Devrim işini biz arkadaşlarla üzerimize aldık…

0

Rivayet odur ki; Cumhuriyet’in ilk yılları ‘rejim düşmanı’ diye anılan fakat dedesinden başlayarak ailesinde pek fazla paşa bulunan Nazım Hikmet’i köşke çağırırlar. Paşalar toplanırlar, başlarında Mustafa Kemal, derler: “Şair, bize bir şiir yaz içinde komünizm falan olmasın.” Nazım, “Hay hay,” der, kağıt kalem rica eder, yazar okur: “Eğlenin eğlenin çocuklar / Bu dünyada tekerlenin!” Paşalar alkışlar.

Nazım oradan ayrıldığı vakit şiiri bir kere de kendileri okumaya kalkarlar, haliyle işler değişir:

“Ey Lenin!
Ey Lenin!
Çocuklar,
Bu dünyada
Tek er Lenin!”

Bizim dergide epey işçi yazıyor; ben de kendi elimden geldiğince demirciyim, kavramı anlamayan okurlar için diyeyim, kaynak yaparım, taşlama yaparım, boya yaparım, demirden bir iş yapılacaksa onu proje neyse o şekilde noktalarım, projeye uymayan yerlerine bir iki çekiç bir iki tekme vurmuşluğum da vardır. Çalıştığım firmanın yaptığı işlere toptan çelik kondüsyon deniyor, bu haliyle yeri geldiğinde çıkar 2 dönümlük fabrikaya çatı yaparız (çelik konstrüksiyon), yeri geldiğinde makara, kasa gibi imalatlara bakarız. Hepsi gelir elimden, buna rağmen aylık kazancım çoğunuzdan düşüktür, gücenmiyorum.

Velhasıl, şu aralar bir fabrikanın içinde depo bölümünü değiştiriyoruz, pek bir dertli iş. Fabrika da uzak bir ilçede olunca… Sabahları beşte kalkıp servise anca yetişiyorum, akşamları da sekiz gibi eve varıyorum. Şimdiyse elimde ne varsa yazıyorum…

TEK ER LENİN!

Yanılmıyorsam Felsefe Defterleri’nde bir yerde Lenin şöyle bir laf ediyor: “Anladığım kadarıyla Marx’ı anlamak, Hagel’i anlamaksızın olanaklı değil. Ve anladığım kadarıyla Marx’tan sonra bütün Avrupa’da Hegel’i anlayabilmiş tek bir Marksist bulunmuyor.”*

Bu cümleyi ilk okuduğumda kapıldığım dehşet ifadesini tahmin bile edemezsiniz. Düşünsenize bütün Avrupa’da 30 yıl içinde tek bir adam çıkmıyor ki bizim kurtuluşumuzu gerçekten kavramış olsun. Üstelik o Avrupa ki sadece Alman partisinin 1 milyona yakın üyesi var.

Bu durumda gerçekleri bilen, anlayan tek er Lenin mi? Sanmam! Yalnız gerçekleri hakkıyla eğip büküp benim kurtuluşumu ortaya çıkaran tek er Lenin! Diğerleri, büyük teori üstatları, her tartışmada Lenin’in yolunu biraz daha ayırdıkları: Büyük ihtimalle anlamadıkları tek kişi Hegel değildi, bütün dünyanın işçilerini ve emekçi halklarını anlamakta zorluk çekiyorlardı. Zira emin olun 12 saat çalışan bir işçiden ne Narodnik, ne Machçı, ne de ulusalcı çıkar. Biz her gün Hegel’i ve yedi sülalesini tekrar tekrar anlıyoruz.

BU DÜNYADA

Dünyanın nasıl var olduğunu tartışadursunlar ve Cern’de evreni yeniden yaratmaya çalışsınlar, bizim bildiğimiz bir hakikat var:

“Bu dünya öküzün boynuzunda değil, bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.”**

Bu gerçeği ilk fark eden elbette Lenin değildir. Sayın Bay Büyük Efendi Galilei Galileo Hazretleri mahkemede ricat ettiğinden beri, konuyu araştıranlar arasında elbette bu ricatın nedenlerine bakıp gerçeği fark edenler olmuştur. Ama bir başka şiirde apaçık edileni ilk gören kişi Lenin olsa gerek ve hayatı boyunca bu şiiri kanıtlamaya çalışan.***

Nitekim Narodnikler’e rağmen, yüzde 4’lük işçi sınıfının Rusya’da devrime önderlik edebileceğini söyleyen de, emperyalist sistemin bütün aktörlerine rağmen savaşı aynı işçilerin bitireceğini söyleyen de, eski Bolşeviklerin burjuvazi ile demokrasi valsini orta yerde kesip işçilerin iktidarını müjdeleyen de Lenin’di.

