‘Evet’ diyecek emekçi kardeşime…

0

Sen 16 Nisan 2017 günü referandumda evet demeyi düşünen kardeşim. Bu mektup sana… Bu mektup sana senin bilmediğin bir şeyi seni cahil sanarak sana anlatma derdinde değil. Sana hayatını nasıl yaşaman gerektiğini söyleme derdinde hiç değil. Sana kalkıp neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleme amacında da değil. Tek derdi var, bir iki şeyi hatırlatmak.

Sana hatırlatacağım şeyler, senin zaten her gün karşılaştığın şeyler. Bunları hatırlatma sebebim ise çok basit. Çünkü senin vereceğin evet oyu, bundan önce yapılanları pekiştirecek, yapılması planlananlara evet dedirtecek.

SAĞLIK MESELESİ

Hatırlamanı istiyorum. Bundan yaklaşık 15 sene önceyi. Hani ‘koalisyonlar dönemi’. Evet, bir sürü IMF prangasıyla, bir sürü istikrarsızlığıyla koalisyonlar dönemi… Hatırlıyor musun, hiçbir reçeteye veya muayeneye para vermediğini? Senden artık pay istiyorlar. Eskiden sadece ödediğin vergiler yeterken reçeteye ve muayeneye, bugün cebinden çıkarıp vermeni istiyorlar. Özel hastaneye gidebiliyorsun evet, ama eğer paran yetiyorsa. Çünkü bizim vergilerimizle, alınterimizle ödediğimiz vergilerimizle bizim reçetelerimizi karşılayacaklarına gidip o paraları teşvik olarak özel sağlık kuruluşlarına verdiler. Ufak bir ayrıntı, şimdiki Sağlık Bakanı o hastane patronlarından.

ELEKTRİK PARASI

Hatırlamanı istiyorum. Hani bu yaz saati uygulamasının iyice saçmalığa dönmediği zamanları. Çok mantıksız değil mi? Hiç akıl işi değil, niye bu kadar ısrar ettiler? Sebebini öğrendik sonradan. Bizim elektrik faturaları şişkin geliyor ya, biz 1 saat daha fazla elektrik yakıp patronların enerji masraflarını üstlenelim diyeymiş. Bugün su, elektrik faturasına ödediğin her fazla kuruş zengini daha çok zengin etmek içinmiş.

Zaten bu da bildiğin bir şey, bu dünyanın düzeni bu…

ARA ELEMAN ÜLKESİ

Hatırlamanı istiyorum. Bu Zorunlu Genel Sağlık Sigortası eskiden var mıydı? Hani eğer işsizsen bile senden aldıkları para. Sonradan anladık, bunu da senin oğlan veya kız evde işsiz işsiz oturmasın diye çıkarmışlar. Başka ne olacak ki? Senin çocuk ufacık maaşı bile kabul etmek zorunda kalsın ki zorunlu borç korkusuyla, patronlar istedikleri kadar maaşları düşük tütsün hesabı. Nasıl olsa kapıda iş için bekleyen çok, değil mi? Gerçi haklarını yemeyelim, bize Yeni Osmanlı diye diye konuşuyorlar ama aslında çok dürüstler. Bundan birkaç yıl önce bir bakan ne demişti? “Bizden ancak ara eleman ülkesi olur!” Yani emeğimiz ne kadar ucuz, o kadar sömürür bizi yabancı, yerli fark etmeden patronu. Biz eşeğiz ya hani, öyle dediler işte bize.

KÖLE PAZARI

Hatırlamanı istiyorum. Bundan tam 15 sene önce, taşeronluk diye bir şey yoktu. Bir insanın aynı işyerinde hemen hemen aynı işi yapmasına rağmen, diğer meslektaşlarından daha az para kazanması, daha az hakka sahip olmasını neyle açıklarsın ki? Kadro sözleri veriyorlar her yerde, taşeronluk kalkacak diyorlar. Peki niye o zaman taşeronluktan daha beter özel istihdam büroları açılıyor ki? Irgat pazarının modern hali modern hali işte o bürolar. Atıyorlar seni bir köşeye kısa bir süre kullandıktan sonra, taşeron kadar bile hakkın olmuyor. Hatırlamanı istiyorum, bir işe başvurduğunda aileni az çok geçindirebileceğine, katkı koyabileceğine olan inanç geçmişte mi kaldı? Artık bizim normalimiz bu mu?

