EBU ZER’lerin öyküsü…

0


İhsan Hoca’ya saldırı…

Antikapitalist Müslümanlar grubunun kurucusu yazar İhsan Eliaçık geçtiğimiz günlerde Kayseri kitap fuarında saldırıya uğradı. Her zaman bizim “mahalle”den birisi olarak gördüğüm Eliaçık’a geçmiş olsun diliyorum. Bundan sonra yalnız kalmayacağını ona göstermemiz gerekiyor.

Ancak, görünen o ki maalesef kötü anlamda da yalnız kalmayacak. Eliaçık’ın saldırıya uğradığı gün Recep Tayyip Erdoğan sosyal ve siyasal muhalefet konumunda İslam içinden konuşarak bulunanları hedef alan şu sözleri söylüyordu:

“Şunu açık, net söylemek zorundayım. Hoca olmak ahkâm kesmek yetkisini kimseye vermiyor ve dolayısıyla sevgili Peygamberimizin sünnetini tartışma yetkisini de onlara vermiyor. Bu tartışmaları açmak aslında bir neslin ifsadı anlamınadır. Ve bu nesli ifsat etme hakkını da kimse onlara vermemiştir. Kendileri de böyle bir tarzla siyasetin içerisine giremezler, girerlerse bedelini onlar da ağır öderler.”

Eliaçık’ın ve benzer kaygılar taşıyan kişilerin temsil ettiği İslam anlayışının Hayrettin Karaman, Cübbeli Ahmet Hoca, Nihat Hatipoğlu gibi isimlerle, dönemsel olarak saray darbeleriyle değiştirilen Diyanet İşleri başkanlarıyla kotarılan, Erdoğan onaylı resmi İslam’la bağdaşmayacak çok yönü olduğu ortada. Ancak, Erdoğan artık bir adım daha ileri gidiyor ve tam saha pres çağrısı yapıyor. Hayırlı uğurlu olsun, tekfirciliğin (en azından şimdilik) sınırlarında gezinen bir cumhurbaşkanımız var.  Erdoğan saat on iki buçuk civarında bu konuşmayı yapıyor, yaklaşık bir buçuk saat sonra ise Eliaçık saldırıya uğruyor. Tesadüf müdür, tevafuk mudur bilinmez ama ortaya çıkan şeyin bir cesaretlendirmenin, yol göstermenin sonucu, “bedelini ağır ödetme” gayretinin parçası olduğu tartışılmaz.

Meselenin dikkat çekilen bir başka boyutu Kayseri’de saldırıya uğrayan Eliaçık’ın doğma büyüme Kayserili olması. Merak ettim, farklı isimler ve çizgilerin de temsil edildiği ama kamuoyunda adeta Eliaçık’la özdeşleşmiş Yeryüzü Sofraları Eliaçık’ın memleketi Kayseri’de nasıl kurulmuş. Geçmiş yıllarda, CHP çizgisinde bir gençlik derneği olan HAGED tarafından, çok az katılımla düzenlenen Yeryüzü Sofraları var. Zaten Yeryüzü Sofraları bir süredir ya CHP’liler tarafından ya da Eliaçık’ın grubunun başvurusuyla, CHP’li belediyeler tarafından düzenleniyor. Geçen yıl ilçemizin CHP’li ve Alevi belediye başkanını Eliaçık’la iftar yaparken görmek ilginçti doğrusu. Eliaçık CHP’li belediyelerin desteğiyle kurulan bu Yeryüzü Sofralarına konuk olurken Kayseri’de düzenlenen cılız etkinliklerden hiçbirisine katılmamış. Bir başka deyişle, apaçık ortada ki Eliaçık’ın kendisi, sözü ve eylemi örneğin Kadıköy’de var, Bakırköy’de var, Şişli’de var ama Kayseri’de yok.