Bu dünya, döndüğü yerde dönmekle kalmıyor, dönerken dönerken içinde benim de yer aldığım ve sabahları kırmızı gözlerle poğaça yiyip çay içen ve öğleden önce maç sonuçlarından bahseden, öğlen kızları kesen, öğleden sonra kardeşlerini çekiştiren, ve bilemezsiniz o kadar sinsice hem de hatlarda, hem de iş başında sendikal davalar pişiren işçilerle yeniliyor kendini. Merakınızı gidereyim, arkadaşlarla konuştuk, önümüzdeki devrime kesinlikle öncülük edeceğiz. Hatta Hüsnü Aga dedi ki: “Yok berberler odası öncü olsundu, biz yapacağız tabii!”

ÇOCUKLAR

Devrim yapmak bir şey değil, onu biz arkadaşlarla üstümüze aldık. Siz şimdiden sonrasını tartışmaya başlayın, üstelik ne vakit sosyalizmden bahsetseniz birileri çıkar insanın bencilliğiymiş, eşit paylaşımın eşitsizliğiymiş, doktorla kapıcı maaşının aynı olmasıymış… Anlatır da dururlar… Doktorla kapıcının kimliksel farklılıkları üzerine bir Cem Karaca dersi vardır, ona bakın ama bu yeterli değil.

Bütün iş gerçekten çocuklarımızı artı-değersiz bir topluma hazırlamak. Ben şimdi toplayayım Hüsnü Aga’yı, bırçetleri, anlatayım artı-değeri (anlatıyorum da zaten çaktırmadan). Emin olun içlerinde lise bile bitiren olmadığı halde pek temiz anlıyorlar -fabrikalar genelde artık lise mezunu alıyorlar, bizim gibi zanaat tayfasına okumamışlar kalıyor. Siz toplayın şimdi devrimden 30 yıl sonra doğan çocukları anlatın artı-değeri, eğer anlıyorlarsa çuvalladınız demektir. Lenin de çözmüş meseleyi, 1920 ya da 21’de bir konuşması var ki, sayıyor sayabileceği her şeyi. Genel tarihten başlıyor, matematik, fi zik içinde, diyalektik ve tarihsel materyalizm diyor, devrimler tarihi diyor, aklınıza gelebilecek her şeyi söylüyor, takriben 40 ayrı madde var ve temel bilimler disiplinler hepsi dahil, “…bunları çocuklarımıza öğretebilen bir eğitim sistemi kuramayacaksak Lunaçarski’yi asalım!” Bir gülme efekti yakışır buraya, editörümden ricayla koparabiliyorum bir tane; :)…

Ve henüz Bolşevikler’in birbirlerini asması görülmüş şey olmadığından, buradaki espriyi neyse ki herkes anlıyor. Halbuki 10 yıl sonra bu laf söylenmiş olsaydı bıyıkların altından, Luna Amca’yı o günün şafağında darağacında görmek pek de sürpriz olmazdı.

Evet çocuklarımız bütün Avrupa’da kimsenin anlamadığı Hegel’den başlayarak bütün bilimleri ve disiplinleri tamamıyla öğrenemeyeceklerse Lunaçarski’yi asınız. Aslında o Lunaçarski Lenin’e iki kere oldukça sert başkaldırmıştır ve buna rağmen uzun yıllar boyunca Eğitim Halk Komiseri kalmıştır. Şöyle diyelim, kendisi Materyalizm ve Ampriyokritisizm’de hedef alınan iki kişiden biridir ve aynı kendisi 1917’de Moskova’da Aya İrini’nin bombalandığı haberleri geldiğinde bunu Vandallık olarak eleştirip (üstelik Pravda’da) partiden istifa ettiğini söyleyen kişidir. Fakat Lenin onu bakanlık görevinden almayı aklına getirmemiştir, inatla hem de. Çünkü aynı kendisi eğitimi bambaşka hale getiren kişidir. Lunapark denilen mekanın ilk kurucusunu Walt Disney sananlar bu hayırlı bilgi size: Rusya’da –üstelik hâlâ kıtlık hüküm sürerken- Luna Amca’nın parkları kurulur, işte bizim eğitimimiz budur. Çocuklarımıza hamburgercilerden alınan oyuncaklar bırakmayacağız, ama gelecek insanlığın temellerini onlar üstüne kuracağız. Lenin –hiç çocuk sahibi olmadığı halde- bunu söyleyebilecek tek erdi.

