Kafa kafaya verin, bulursunuz!

0


ÇARŞI ruhunu her daim gururla taşıyan Sıtkı’nın anısına…

Lütfen artık kimse demokrasiden, demokrasinin erdemlerinden, gerekliliğinden filan bahsetmesin bu ülkede. Kimse kendini süslemek için “Şöyle demokratım, böyle çoğulcuyum” gibi cümleler de kurmasın ne olur. Kısacası kendimizi kandırmayalım artık. Tamam denedik, olmuyor işte. Alışmadık gözde monokl durmaz hesabı bu coğrafyada da demokrasi durmuyor. Altmışbeş senede evrildiği yeri görüyorsunuz işte. Monarşinin ağababası olduğunu, Uzuv Adam hak tecelli edip alem-i berzaha göçtüğünde iki dakikada gerçekleşecek “bıbıcım” kardeşin cülusu esnasında anlayacağız. Siz o suikastli, aday adaylı ar-ge’lerin tiyatroda sakız çiğneyecek kadar entelektüel donanımlı küçük kerimeye mi yapıldığını zannediyorsunuz? Bal gibi kemankeş şehzade için nabız yoklanıyor, emin olun.

Haddizatında bütün o; ikide bir karıştırarak harlatmaya çalıştıkları Osmanlı muhabbetinin perde arkasında da aynı kurnazlık yatmakta. Yüzde elli diye tabir ettikleri sevgili tabandaşları olaya ne kadar sahip çıkacak onu ölçüyorlar. Yoksa Maloğullarının kimsenin kayağında olmadığını hepimiz biliyoruz. Maloğulları diye tabir etmekte beis yoktur bu yezid sülalesinden bahsederken. Çünki kendi inanç sistemlerine örnek aldıkları Emevi ananelerine göre zürriyetin dayanak noktası anneleridir. Hatta tabana dahi benimsettikleri çok ufak bir ayrıntı vardır: Cenaze törenlerinde hoca mevtadan bahsederken annesinin ismini anar. Gerçi bu istisnasız herkesin soyuna bir şüphe yamama gayreti anlamına da gelir ya onu başka zaman konuşuruz. İlaveten büyük büyükdedelerinin isminin Osman olmadığını, şimdi kaçıncısı olduğunu bir çırpıda hatırlayamadığımız Murad’lardan birinin, Arabi izleği kendisine ve torunlarına yol haritası olarak seçme aşamasında çağrışımla çevrildiğini biliyoruz. O abinin adı Otmandır. Keza yezid sülalesi oldukları da kendi gayretleri ile aşikardır. Yine kaç tane olduğunun, hatırlanası bir bilgi mesabesinde değerlendirilemeyeceği sayıda evlatlarına da Bayezid (Yezid’in Babası) diye isim vermişlerdir. Dolayısı ile yukarıdaki bilgiler doğrultusunda sülaleden bahsederken büyük büyükanneleri Mal Hatun’u start noktası olarak değerlendirmek gerekir.

Dediğimiz gibi Maloğulları kimsenin şeyinde, umurunda değildir bu açıdan bakıldığı vakit. Asıl mesai kendilerine tebaa olarak tayin edecekleri yığınların mevzuya ne kadar sahip çıkacaklarının ölçümüdür. Yoksa kendilerinin de eşşek gibi farkında oldukları üzere Maloğullarının öyle ecdat-mecdat ayağına benimsenecek bir özelliği yoktur. Neresinden tutmaya çalışsanız elinizde kalır bir saltanatı sahiplenmeyi bunların barsakları adem elmalarının hemen altından başlayan sindirim sistemleri dahi kabul etmez.

Elbette hükmetme refleksi taşıyan kimselerde ahlak arama gibi bir çaba nafiledir ama mesela, daha olayların başlangıında yer alan Orhan’ın, sonradan adını Nilüfer olarak değiştireceği Holofira’yı kaçırma hikayesi dahi bize ahlak anlayışlarının nasıl bir gözeden kaynadığını anlatması açısından mühimdir. Bahsi geçen hatun Bilecik Tekfuru’nun müstakbel gelinidir. Orhan tekfurun oğlu ile birlikte yağmalayacakları çevredeki aşiretlerin pazarlığını yaptığı bir işret gecesinde, damat adayının kıyak kafayla yaptığı nişanlısı hakkındaki betimlemelerden etkilenir ve düğünü basarak kızı kaçırıp kendine eş eder. E düşününce dedelerinin böyle bir hikayesi olan soyağacının alt dallarının neler yapabileceğine dair ipuçları yakalamak zor olmasa gerek. Tabii ki tarihi değerlendirmek için o zamanın bakış açısına vakıf olmak gerekir de bu kısacık gerçek öykü bile bize, söz konusu elemanların hiç öyle yarı peygamber, taş kesim kubbeli yatırlarda uyuyan ermişler olmadığını anlatmaktadır.

