Fransa’da isyan!

1

Paris’in kent planlamasını yapan Hausmann kente damgasını vuran abartılı geniş bulvarları açarken iki amacı vardı: a) Barikat kurmayı olanaksız hale getirmek. b) Askeri garnizondan işçi mahallelerine kadar en hızlı ve doğrudan ulaşımı sağlamak.

Başta Paris olmak üzere, Fransa’da geçtiğimiz hafta boyunca yaşanan olaylar Hausmann’ın şehircilik anlayışını bir kez daha yerle bir etti diyebiliriz. Paris’in en önemli bulvarı Champs Elysee de dahil olmak üzere bütün semtlerinin bütün büyük trafik aksları inadına kurulan barikatlarla kapandı. Bu barikatlar sayesinde kent geçilmez oldu. Olaylar Paris’le sınırlı da kalmadı tabi. Ülkenin özellikle de ekonomik sıkıntılarla boğuşan küçük kentlerinde hatta kırsal bölgelerinde ve hatta denizaşırı bölgelerinde kimsenin beklemediği bir anda isyan ateşleri yandı.

Fransa’nın iki yıldan kısa bir süre içerisinde yaşadığı ikinci büyük isyan oluyor bu. 2017 yılı Mart ayında işçilerin önderlik ettiği bir isyan dalgası daha yaşanmıştı. O dönemde gerek işçi ayaklanmasına gerekse de Fransa’nın bir emperyalist olarak etkinliğini ne denli yitirdiğine dair RED için yazmıştık. Geçen zaman, yazdıklarımızı doğrulamış gibi görünüyor. En azından ülkede siyasi çelişkiler daha da ağırlaşmış gibi görünüyor.

SARI YELEKLER NEREDEN ÇIKTI?

Bu sefer yaşananlar doğrudan bir işçi hareketi olarak görülmüyor. Konu iş yasalarında bir değişiklik değil. İnsanların sokaklara dökülmesi için herhangi bir sendikadan, siyasi partiden ya da örgütten  herhangi bir çağrı da gelmiş değil. Olaylar günün birinde benzin fiyatlarının artırılması sonucu kelimenin tam anlamıyla birden bire patlak verdi. Devlet de dahil olmak üzere kimsenin beklemediği bir anda tıpkı bir zamanlar tarihin gidişini değiştiren Sans Kilotlar (donsuzlar) gibi, sırtına sarı yelekler geçirmiş binlerce insan bir anda sokakları ele geçiriverdi.

Bu arada kimse bunca sarı yelek bir anda nereden çıktı falan diye komplo teorileri üretmesin, Fransa’da (Almanya’da da) her otomobilde, tıpkı sağlık çantası ya da yedek lastik gibi, her yolcu için bir adet sarı yelek bulunması zorunludur.

‘IRKÇILARIN HAREKETİ’ Mİ?

Sokağa dökülme çağrısı yapan bir sendika, organizasyon ya da siyasi parti yoktur dedik. Ancak olaylar patlak verdikten sonra, özellikle de kamuoyu yoklamaları halkın üçte ikisinin eylemlere sempati duyduğunu gösterdikten sonra alel acele trene atlamaya çalışan parti ve gruplar yok değil. Bunlardan birisi de ırkçı Front National Partisi ve liderleri Marine Le Pen’dir. Bu arada Almanya’daki ırkçı AfD partisi de eylemcilere olan sempatisini ilan etmekten geri durmamıştır.

Ülke nüfusunun üçte ikisinin desteklediği, yüzbinlerce insanın katıldığı bir eylemlilik anında, eyleme katılan kitlenin içinde yüzde 40’a yakın oy almış bir partinin hiç taraftarı olmaması matematiksel açıdan olanaksız olması bir tarafa, biraz tuhaf bir durum olurdu herhalde. Bugün sırtına sarı bir yelek geçirip bulvarlara barikat kuran insanların arasında mutlaka Front National seçmenleri vardır, sosyalist ve komünist parti seçmenleri de vardır. Hatta bizzat Macron’a oy vermiş olanlar bile vardır. Bu çapta bir hareketi değerlendirirken eyleme katılan insanların olaylar başlamazdan önce hangi siyasi eğilime sahip olduğuna bakarak yargıya varmanın çok da doğru bir yöntem olmadığını Türkiye’de Haziran ayaklanması sırasında yapılan kimi yanlış değerlendirmelerden biliyoruz. O zamanlar Atatürk resimlerine ya da dalgalanan ulusal bayraklara bakarak yapılan yanlış değerlendirmeler harekete polisin attığı gaz bombalarından çok daha fazla zarar vermiştir. Benzeri bir hatanın burada tekrarlanması emperyalist merkezlerden birisi konumundaki bu çok önemli ülkede ve tamamıyla ekonomik kriz nedeni ile ortaya çıkan bir enerjiyi boşaltmaktan başka bir sonuç vermeyecektir.