***

İhsan Eliaçık hayatımıza ne zaman ve nasıl girdi, onu hatırlayalım. Türkiye’de İslamcılığın yaşayan fikir babalarından Mehmet Şevket Eygi’nin, Erdoğan güdümlü ahbap çavuş kapitalizminde semiren yeni zengin tabakayı eleştiren “mücahitler müteahhit oldu” minvalinde sözleri söylemesinin üzerinden on yıl geçmiş. İslamcılığın yoksullara yönelik, kemikleşmiş sosyal mağduriyet ajitasyonu karşısında ortaya çıkan bu manzara bazı İslamcılar tarafından o dönem de “davaya ihanet” örneği olarak ifşa edilmeye çalışılıyordu. Böyle kişilerin sıkça başvurdukları Ebu Zer örneği dışarıdan değil, içeriden, en azından başlarda paylaşılan değerler üzerinden muhalefeti ifade etmesiyle anlamlıdır. Kurulan rejimin temellerine, iddialarına, varoluşuna itiraz etmeyen, ancak onu geldiği nokta itibariyle kıyasıya eleştirip, köklere dönüş çağrısı yapan bir isimdir Ebu Zer.

İktidarın somut getirilerini karın doyurmayan soyut ideallere her zaman tercih etmiş İslamcı cenahın Eygi’nin sözlerine de, AKP iktidarını eleştiren Ebu Zer’lere de kayda değer ilgi göstermediğini söylememiz lazım. Bu durum karşısında hayal kırıklığı yaşayanlardan Ece Temelkuran İslamcı cenahta yalnızca servetin, nüfuzun ve bilginin değil, ilgi ve sempatinin de çok iyi denetlenen ağlar üzerinden dağıtıldığını bilmiyormuşçasına 2009’da şunları yazıyordu: “Müslüman aydın! Konuş! Neredeler? Ebu Zer’in yoldaşları, Ali Şeriati’nin Türkiye’deki öğrencileri, Dior örtülerin, Versace kravatların ardında yeniden üretilen eşitsizliğin karşısında, ‘bahçe sahiplerine’ karşı, neredeler?”

Oysa bunun nedenlerini anlamak zor değil. Eliaçık başta olmak üzere Ebu Zer’ler daha önceden de benzeri görüşleri savunan, bu görüşleri ve görüşlerinin politik yansımaları nedeniyle İslamcıların maddi/siyasi/entelektüel rant ağlarından dışlanmış, az çok mimli isimlerdi. Erdoğan iktidarının yeni zenginlerine ve iktidarın onları semirtirken kendisinin de yeni zenginleşmesine itirazları bu aykırı, sakıncalı görüşlerini daha yüksek sesle ve daha geniş kesimlere duyurmalarının aracı olmuştu sadece. Dolayısıyla, yetiştikleri “mahalle”de, her zamankine benzer, örtülü bir husumetle, en iyi ihtimalle sessizlik tavrıyla karşılaşmaları şaşırtıcı değildi.

Öte yandan, bu görüşler sol cenahta canlı bir entelektüel ilgiyle karşılandı. Ali Şeriati (tekrar) keşfedildi, “infak” gibi kelimeler öğrenildi. 1990’lardan beri düşünsel öncü rolü taşıyan Ayrıntı Yayınları dinsel düşünceye ayırdığı bir kitap dizisi başlattı. Dönemsel modaların kalburüstü pazarlamacısı Birikim-İletişim ise içini doldurmaya pek gerek görmediği “sol ilahiyat” kavramını ortaya attı. Çıkardıkları özel sayıda, örneğin Direniş Teolojisi, Özgürlükçü Teoloji Yazıları kitaplarının yazarı İlhami Güler yerine Sırrı Süreyya Önder’den yazı görmek ilginç bir duyguydu doğrusu. Solun bu ilgisini hayli naif bulan, hatta alay konusu eden İslamcı yazarları haklı çıkartmış bir örnek olarak görelim.

Derken, Gezi günleri geldi. Eylemleri destekleyen pek çok kişinin o zamana kadar haberdar olmadığı Ebu Zer’ler slogan attılar, barikat beklediler ama namaz da kıldılar, oruç tutan, tutmayan herkesi davet ettikleri Yeryüzü Sofralarında oruç açtılar. Espriyle karışık dile getirilen şüphecilikler bir yana, doğrusu ya, bu Ebu Zer’ler sosyalist sola ilaç gibi gelmişti. Canlı ama sınırlı entelektüel ilgi “neden olmasın” tadında, “Latin Amerika’da var hocam” diye desteklenen politik beklentilere dönüştü. O dönemki popüler görüş uyarınca, solun emekçilere, yoksullara ulaşamamasının en büyük nedeni fazla Kemalist, bununla bağlantılı olarak İslam düşmanı görülüyor olmasıydı. Madem emekçiler, yoksullar Müslüman adam diye Tayyip’e oy veriyordu, aha bu Ebu Zer’ler de Müslüman adamdı!

