Devlet-i ebed müddet

0


Meşhur hikâyedir, Yahya Kemal’e sormuşlar “Üstad, Ankara’nın en çok nesini seversiniz?” O da cevap vermiş, “İstanbul’a dönüşünü”. Siz yine de Yahya Kemal’e fazla kulak asmayın. Ülkenin İstanbul merkezli medyasının  (hatta sosyal medyasının) ilgi alanına girmese de Ankara’da görülecek şeyler pekâlâ var. Bunlardan birisi Anıtkabir’in yeni hali. Yeni Türkiye’nin Anıtkabir’i mi desek yoksa? Erdoğan’ın yemin töreninden bu yana, etrafı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı forslu resimleriyle donatılmış durumda. Yağmurdan, fırtınadan, sıcaktan etkilenmemiş, gıcır gıcır hallerine bakılırsa, düzenli olarak da yenileniyor bu resimler.

Bir başka ilgi çekici görüntü Anıtkabir’in yeni ziyaretçi profili. Kabul etmek gerekir ki AKP seçmeni veya Erdoğan tabanı Anıtkabir’e yeni ayak basmıyor. İster zihinlerinde yaşattıkları ve o haliyle saygı duyabildikleri Atatürk’ü (“Gâvuru memleketten kovan Gazi Mustafa Kemal Paşa”) ziyaret etmek amacıyla, isterse hele ki şehir dışından gelen birilerinin ilgisini çekecek yer sayısı Ankara’da az olduğu için, mecburiyetten olsun (tamam, Yahya Kemal çok da haksız sayılmayabilir) Anıtkabir’e geliyorlardı.

Ancak, bu sefer durum başka. Yakın zamana kadar daha çok Çinli turistleri taşıyan otobüsler yaz tatilinin de sunduğu kolaylıkla, türbanlı, mantolu, güneş gözlüklü kadınları, onların nezaret ettiği çocukları ve hepsine nezaret eden erkekleri taşıyor. Erdoğan resimleri gölgesindeki bu tuhaf hac tastamam Anıtkabir’de yapılan Erdoğan mitingi görüntüsünü veriyor. Bu profilin ziyaretçiler arasındaki baskın sayısı, Anıtkabir’in varlığını yeni duymuşçasına akın akın gelmeleri bunun organize bir girişim olduğunu, en azından, otobüslerle değil ama aile boyu gelenler nezdinde açıkça bir teşvik bulunduğunu ortaya koyuyor.

Bu manzaranın “Anıtkabir’in fethi” olduğu kuşkusuz. Cesur bir “Anıtkabir bizimdir” deklarasyonu. İki yönüyle ele almak mümkün. Birincisi güncel politik manevralardan görece bağımsız, “yaşam tarzı” yönü. Bir başka deyişle, seküler nüfusun yaşadığı, sosyalleştiği ve imajları yüksek statü ile özdeşleşmiş mekânların yol edilmesi, sahiplenilmesi. Örneğin, Verşan Kök kayyımlığındaki ODTÜ’nün Eymir Gölü’nde de bugün böyle bir dönüşüm yaşanıyor. Siyasal karşıtlıkla, toplumsal aidiyetle, sosyal yükselme arzusuyla ve “işler iyi gidiyor” algısıyla karılan bir tutum bu.

Diğeri ise tam da güncel politik manevralarla ilgili. Erdoğan’ın seçim başarısının en önemli nedenlerinden birisi adının artık devletle özdeşleşmiş olduğu, devletin her iki manada “sahibi” haline geldiği algısını benimsetmesiydi. Dolayısıyla, hâlâ devam eden güncel söylem Erdoğan iktidarının sadece Erdoğan (ve ailesi) için değil, devletin bekası için, devlet-i ebed müddet için var olduğu temasını sürdürmekte. Bu tema kapsamında, Erdoğan’ın çiçeği burnunda 2. Cumhuriyeti 1. Cumhuriyetin karşıtı, antitezi değil, onun bazı yanlışlarını düzelterek devletin hayatiyetini rayına oturtan, milleti devletle barıştıran, geçmişten bu güne büyük harfle Devlet’i temsil eden tüm tarihsel figürleri sahiplenen siyasi yapı olduğu iddiasında. Erdoğancı taban da kendisini çekincesiz biçimde Devlet’le özdeşleşen,  15 Temmuz gibi dönemeçlerde ispatladığı üzere onun en müteyakkız bekçisi haline gelen ve dolayısıyla, Atatürk’ü de günahıyla sevabıyla bir yere koymaya yetkili tek irade olarak görüyor. O halde Anıtkabir de artık onların.

