“İtibardan tasarruf olmaz…”

0

Soğuk Savaş yıllarında Amerikan blokunun bir yüzü Lech Walesa, Özgür Avrupa Radyosu, Demirperde edebiyatı ise diğer yüzü de Washington’dan aldıkları açık çekle, dünyanın daha gözden ırak taraflarını inim inim inleten dikta rejimleriydi. Şili’nin meşhur Pinochet’sinden Güney Vietnam’daki Katolik oligarşiye, Haiti’nin Duvalier hanedanından Güney Afrika’daki apartheid rejimine kadar. Bunlar arasında en torpilli olanlardan birisi 1902’den itibaren ABD’nin önce yarı resmi, sonra gayrı resmi sömürgesi olan Filipinler’in başındaki Marcos rejimiydi.

Muhteris ve muhafazakâr siyasetçi Ferdinand Marcos 1965 seçimlerinde herkese mavi boncuk dağıtarak, bolca değişim vaatli ve popülist bir kampanyayla cumhurbaşkanı olur. Toplumun istikrar arayışındaki nüfuzlu kesimlerinin ve Washington’ın desteğini alarak 1969’da bu makama yeniden seçilir. Ne var ki dünyayı sarsan devrim rüzgârlarının ülkesine de ulaştığı yıllardır. Marcos bu durumu fırsata çevirmekte gecikmez. Washington’ın desteği gittikçe artarken, 1972 yılında Filipinler’de olağanüstü hal ilan eder. Ardından, Filipin toplumunu yeniden biçimlendirme iddiasıyla Yeni Toplum doktrinini ortaya atar ve ülkeyi her yönden demir yumrukla yönetmeye başlar.

Marcos rejimi siyasi terminolojide kleptokrasi denilen kavramın ete kemiğe büründüğü bir örnektir. Tüm ülke için öncelik Marcos’un, ailesinin, Rolex 12 adı verilen yakın çevresinin ve onların yakınlarının zenginliğidir. Böyle bir rejimin imza attığı yolsuzlukların, servet gaspının, cinayetlerin ve işkencelerin çetelesini tutmak elbette kolay değil. Ancak, Marcos rejiminin kendisini yalnızca Ferdinand’ın demir yumruğuyla var ettiğini söylemek doğru olmaz. Bir de kadife eldivenli yumruktan bahsetmek lazım.

Imelda Marcos Ferdinand’ın 1965’teki seçim kampanyasından beri Filipinler toplumunun en çok aşina olduğu yüzlerdendir. Imelda kâh salon hanımefendisi, kâh şefkatli anne rolüyle, kâh pahalı zevkleri ve şıklığıyla Filipinler toplumu önünde Ferdinand’la birlikte sahneledikleri capcanlı pembe dizinin ayrılmaz oyuncusu haline gelir. Öyle ki Marcos rejimi için “karı-koca diktatörlüğü” kavramı kullanılır.

Filipinler 1981 yılına 1972’den beri süren olağanüstü halin kaldırılmasıyla girer. Sekiz yıldır ertelenen başkanlık seçiminin yapılma zamanı gelmiştir. Olağanüstü halin kaldırılmasından altı ay sonra yapılan seçim muhalefet tarafından boykot edilir. Marcos 70 yaşındaki emekli general Alejo Santos’u kendisine rakip olarak aday yapar. Seçim sonucunda, Ferdinand Marcos üçüncü defa ve geçerli oyların yüzde 88’iyle Filipinler cumhurbaşkanı seçilir. ABD sonuçlardan çok memnundur. Marcos’un yemin törenine katılan zamanın başkan yardımcısı George Bush Marcos’un demokrasiye bağlığından övgüyle söz eder.

Manila, 1966. Çiçeği burnunda first lady Imelda Amerikan başkanı Lyndon Johnson’la dans ediyor. Bu dans 1986’daki baskın seçimle görevden uzaklaştırılan Ferdinand’ın 1989 yılında, Honolulu’da hayata veda etmesine kadar sürecek.