Ardını takip eden torunlar ne acayiplikler sergilemişler, birazcık tarih bilen hepimizin malumudur. Kendi özbeöz evlatları da dahil olmak üzere binlerce insanın heder edildiği bir kıyımın tarihini yazan sülaleden bahsediyoruz boru değil. İnsanoğlunun zaman içerisinde yaşadığı gelişime gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkayarak inatla direnen bir saltanatın hayranlıkla anlatılması pek akıl alası bir şey olmadığı su götürmez bir gerçek.

Bütün şekillenmesi yağma ve talan üzerine kurulu bir devlet yapısından gerizekalı bir güruhun yaptığı gibi ulvi doneler çıkartmak ne kadar mümkün siz düşünün. Neo–padişah ve avanesi düşünüyordur merak etmeyin. Düşünmesine düşünüyorlardır da o düşüncenin sonrasında bile kendilerine yontacak bir şeyler buluyorlar maalesef.

Onların bu sahipleniyormuş gibi görünmelerine mantıki açıdan bakıldığında pek bir tuhaflık addedemiyoruz tabii. Neticede yaratmaya çalıştıkları algı kendi saltanatlarını oldu bittiye getirmek. Bu böyle saraylarda ihtişam içerisinde yaşayıp, milyonlarca insanın hayatı üzerinde söz sahibi olmak o sözün sahibi için anlamlıdır tamam. Tamam da onu o mertebeye layık gören sığ, sıradan ve sıkıntılı bir hayatı olan vatan evlatlarına ne demeli.

Yani Angara’nın Başkanının Maloğullarına meftun oluşu çok anlamsız değil. Adam da sonuçta kendi saltanatını kurmuş vaziyette. Baksanıza şehzadesine futbol takımı alıp ismini de Osmanspor olarak değiştirdi. Yahu kendilerine ait statları bile var be. Her taraflarından pespayelik akıyormuş, zevksizliğin ete kemiğe bürünmüş hali imişler ne gam. Kendi monopollerini hayat diye oynuyorlar işte. Yalnız arada göze çarpıyor da “Ben Villareal’den başka hiçbir takımın formalarından görsel anlamda rahatsız olmam” diyen varsa arada bu Osmanspor’un maçlarına iki dakikasını ayırsın, ceddine de dedesine de galiz bir şekilde rahmet yağdırmak işten değil. Hakeza ne alaka diyeceksiniz ama Villareal’in de İspanyolca manasının Kral’ın Köyü olduğuna dikkat etmek gerekir.

Sözün özü bu ufağı ile tefeği ile kendisine saltanat yaratan padişahlar, padişahçıklar ne hedefledikleri bilindiği için çok kafaya takmamalı. Amacın ne olduğu anlaşılır vaziyette son tahlilde. Lakin bütün bu amacın hizmetkarı olan hüloğgiller insanın yavaştan yavaştan sinirini bozuyor. Adamlar fes giydi yahu, evlerden ırak. Şimdi bir de bütün Mercan Yokuşu esnafını heyecana sevk eden gelişmeler yaşanmakta. Son derecede demokratik koşullarda gerçekleşeceğinden emin olunası seçimler arefesinde kostümlü tanıtımlar başladı. Tabii bu Osmanlıcaydı, ecdattı, vesair muhabbete sulanan tüm aday adayları bu daireden nasıl bir ekmek çıkarırımın peşine düştü. Size mizahi malzeme gibi görünüyordur da durumun nereye ilerleyeceğine dair azıcık öngörünüz varsa korkudan tir tir titremeniz gerekiyor. Vallahi bir gün kendinizi piştovlu türkülerin öznesi veliahtın cuma selamlığında “Padişahım çok yaşa” diye bağırırken bulmanız hiç de hafife alınası bir hayal değil.

Onun için bu kıçıkırık, etimolojik tarifiyle alakasız demokrasiye bağlılığınızdan vazgeçin. Herkes aklını başına devşirerek kurtuluşun sadece ve sadece sokakta kazanılacağını anlasın. Bu anlaşıldıktan sonra ne yapılacağı tam manasıyla kafa kafaya vererek bulunacaktır. Endişeniz olmasın. (Mart 2015, RED)

CEVAP VER