Fazıl Say’ın ‘cumhur’ başkanı…

Buralarda kışın hava bıçak kadar keskin olur. İstisnasız. Yüze vuran ayaz dudakları çatlatır. Çatlakların arasında biriken kan soğuktan ötürü akmaz. Sonrasında kabuk bağlar. Sıcak ortama girince dudaktaki kuruyan kabuklar rahatsız edici bir hal alır. Kabuğu soyarken ufak çaplı kanamalar oluşabilir. O yüzden çoğu insan genelde dudaklarına nemlendiriciye benzer bir krem sürer. Bense krem sürmem. Tabiatıma ters geliyor. Kanayacağını bile bile dudaklarımda oluşan kabuğu da kopartırım. Rahatsızlık veren bir şeye katlanmak akıl kârı bir iş değil.

Yine dudaklarımın kabuk bağladığı bir günün ardından, hem kabuk soyup hem tivitır alemine bakarken bir Fazıl Say muhabbeti döndüğünü fark ettiğim şu saatlerde her kafadan ayrı bir tivit çıkıyor. Kimisi Fazıl’a saydırıyor, kimisi savunuyor. Yandaşlar adeta zafer sarhoşluğu yaşıyor. Tayyip, Fazıl’a diz çöktürmüş falan diyen var.

Aklıma geçtiğimiz aylarda Fazıl Say’ın annesinin vefatından sonra devlet erkanı tarafından taziye için arandığı haberi geliyor. Akabinde Fazıl Say’ın Tayyip’i konserine davet etmesi.

Ne var yani bunda?

Geçtiğimiz günlerde “Bana Mozart dinletmeye kalkmak faşistliğin dik alasıdır” diyen RTE, seçime yönelik imaj tazelemek istemiş olacak ki konsere katılmaya karar vermiş.

Hem daha önceden biri ötekine baş sağlığı diliyor. Öteki birkaç zaman sonra konserine davet ediyor. Konser günü gelip çatıyor. Konuklar yerlerini alıyor. Haliyle Tayyip de eşi ve Dışişleri Bakanı çavuşuyla icabet ediyor. Ayakta alkışlıyor. Samimi bir el sıkışması. Bir plak hediye ediyor Tayyip, Fazıl Say’a. Sonrasında kuliste bir araya geliniyor. Fazıl Say albümlerini imzalıyor ‘Erdoğan’a hitaben. Kamera zum yapıyor ve Fazıl şöyle yazıyor. “Sayın Cumhurbaşkanım Recep Tayyip Erdoğan…”

Bizim kendisine solcu diyen tayfanın her gördüğü sakallıyı dedesi sanması alışıldık bir durum artık. Dedesi sandığı sakallı hoşuna gitmeyen bir hareket yapınca ‘ah dede vah dede’ demeye başlıyor. Kim olursa olsun, bir insana bir takım muhalif, eleştirel söylemlerinden ötürü bir misyon biçmekten vazgeçmeyi öğrenmemiz lazım. Bir insana taşımadığı anlamları ve misyonları yükleme alışkanlığından kurtulması lazım yurdum solcusunun. Nihayetinde aydın, sanatçı, yazar, çizer dediğimiz insanlar kendilerini ait hissettikleri sınıfsal cepheden, siyasete ve siyasetçilere yaklaşım gösterirler.

Fazıl Say her ne kadar geçmişte hakkında dava açılıp 10 ay cezaya mahkûm edilmiş ve zaman zaman muhalif çıkışlar yapmış olsa da özünde kendisi emekçilerin değil sermayenin safında olan değerli bir müzisyendir. Bu müzik insanı genellikle AKP’yi onun dinci özelliklerinden ötürü eleştirdi. Bugüne kadar emekçilere yönelik yapılan haksızlıklara dair ağzından bir söz çıktı mı? Yahut benim konserime neden işçiler, emekçiler gelemiyor diye bir kaygı taşıdığını belirtir bir cümle duyan oldu mu? Ben hatırlamıyorum. Duyan bilen gören varsa paylaşsın. Hatamız varsa veya kusur işliyorsak özür dileyelim. Ama aynı Fazıl Say geçmişte verdiği röportajlarda  konserinde diplomat görememekten çok şikayet etmiştir.

Burada Fazıl Say’ı eleştirdiğim sonucu çıkarılmasın. Eleştirdiğim konu Fazıl Say’ın, Cumhurbaşkanıyla olan ilişkilerini gözden geçirmesi değildir. Çünkü nihayetinde şehirli elitlere müzik yapan liberal bir şahsiyettir. Benim eleştirim Fazıl Say’dan solcu veya devrimci çıkarmaya çalışanlaradır.

Fazıl Say kendi adına doğru bir harekette bulunmuştur. Uzun zamandır toplumun uzlaşması yönünde demeçler veriyordu. Arzu eden biraz araştırır bakar. Netice olarak kendisi ve “sayın cumhurbaşkanı“ birbirleriyle uzlaşı yolunda adımlar atmaya devam etmektedir.

Kendilerine saadetler dileriz. Muhabbetleri bol olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here