En iyi ihtimalle, Atatürk’ün mirası eskinin “gardırop Atatürkçülüğü”ne rahmet okutan şekilde kuşa çevrilip anlamsızlaştırılacak. Nihayetinde ve kaçınılmaz olarak ise işlevini görmüş, miadını doldurmuş ilan edilip çöpe atılacak. O zamana kadar, şov devam etmeli. Ancak, devletin en yüksek kademesinin Kadir Mısıroğlu gibi bir ismi taltif ettiği, “iki ayyaş” sözlerinin unutulmadığı siyasi projeden ve onun bağnaz takipçilerinden söz ediyoruz. Aşının tutması bu haliyle bile zor görünüyor. Er geç, yine Erdoğan’ın siyasi literatürümüze kazandırdığı tabirle, ters mıknatıslanma yaşanacaktı. Bunu tahmin etmek zor değil ama kendisini böyle trajikomik biçimde belli etmesini kimse beklemiyordu sanırım. Yine de, birileri çarşafını, birileri makyajını iğreti bulsa da sözleri, üslûbu, yansıttığı karakteri üzerinde hiç iğreti durmayan birisinden, kindar neslin tipik bir mensubundan gelmesi yadırgatıcı olmadı.

Doğrusu ya, Safiye İnci söyledikleri nedeniyle değil, bunları yanlış zamanda, hele ki yanlış yerlerde (hem Anıtkabir’de, hem de “karşı mahalleden” birilerinin de olduğu Instagram’da) söylemesinden dolayı gözden çıkartıldı. Yoksa Erdoğan tabanının hepsinin değilse bile çoğunluğunun paylaşacağı “burada ne işim var” duygusunu içten biçimde ve kendisine yakışan bir üslûpla dile getirdi diye kimse kınayamaz Safiye’yi.

Tabii işin bir de kapattığı yerden gol yeme kısmı var. Sen o kadar özen bezen, kurduğun rejimin en esaslı toplumsal meşruiyet dayanağı haline getirdiğin “devletin bekası bizim ellerimizde, bizimkisi Erdoğan davası değil devlet-i ebed müddet davası, öyleyse Atatürk de bizimdir” şovu için insanları Anıtkabir’e taşı, onların içinden birisi, hele çarşaflısı, hele sırılsıklam Erdoğan sevdalısı çıksın ve bir çuval inciri berbat etsin.

O nedenle, merkezi olarak koordine edildiği anlaşılan* kriz yönetiminde Safiye’nin ne FETÖ’cülüğü kaldı, ne Adnan Hocacılığı… Ankara’daki özerkliğini çoktan yitirmiş, şimdilerde en fazlası Twitter’da özerk takılan Melih Gökçek bildiği en ağır hakaretle, ODTÜ’lü olarak bile yaftaladı Safiye’yi. Sonuç olarak, ülkenin yarısından çoğu “provakatör” olduğuna inanmışken, bu had bilmez kızın tutuklanmasında, birilerinin ağzına bir parmak bal çalınarak konunun kapatılmasında sakınca görülmedi.

Erdoğan’ın merkezi dezenformasyon ağının halleri böyle. Ne kadar organize ve ne kadar pervasız olduğunu bir kez daha gördük. Rejime sadakat belirten herkes gönüllü “Ak Troll” artık. Fakat bir de başka külyutmazlar var ki onların derdini anlamak mümkün değil. “Safiye İnci tiyatrosu” dediklerinde derin bir yanılgı içindeler. Evet, Safiye’nin başına gelenlerin temel nedeni, bangır bangır duyurduğu dini-siyasi kimliğini meze ettiği tek kişilik şovu. Ancak, sonrasının oyunculuğuyla değil, oyunbozanlığıyla ilgisi var. Safiye Atatürk soslu devlet-i ebed müddet şovunun tekerine çomak soktuğu için önce harcandı, sonra hapse atıldı.

Yine de “geçmiş olsun” demeye dilim varmayacak doğrusu.

(*) Safiye İnce krizinin merkezden, kontrollü olarak yönetildiğinin bir diğer göstergesi de ateşli şekilde üzerine atlamaları beklenecek bu konuda Perinçek medyasının garip sessizliğiydi. “Siz kenarda durun” talimatı aldıklarını düşünüyorum.

Seçimden önce yayınlanan TR2071 çizgi filminde “devlet-i ebed müddet.”

CEVAP VER