KIDEM TAZMİNATI

Hatırlamanı istiyorum. Eskiden kıdem tazminatı sen işten çıkarken sana işin ustalarının hatırlattığı bir hakkındı. Ona kimse dokunamazdı hatırla, o kırmızı çizgiydi. Ne patronlar buna saldırın demesine rağmen saldıramadı hükümetler, koalisyonlar. Bugün kıdem tazminatıyla ilgili yapılan tartışmayı hatırla. Varlık fonuna devretmişler. Varlık fonunun ne işe yaradığıyla ilgili gazetede çıkanlara bir bak. Kuveyt’ten, Katar’dan borç para alabilmek için teminat gösteriyorlarmış. Yani senin onlarca sene çalışıp biriktirdiğin parayı yine senin adına aldıklarını söyledikleri borca teminat gösteriyorlar. Niye böyle oluyor ki? 15 sene boyunca madem ekonomi çok iyi gidiyordu, niye şimdi buna ihtiyaç duyuyorlar ki? Hatırla, senin en doğal hakkın olan kıdem tazminatı söz konusu.

BOMBASIZ ZAMANLAR

Hatırlamanı istiyorum. Bu ülkede hani siyaseti kahvede oturup normalce konuşabildiğin zamanları. Hani aynı işte çalıştığın insanlarla aranın siyaset yüzünden can sıkıcı biçimde açılmadığı zamanları. Hani Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Dindar gerginliği yerine sadece geçim derdini konuştuğun zamanları. Bunun üzerinden birbirine girmek zorunda hissetmediğin zamanları. Mesela sokaklarda her hafta bomba patlamayan zamanları. Mesela devletin kademesini hükümetle ittifak eden hangi cemaat ele geçirmiş diye düşünmediğin zamanları. Mesela bir yere ulaşabilmek için tanıdık, torpil yerine bazen sadece liyakatin, disiplinli çalışmanın üstün gelebildiği zamanları. Mesela ülkenin Rusya’yla, İsrail’le bir hafta boyunca arası bozuk, ertesi hafta dost olacak kadar lakayt bir dış politikasının olmadığı zamanları.

KEFENLİ DEĞİL, KORUMALI ADAM

Belki de o adamı seviyorsundur. O adam belki sana senin olabileceğin kişiyi hatırlatıyordur. O adam belki sana kardeşinden daha kardeş, daha abi görünüyordur. Ama sorun şu, o adam bir grev çadırında veya hak mücadelesinde senin yanına gelip didinen üniversitelilerden, senin için gözünü karartan mücadeleci arkadaşından, senin için dersini iptal edip, sana destek veren akademisyenlerden, yazarlardan ve nicesinden sana daha uzak. O artık bir sarayda oturuyor. Onun artık 1000 tane koruması var. Onun çocukları zengin. O senin tabiatın gördüğün her şeyden daha üstün bir mertebede. O artık sana yabancı.

SANA YAKIN OLANLAR

Ama sana en yakın olan, sen istemesen bile hem kendi çocuklarının geleceği için hem senin için senin hakkını savunanlar, onlar hala senin için orada. Onlar seninle aynı, belki senden daha az ücret alıyorlar. Belki aynı mahallede yaşamıyorsunuz ama onlarda senin için endişeleniyorlar.

Sen kıdem tazminatının kalkmasına evet deme diye didiniyorlar. Direniyorlar.

İşte bak. Yine sona geldik. Sonunda kararın evetse, sonunda yine ben kendi haklarımı feda ediyorum diyorsan, senin bileceğin iş. Biliyorum belki de evetinin içinde bir sürü hayır saklı saydıklarıma karşı. Ama bir hayır baskın çıksın ki hayırla sonuçlansın artık bu gidişat. Sadece şunu hatırla, ne yapıyorsan kendine yapıyorsun.

16 Nisan’da hayırlı bir sabaha uyanmak dileğiyle. Gözlerinden öperim kardeşim.

CEVAP VER