Böylece Ebu Zer’lere ve özellikle Eliaçık’a tuhaf bir taşeronluk işlevi yüklendi. Yetiştikleri “mahalle”den dışlanmış, seslerini duyurma olanaklarından mahrum bırakılmış Ebu Zer’ler de en azından kendilerini dinlemeye, ciddiye almaya hazır bir ortam bulmuş olmaktan memnun, bozuntuya vermediler. Üzerlerinden geliştirilen beklentileri karşılayacak örgütsel yapılara, kitle bağlarına, propaganda kanallarına sahip olmadıklarını belli etmediler. Kaldı ki bu cicim ayları çok da uzun sürmedi. Genel ruh hali desteksiz iyimserlikle çıkışsız kötümserlik arasında sürekli gidip gelen solun Ebu Zer’lerle ilişkisi de benzer bir seyir izledi.

Erdoğan rejiminin 2011’den beri kontrollü olarak arttırılan İslamcılık dozajının çığırından çıkmaya başlaması, cemaatlerin, tarikatların toplum hayatında görünürlüğünün artması ama özellikle IŞİD imgesi ve Ankara Gar Katliamı gibi dönemeçler sosyalist solda İslam’a bakışı büyük ölçüde değiştirdi. İçinde İslam geçen her şeye karşı gittikçe olumsuzlaşan tutum o kadar yoğunlaştı ve yaygınlaştı ki Ebu Zer’ler bir bakıma yırttılar. Çünkü kendilerine yüklenen işlevi yerine getirme potansiyellerinin bulunmadığının farkına varılmasına gerek kalmadan proje rafa kaldırıldı. Böylece, Yeryüzü Sofraları ve Ebu Zer’lerin o eylemlerde temsil ettiğini düşündükleri değerler, görüşler sosyalist solun bakış alanından uzaklaştı ve Eren Erdem gibi katalizör isimlerin de katkısıyla, ancak CHP’li belediyelerin sosyal etkinliklerinin parçasına dönüştü.

***

Erdoğan sünnetten, bazı aykırı hocalardan dem vurmuş ama mesele bir tarafında kendi resmi İslam’ının bulunduğu ilahiyat tartışmasından ibaret değil. Saklamaya hiç gerek duymadığı şekilde, bu politik bir tartışma ve politik bir gözdağı. İşte İhsan Eliaçık içinde yetiştiği “mahalle”den sonra, yalnızca doğmuş, büyümüş olduğu değil, 30’lu yaşlarına kadar siyaset yapmış olduğu şehirden de  böyle kovuluyor. Eliaçık ve benzerlerinin kendilerine örnek olarak gördükleri Ebu Zer’in hayatı bu açıdan da anlamlı. Ebu Zer hayatının son yıllarında Medine yakınlarındaki çöle sürülmüş ve susturulmuştu.

Ebu Zer’in ne kadar da olsa mitolojik bir figür olduğunu kabul etmek lazım. Öyleyse, Ebu Zer’leri çağımızda nelerin bekliyor olabileceğine dair daha güncel örneklere bakmalıyız. Sudanlı Mahmud Muhammed Taha ülkemizde de az çok tanınan, ünlü kitabı İslam’ın İkinci Mesajı Türkçeye çevrilmiş bir isim. İslam’da reform ve sosyal adalet çağrısıyla düşüncelerini yaymaya başlamış, kamuoyunda Cumhuriyetçi Kardeşler adıyla bilinen partisiyle ve “böyle bir tarzla siyasetin içerisine girmişti.” Cafer Numeyri rejimine karşı ısrarcı ve İslam içinden konuşan muhalefeti ülkenin Hasan el-Turabi’nin etkisiyle şeriat yasalarına geçirilmesinin ardından farklı bir boyut kazanmıştı. 1985 yılında tutuklanıp, yalnızca on üç gün sonra idam edildiğinde, “bedelini ağır ödediğinde”, verilen mahkûmiyet kararında suçu irtidad, yani İslam dininden çıkma olarak yazıyordu.

CEVAP VER