Faşist Almanya?!

0

Hazır Türkiye’nin ‘devlet büyükleri’ birden celallenip de, Almanya’yı (hatta bütün Avrupa’yı) faşist ilan etmişken, biz de bu konuyla biraz ilgilenelim…

  • SERDAR KAZAK

Türk hükümet yetkililerinin Avrupa’yı faşist ilan etmeleri ne denli samimidir, ne denli gülünç? Avrupa’yı faşist ilan etmenin içerdiği absürd komiklikle fazla ilgilenmeden geçmek istiyorum. Faşizmin tanımını kimden okumuş olursa olsun az çok bilen orta zekaya sahip bir birey bu ülkelerin faşist olduklarını söyleyecek kadar saçmalamaz.

Öte yandan belirtmek isterim ki, iddianın haklı gibi görünen bir yanı da vardır. Devletin kendisi faşist diye nitelenemese bile, faşist ya da faşizan bir gücü sürekli olarak yedeğinde tutmaktadır. ikinci Paylaşım Savaşı sonrasında tarihe karışmış olduğu düşünülen faşizm Avrupa’da hiç bir zaman tamamı ile tasfiye edilmemiş, bir yerlerde sürekli olarak, çoğunlukla da devlet desteği ile canlı tutulmuştur. Gestapo’nun savaş sonrasında aynı kişiler tarafından yeniden örgütlenmesinden tutalım da, yakın zamanda Neo-Nazi cinayetlerine kadar gelişen süreç devletle sivil faşist örgütler arasındaki organik bağın devamlılık gösterdiğini kanıtlamıştır.

ALMAN ‘DERİN NAZİ’LERİ

Sonuç olarak NSU adlı faşist örgütün sekiz Türk’ü ve Türk sandıkları bir Yunanlıyı öldürmeleri de bu sürecin bir parçasıdır. 2000’den 2011’e kadar devam eden bütün bu süreçte üst düzey devlet görevlileri sürekli olarak Nazilere finansman ve lojistik destek sunmuşlardır.

Bunlardan en dikkat çekici olanı ise bir cinayet anında o mekanda bulunduğu halde ifadesi alınamayan bir gizli servis elemanıdır. Çalışkan bir grup polis bu elemanın ifadesini almak istediklerinde, ilgili eyaletin içişleri bakanı bunu “ulusal güvenlik” gerekçesi ile yasaklamış, polisin yaptığı soruşturmaya da el koymuştur. Bir cinayetin birinci dereceden zanlısı olan bu şahıs günümüzde de memur sicillerinin tutulduğu bir büroda kızağa alınmış olsa da üst düzey bir eleman olarak maaş almayı sürdürmektedir.

Yine NSU örgütü hakkında Münih Eyalet Yüksek mahkemesinde açılan dava mümkün olduğunca devlete zeval gelmeyecek bir çadır tiyatrosu biçiminde sürdürülmekte, bir anlamda devlet kendisi zarar görmeksizin bağırsaklarını temizlemeye çabalamaktadır.

ALMANYA’DA ‘ŞÜPHELİ’ ÖLÜMLER

Bir seri şüpheli ölüm:

25 Ocak 2009, Arthur Christ… Neo Nazi olarak bilinen bir kişidir. Heilbronn kenti yakınlarında yanan otomobilinin içinde ölür. Olayın bir intihar olduğu belirtilir. Bir ihtimal, içinde bulunduğu otomobili ateşe verip, kendisini diri diri yakarak intihar eden ilk insan olarak tarihe geçer.

16 Eylül 2013, Florian Heilig… Örgütten ayrılmş bir Neo-Nazidir. O da içinde bulunduğu otomobili ateşe vererek intihar eder. Polis ve savcı olayı sadece sekiz saat gibi ultra kısa bir sürede aydınlatır. Ölenin aşk hayatındaki sorunlar bunalıma düşmesine ve intiharına neden olmuştur. İçinde bulunduğu otomobili ateşe vererek intihar eden ikinci kişi olarak kayıtlara geçer. Bu şahsın çok ilginç bir özelliği de yakın bir gelecekte NSU soruşturmasında ifade verecek olmasıdır.

7 Nisan 2014, Thomas Richter… Corelli kod adı ile Neo-Nazi örgütlere ‘sızmış’ bir gizli servis elemanıdır. Evinde ölü olarak bulunur. Soruşturma ekipleri olayı yine çok hızlı bir şekilde çözerler. Kısa bir süre sonra çok ender görülen bir şeker hastalığı nedeni ile öldüğü ‘tespit’ edilir. İlginç olan nokta, ölenin bir gizli servis elemanı olarak sürekli sağlık taramasından geçiyor olması ve modern Alman tıbbının hastalığı ancak hastanın ölümden sonra teşhis edebilmesidir! O da yakın bir tarihte NSU cinayetlerine dair ifadesi alınacak tanıklardan birisi olarak bilinmektedir.

28 Mart 2015, Melisa Marijanovic… 20 Yaşında bir Neo-Nazi kadındır. Motosikletten düşer. Kaza sırasında sadece dizini yere çarpmıştır. Sonrasında ayağa kalkıp doktora kadar gider, akşam saatlerinde evinde akciğerlerindeki bir kanama nedeni ile ölür. Bu şahıs da sonraki haftalarda ifade verecek tanıklardan birisidir.

6 Şubat 2016, Sacha Winter… Melisa Marijanovic’in sevgilisidir. Evinde ölü bulunur. Neden öldüğü konusunda ne savcılık ne de adli tıp herhangi bir açıklama yapmaz. Ancak savcılığın görüşüne göre cep telefonu ile göndermiş olduğu son kısa mesaj, intihar öncesi yazılan bir veda mektubu niteliğine sahiptir. Mesajın o telefonla ama başkası tarafından yazılmış olup olmayacağı konusu hiç açılmaz, mesajın kime ve hangi cep telefonuna gönderilmiş olduğunu bir kaç zibidi gazetecinin dışında merak eden çıkmaz. Mesajın metni hiç bir zaman açıklanmaz. Hangi yöntemle intihar etmiş olduğu da araştırılmaz. Ama bilinir ki olay bir intihardır, tesadüf bu ya, ölen yine NSU cinayetlerinin potansiyel tanıklarından birisidir.

VE BİZİM FAŞİSTLERİN HALLERİ

Bizim badem bıyık, sıkma başlı devlet yetkilileri son 15 yıla yayılan ve 9 Türk, bir Yunan, tahminen 10 Alman’ın ölümüne neden olan bütün bu süreç boyunca susmuş, kelime dahi konuşmamış, bugün faşist ilan ettikleri Almanya ile sıkı ilişkiler içinde olmuş, kendilerine Alman otomobillerinden filolar kurmuş, hatta bu ülkeye Anadolu’nun bağrında üs bile vermiştir.

Eğer bizim ‘mangal yürekli’ devlet yetkililerimizden bir tanesi, bütün bu süreçte bir kez ortaya çıkıp ta “Eyy Almanya!” deseydi biz de kullanılan terminolojiyi çirkin bulsak bile içimizden “Helal olsun!” derdik herhalde.

Oysa onlar bütün bu süreç boyunca Almanya’daki Türkleri kurbanlık koyun olarak feda ettiler. Şimdi atıp tutmaları ise, halk oylamasında bir kaç tane ‘evet’ oyu daha alabilmek için yaptıkları ucuz bir provokasyondan başka bir şey değildir.

CEVAP VER