliriz. Erkek birey olarak askere gidersin ve tezkere almak için orada onbaşı’dan bilmem neyin başına kadar hepsine kul olursun. Bir işte çalışıyorsa kişi, o işyerinde amirinden patronuna kadar emir kuludur. İyi bir emir kulu olmak zorundadır ki ay sonu aldığı asgari ücret ile evine ekmek götürebilsin. Hayatın her alanında devlet’e kulsundur. Uslu kullar olunursa devlet baba şirinleri dahi gösterme kudretine sahiptir.

Kulluk bir kere bünye’ye nüfuz etti mi artık onu çıkarması, söküp atması çok uzun ve zorlu bir uğraştan sonra mümkün olur. Bugün yaşadığımız her bokun temelinde kul olma mantığı yatmaktadır. Kulluk bazen ‘oh ne güzel de üflüyor’, kimi durumda öğrenilmiş çaresizlik, kimi zaman ‘köprüden geçene kadar ayı’ya dayı diyeceksin’ veya ‘bana dokunmayan yılan, bin yaşasın’ hafifliğindedir.

Kulluk müessesesi, zamana ayak uydurabilen bir müessesedir. Kul karnını her daim doyurabilecek bir kapı, sırtını kamçılatacak bir efendi ve yalanacak bir kemik mutlaka bulur. ‘Allah bir kapı’yı kapatır, ötekini açar.’ Önemli olan o kapıları aramak ve aşındırmaktır. Kul ve efendisi arasındaki ilişki sado-mazo karakterlidir. Kul uğradığı eziyetin dozu arttıkça daha fazla zevk almaktadır. Her iki taraf ta bu ilişkiden marjinal fayda görmektedir.

Kullar, cellatlarını çok iyi tanırlar ve bilirler. Buna rağmen cellatları olan efendilerine taparlar. Öyle ki durum kritik dahi olsa onlara göre her şey yolundadır. Efendilerinin gücü arttıkça, kendi güçleri artmış gibi hissederler. Bu özdeşleşme hali onlarda huşu yaratır. Kullar’ın huşu ibresi 360’a vursun diye efendiler bazen neşideler ile kullarına seslenirler. Sonrası ‘aşk’ın gözyaşları…’

Kullar mülayim ve zararsız bir portre çizebilirler. Fakat onların bu yüzlerine kanmamakta fayda var. Çünkü onlar efendilerinin emirlerine amadedirler tabiatları gereği. Öl dese ölürler. Vur dese vururlar. Hayatları boyunca tek başlarına yapamayacakları şeyleri efendilerinin bir tek sözü ile gözlerini kırpmadan gerçekleştirebilirler. Kullar kendilerini çoğunluk hissettikleri durumlarda, ezilmişliklerinden ötürü bastırdıkları şiddet duygularını, kendileri gibi olmayanlara karşı dışa vurmada bir abes görmezler. Böylesi durumlarda kullar zombi gibidirler umulmadık bir anda kitleler halinde ortaya çıkabilme yetenekleri vardır. Bu güruhça etrafınız çevrildiğinde, hasarsız kurtuluş şansınız yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla ‘kul apokalipsisine’ karşı hazır olmakta fayda var. Geçmişte yaşanan 1915, 6-7 Eylül, Maraş, Çorum, Sivas katliamları, yakın zamanda ise 15 Temmuz’u unutmamanızı tavsiye ederiz. Bütün bunlar kul apokalipsisine birer örnektir.

Kullar geçmişte kullanım değerleri ölçüsünde bir değere sahipti. Çoğu durumda kullanılıp bir paçavra gibi bir kenara atılı verilirlerdi. Günümüzde efendilerin kullarına olan ihtiyacı son derece artmış ve her kul efendisi açısından yüksek önem arz etmektedir. Çünkü bugün kendi gücü ve yaşam olanağı kullarının garantisi altındadır. Garantinin devamı için kulları da güvence altına almak icap etmektedir. İşte bundan ötürüdür ki son KHK ile kullara dokunulmazlık gelmiş ve apokalipsis için göz kırpılmaktadır.

Kullar sadece karşı cenahta değildirdirler. Bizim mahallemizin de kulları azımsanmayacak sayıdadır. Kulluk kötüdür. Ülkemizde aktif siyasetin, stratejik politika üretememenin sebebi kul mantığıdır. Kul olmaktan vazgeçip özgür karar vericiler haline dönüşebilmemiz gerekir. Mahirler, Denizler, İbolar böylesi bir iradenin temsilcileriydiler.

VE ÖZETLE YENİ YIL

Emekçiler ve ezilen halklar için baskı, zulüm, işkence, kan ve gözyaşı dolu bir yılın daha nihayet sonuna geldik. Yeni yılı ise her zaman olduğu gibi, önceki yıllara girdiğimiz benzer ya da aynı temenniler ile karşılıyoruz. Lakin yeni girilen her yıl bir öncekini daha fazla aratır halde. Daha açık bir ifade ile, bizim için rakamlardan başka değişen bir şey yok.

Yine de kimileri ‘umut fakirin ekmeği’ veya ‘çıkmadık candan umut kesilmez’ yahut daha pozitif bir tavırla ‘güzel günler göreceğiz’ diyerek umudu canlı tutabilir. Kimileri ise tercihe bağlı olarak kuantum düşünce tekniğini kullanarak da kurtuluşa erme yollarını deneyebilir.

Fakat biz her zaman yaptığımız gibi bir kez daha çağrımızı yapalım. Kurtuluşa ulaşmanın tek yolu sokakları kuşatmaktan geçmektedir. Bu artık tercihten ziyade bir zorunluluktur. Zira karşımızdaki düşman artık katlimizi vacip görmektedir. Örgütlenmiş cehalet silahını kuşanmış, reislerinden gelecek sinyali beklemektedir. Sizlere yaşam hakkı tanımayan bir güruhun, yaşam hakkını savunacak kadar hümanist iseniz elbette diyecek lafımız kutsal hümanizmanızda boğulmanız olacaktır.

CEVAP VER