EY LENİN

Devrimin 5. yıldönümü vesilesiyle Türkmenistan’ın ücra bir köşesindeki köylüler bir Lenin heykeli dikmek isterler köylerine. Üstelik Türkmenistan’da devrimden önce bırakınız okuma yazmayı, henüz bir alfabe bile yoktur. Üstelik daha Türkmen pamuğu ve halıları uluslararası tüccarlara sermaye olmamıştır. Üstelik henüz bu köylülerin tek geçimi keçileri ve yazma dili yerine geçen kilimleridir. Köylüler bir yıl boyunca para biriktirirler, tunç ustalarıyla anlaşırlar, e bunları yapmışken isterler ki başkentten birileri bulunsun, Lenin gelecek değil ya, bir iki müdür olsa yeter. Mektup yazarlar, devlete hiç arzuhal vermediklerinden bin bir ricayla hiç değilse bir parti üyesi bulunsun isterler. Yanıt ise bizzat Lenin’den gelir:

“Modern dünyada sıtmanın en fazla görüldüğü bölgelerden birinde yaşıyorsunuz. Köyünüzde de son bir yılda sıtmadan ölüm oranı çok yüksek. Kişisel olarak rica ediyorum, ayırdığınız parayı basit bir metal parçasına değil, sıtma ile mücadeleye harcayınız.”

Öyküdeki olayın gerçek olup olmadığını bilemiyorum. Ama iki kanıt var elimde İlyiç’in olayı öğrendiğinde bu cevabı yazabileceğine inanmamı sağlayan. İlki, Avrupa’da sürgündeyken gelen parti raporları yerine işçi mektuplarını okumak istemesi ve ablasıyla birlikte bütün Rusya örgütünü bu konuda sıkıştırması. İkincisi ise, belki de en büyük eserinin önsözüne yazdıkları:

“Egemen sınıflar, sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası gelmez kıyıcılıklarla ödüllendirirler; öğretilerini, en vahşi düşmanlık, ve karaçalma kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsız ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse, azizleştirmeye, ezilen sınıfları ‘teselli etmek’ ve onları aldatmak için adlarını bir ayla (hâle) ile süslemeye çalışırlar. Böylelikle, devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir.” (Devlet ve Devrim, 2. Baskıya Önsöz.)

EY LENİN!

90’lı yılların başında Karadeniz kıyılarına ilk Lenin heykelleri vurduğunda tarifsiz bir acı hissetmiştik. O günleri yaşayan Hüsnü Aga bugün diyor ki:

“Bırçet, o heykeller hiç yapılmasaydı denizden toplayıp yakacak odun haline de gelmezdi.”

Hüsnü Aga iyi kaynakçıdır, elinden gelmez ama marangozluğa da aklı erer, meşe odununun küpünü ve işlenmesini az çok hesaplayabilir. Ve dahası Lenin’i –hiçbir kitabını okumadan- nice Leninolog’dan daha iyi anlayabilir. Kendi ikonları yerine sıtmayla mücadeleyi tercih eden bir adamı ancak ve ancak 30 yılını çalışarak geçirmiş bir adam anlayabilir.

Ben, başta anlattım, çalışmak dışında yaşamı olmayan birisiyim. Karanlıkta kalkıyorum –saatler geri alınacak siz bu satırları okurken- karanlıkta dönüyorum eve –saatler geri alınınca daha karanlık olacak galiba. Ama sürekli gittiğim fabrikalarda adını zikretmeden Lenin’i anlatıyorum, bizi anlayabilen tek adamı. Korkuyorum haliyle anlamaz onu kimse diye, boş vakitlerde bırçetlere bazı cümlelerini okuyorum, sorun çıkmıyor. Demek ki birileri yanılıyor, 80-100 yıl sonra bile; bu devrime berberler odası öncülük edecek değil, Lenin’i okumasalar bile Lenin’in işçileri yapacak bu işi.

NOTLAR

* Ben vakitsizlikten ezberden okuyorum, isteyenler bulup karşılaştırabilirler.

** Nazım Hikmet, Ellerinize ve Yalana Dair

*** Can Yücel, Mışıl

-“Yani bir uyuyan var ama!”

Dünya öküzün boynuzları üstünde dururmuş,

Her kıpırdayışında öküz, deprem olurmuş…

Oysa dünya, halkların omuzları üstünde durur

Kıpırdasın da gör!

Lenin de Ne Yapmalı’da aşağı yukarı şöyle diyor: “Bana bir profesyonel devrimciler örgütü verin dünyayı yerinden oynatayım.” Arşimetle birlikte kim bilir kaç milyon devrimciye gönderme yapıyor.

(A. TOK, RED, Sayı 50, Kasım 2010)

CEVAP VER