AYAKLANMA NEDEN ÇIKTI?

Bu soruya doğru ve sağlıklı bir yanıt vermek için henüz çok erken. Yine de eldeki verileri masaya yatırdığımızda görüyoruz ki:

Fransız kentlerinde konut bedelleri normal bir insanın kolay kolay ödeyemeyeceği kadar artmıştır. Özellikle Paris için geçerli olan bu durum ülkenin diğer kentleri için de aşağı yukarı benzerlikler göstermektedir.

Geçmiş yıllarda normal ve orta gelirli işçiler insani bir yaşam düzeyi tutturabilmek amacıyla kentlerin varoşlarına, banliyölere ya da çevre köylere kaçmıştır. Paris’te iki odalı bir daireye vereceği kirayı taksit olarak ödeyen bir işçi civarda bir köyde kendisine ev alabilme olanağı bulmuştur. Civar kasaba ve köylerde oturan insanlar çalışmak için büyük kentlere gidip gelmektedir.

Yakın bir geçmişte uygulanan özelleştirmelerle çevre köylere olan tren, tramvay, otobüs, metro vs türünden toplu taşım olanakları birbiri ardına iptal edilmiş, ulaşım için özel otomobilden başka fazla bir seçenek kalmamıştır.

Adı “Çevre Vergisi” olsa bile, akaryakıt fiyatlarına yüzde 25 civarında bir zam anlamına gelen yeni vergi düzeniyLe önemli bir kitle çalışma hakkından tamamıyla mahrum kalma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Ve son olarak da; krizin yükü halkın sırtına yüklenirken “sermayenin kaçmasına engel olmak amacı ile büyük sermayeye uygulanan vergilerin büyük bir kısmı iptal edilmiştir. Bilinç düzeyi alabildiğine yüksek bir kitle olan Fransız halkı ise durumu görmeyecek kadar aptal değildir.

Bütün bu girdileri alt alta yazdığımızda sonuç olarak diyebiliriz ki: Sarı Yelekliler isyanı belli bir iş kolunda, bir sendikanın çağrısı olsun ya da olmasın, özünde bir işçi hareketidir. Tamamıyla kendiliğinden ortaya çıkmıştır ama yine de bir işçi hareketi olarak görülmeli, olayın “uygulanan ekonomik programdan zarar gören sosyal kesimler” türünden laflarla sınıfsal karakterinin karartılmasına izin verilmemelidir.

HAREKETİN İÇERDİĞİ TEHLİKE

Bütün muhteşemliğine karşın, bu kadar büyük bir kitleyi sokağa dökebilen, sınıfsal karakteri medya tarafından ustaca kapatılan, muğlaklaştırılan bir hareket, özellikle de Fransa gibi ırkçılık açısından verimli bir toprakta faşistler tarafından kötüye kullanılma tehlikesine her zaman sahiptir. Buna engel olmak, faşistlerin harekete önderlik etmesine asla izin vermemek ve harekete önderlik etmek Fransız devrimcilerinin sadece boynunun borcu değil aynı zamanda kendi varlıklarını korumalarının zorunlu koşuludur.

Geçen bir haftadan sonra eylemlerdeki kitle küçülmüştür. Büyük bir ihtimalle de bastırılacaktır. Ancak… Şu andan sonra, sonuç her ne olursa olsun Fransız halkı ve işçi sınıfı Devrim’den Paris Komünü’ne, arada yaşanan binlerce isyan ve ayaklanmayla günümüze kadar uzanan muhteşem bir kültürel mirasa hala sahip olduğunu kanıtlamıştır.

1 YORUM

CEVAP VER