Gezi’nin hayaleti…

0

Egemenler’in korkulu rüyası, halkın şu veya bu nedenlerle duydukları hoşnutsuzluklardan ötürü sokaklara dökülmesidir. Kitlelerin sokaklara inmesi, ekonomik ve siyasi olarak ek bir fatura demektir siyasi iktidar açısından. Eylemlilik bastırılamadığı durumda hayatlarına mal olabilecek sonuçların ortaya çıkması olasılık dahilindedir. Bunun bilincindedirler. Bu yüzden “kefenlerini önceden giymişlerdir.”

Üzerinden beş yıl geçmesine rağmen “Gezi” siyasi iktidarın uykularını kaçırmaya, kabus görmesine neden olmaya devam ediyor. İktidarlarının meşru olmadığının ve türlü dolaplar çevirerek kaçak bir sarayda sultanlığa soyunmaya kalkıştıklarının farkındadırlar. Yanı sıra on altı yıldır, devletin tüm kaynaklarını çekirge sürüsü gibi telef ettiklerini, uyguladıkları yanlış politikalardan ötürü ekonominin çökmüş olduğunu görüyorlar. Düşerlerse yanacaklarını biliyorlar.

Sömürü koşullarında, dünyanın her yerinde, kendiliğinden veya örgütlü halk isyanlarının olması kaçınılmaz bir durumdur. Nitekim bugünlerde Fransa’da yaşanan “sarı yelekliler”eylemi bunun en taze örneğidir. Ülkemiz koşullarında da yeni bir kitlesel başkaldırının, yeni bir Gezi ayaklanmasının olmaması için bir sebep yoktur ve bu korku, iktidar sahiplerini bir kanser gibi içten içe çürütmektedir. Son zamanlarda yaptıkları her açıklama bu korkularını gün yüzüne çıkartıyor.

Her türlü hileyle düşürmeye çalıştıkları enflasyonun yüzde 25’leri geride bıraktığı ülkenin, ekonomi ve maliyesinden sorumlu Damat Berat’ı, ekonomik krizin faturasını Gezi’ye çıkartan açıklamalar yapıyor, diğer yandan RTE, Gezi olaylarının dış güçlerin bir projesi olduğunu söylüyor. Her ihtimale karşı olacakların önünü alabilmek için gezi eylemlerini de Fetö soruşturmasına dahil ediyorlar. Eskiden aba altından gösterilen sopa, şimdi direk gösteriliyor. Muhalifsen, sesini çıkarıyorsan, meydanlara çağırıyorsan,çağrıya uyarsan ‘Fetöcü’sün.

Tayyip ve avanesi, siyasi partilikten, parti devletine dönüşme mücadelesinde “babasını öldürmeyi” başardı. Bugün artık kendi kanunlarını, otoritesini inşa etmiş durumda. İçeriden kendisine bir darbe gelmesi olasılık dahilinde görünmüyor. Anlayacağınız mecazi anlamda ölümsüzdür. Bir süre için. Bu ölümsüzlüğü korumanın tek yolu psikolojik baskı yaparak toplumu pasifize etmektir. Özellikle 15 Temmuz sonrasında toplum tamamen sindirilmiş durumda.

AKP sadece bir parti devleti yaratmadı. Aynı zamanda bir yaşam tarzı ve kültürün temsilcisi. Geride bıraktığımız on altı yıl zarfında kendi insan tipolojisini üretmeyi başardı. Bugün tek bir işaretleri ile sokaklara dökebilecekleri azımsanmayacak kemikleşmiş bir kitleye sahipler. Başkanı, kolluk gücü, medyası ve müritleri ile hayatı domine etmiş bir güruh, muhalif güçlerin ve halkın rahatsız kesimlerinin pasif görünüme rağmen, bir toplumu daha ne kadar susturabilir?

Otuz milyon kişi, kredi kartı borçlarını ödeyememekte. İşçiler kölelik koşullarında üç kuruşa çalışıyorlar. İş cinayetlerine kurban gidiyorlar. Haklarını aradıkları için emekçiler hapse atılıyor. EYT probleminden ötürü emeklilik bekleyen ve sayısı milyonlarla ifade edilen bir kitle var. Buna ek olarak atanamayan binlerce öğretmenin olduğu, enflasyonun hız kesmeden yükseldiği, dış borcun 500 milyar dolara yaklaştığı, yandaş şirketlerin konkordato ilan edip sıyırdığı, yandaş olmayanların her şeyini kaybettiği, yiğidin kuru soğana muhtaç olduğu, gazetecilerin, akademisyenlerin, milletvekillerinin, avukatların hapishanede olduğu, ifade özgürlüğünün olmadığı, insan hakları ihlallerinin tavan yaptığı bir ortamda bu haramilik düzenini bir üç beş yıl daha sürdürebilmeleri mümkün değil. Bu koşullarda ayaklanmanın doğmaması anormal bir durum olur.

Dolayısı ile Türkiye bir isyana gebedir. Önümüzdeki problem bu doğumun nasıl gerçekleşeceğidir. Bunu hep beraber yaşayarak göreceğiz.

CEVAP VER