Aslında olağanüstü halin kaldırılması olsun, cumhurbaşkanlığı seçimi olsun, hepsi kapsamlı bir planın parçasıdır. Filipinler’i imaj düzeltme sürecine sokmanın, ülkenin makyajını tazelemenin zamanı gelmiştir. Koca ülkede makyajdan en iyi anlayan da Imelda Marcos’tan başkası olmadığına göre first lady’nin çizmeyi tekrar giyme zamanı gelmiştir. Imelda Filipinler’in başkenti Manila’yı Asya’nın sinema başkenti yapma kararını açıklar. Manila’da devasa, ihtişamlı bir film merkezi, hem de en kısa sürede inşa edilecek ve first lady’nin yüksek himayelerinde, uluslararası bir film festivaliyle taçlandırılacaktır.

25 milyon dolarlık bütçeyle projeye başlanır. Zaman kısıtlıdır. Ocak ayında yapılacak film festivaline kadar her şeyin hazır hale getirilmesi gereklidir. Haftada 7 gün, günde 24 saat ve üç vardiya olarak, aralıksız, kıyasıya sürdürülür inşaat. İşte ne olduysa 17 Kasım 1981 gecesi saat 3 sularında olur. Beton dökme sırasında iskele çöker ve en az 169 işçi betona gömülür. Yetkililer için zor bir karar anıdır. Kurtarma işlerine başlanırsa hem inşaat programında aksama yaşanacak, hem de tekrar beton dökmek gerekebileceği için maliyet artacaktır. Derhal şantiye çevresinde sıkı bir güvenlik kordonu oluşturulur, kurtarma ekiplerinin girişine izin verilmez. Dokuz saat sonra, kurtarma ekiplerine izin çıktığında kurtarılacak kimse kalmamıştır. Beton dökme işine ara verilmemiştir çünkü.

17 Kasım gecesi Manila Film Merkezi inşaatında neler yaşandığı Filipinler’in en sıkı korunan devlet sırları arasına girer. İnşaat programında hiçbir aksama olmaz ve merkez 18 Ocak 1982’de start veren Birinci Manila Film Festivaline hazır hale getirilir. Festivalin açılış filmi daha sonra 1982 En İyi Film Oscar’ını alacak olan Gandhi filmidir. First Lady’ye filmin başrol oyuncusu Ben Kingsley eşlik eder. Film sırasında Imelda’nın ara sıra gözyaşlarını tutamamasını bazıları yaşanan işçi ölümlerine bağlarken, Imelda’nın gözyaşlarını gören ama filmi göremeyen pek çok Filipinli Gandhi’yi romantik bir melodram zanneder.

“Kazanın” Filipin toplumunda geniş yankıları olur. Ölen işçilerin ruhlarının, doğru düzgün Hıristiyan cenazesi yapılmadığı için acı çektiği düşünülür. Ülkede bir ruh çağırma furyası başlar. Amaç inşaatta ölen işçilerin ruhlarına ulaşmaktır. Hele bu seansların bazılarının Imelda’nın kızı Imee tarafından tertiplendiği öğrenilince furya çılgınlığa dönüşür. Kimilerine göreyse ölen işçiler hayalete dönüşmüştür ve Manila Film Merkezi’nde gezinmektedirler. Böylece, dünyanın en uzun soluklu şehir efsanelerinden biri ortaya çıkar. Hatta filmlere konu olur.

17 Kasım 1981 gecesi Manila Film Merkezi inşaatında neler olduğunu kimse tam olarak bilmiyor ya da en azından anlatmıyor. Ancak, bu öykünün tamamının verdiği evrensel mesajlar da olduğu açık. İktidar sahiplerinin şatafat ve cakasının milli gurur sayıldığı ülkelerde itibardan tasarruf olmaz. Beton dökmenin kutsandığı ülkelerde insan hayatı metraj ve hak ediş cetvellerindeki tutarlardan ibarettir. Ve öğrenilmiş çaresizliğin hüküm sürdüğü ülkelerde rahatsız edici gerçekler onları eğlenceli kılan yalanlarla ambalajlanarak yaşanır.

CEVAP VER