Çok tehlikeli bir dönem ve çıkış yolu

1


Şu an üniversitelerde rektör olanlar, eğer AKP iktidar olmasaydı, rektörlük makamını rüyalarında bile göremezdi. Tamamı bilimsellikten uzaktır. Tamamı, bulundukları makamı, hâlâ çıkarıp bir diploma gösteremeyen, temel bilimsel bilgi ve düşünceden uzak bir ‘cumhurbaşkanı’nın önünde diz çökmelerine borçludur.

Yüksek Yargı mensupları için de durum aynıdır. Bir yargılama konusu olması gereken ‘diplomasız cumhurbaşkanı’ önünde ayağa kalkıp düğmesiz cübbelerini iliklemeye çalıştıkları için ‘yüksek’ makamları işgal ediyorlar.

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, keza aynı durumdadır. Müsteşarlar, valiler, emniyet müdürleri, tüm üst düzey bürokratlar… Hepsi içi boş bir ‘reislik’ makamına biat ettikleri için koltuklarında oturmaktadır. Ortak özellikleri, yetersizlikleridir.

Biat eden ve elbette ‘ilgili yerler’e komisyonları ödeyen müteahhitler alabilmektedir ihaleleri. Son 15 yılın servet sahipleri böyle zenginleşmiştir.

Sanırım en utanç verici durum medyada yaşanıyor. İslamcı gelenekten gelen cühela takımının gazete ve ekranlarda köşe başlarını tutması hakikaten iç parçalayıcı manzaralar yaratıyor. Bunların cehaleti, bayağılığı, her gün ve her gün medyanın paçalarından akıyor. Ama esas kepazelik, iktidar saflarına iltihak eden eski ‘muhalif’, ‘solcu’, ‘Atatürkçü’lerin hallerinde yaşanıyor. Tıpkı eski saray soytarıları gibi, muktedirin önünde takla atıyorlar. Çağdaş soytarılar…

Bunların ekran önünde olanlarını tanıyorsunuz. Bir de ortada görünmeyen, o gazetelerin, televizyonların işleyişinde, dezenformasyon ve manipülasyonlarda kritik görevler üstlenen hamam böcekleri var. Kuytulara yerleşmiş, iktidarın yalan ve propaganda çarklarını işletiyorlar.

İşte Saray iktidarı budur: Normal koşullarda asla bulundukları makamlarda bulunamayacak, şu an kazandıkları paraları asla kazanamayacak basiretsizlerin, cühela takımının, soytarıların ve ruhunu satılığa çıkarmış dönmelerin üzerine kurulmuş bir çark… Koskoca bir muhterisler topluluğu, sırf kendi konumunu korumak için canhıraş bir çaba sarf ediyor.

Seçim sonuçlarında da bu menfaat çarkının doğrudan etkisi var. Evet, hile yapıldı. Kendi adıma bundan en ufak bir şüphem yok. Ne var ki, KaçAk Saray iktidarı etrafında oluşan bu ‘yeni devlet’ ve ‘yeni devletin ideolojik aygıtları’, büyük yığınları kontrol etmeyi başarıyor. Kırsal cehalet ve kentli lümpenlik, fona yerleştirilmiş dinci gericilikle, iktidar tarafından kolayca yönlendirilebiliyor.

Toplum şu anda tam olarak ortadan ikiye bölünmüş durumda: Bir yanda iktidar etrafında toplaşmış, varlığını iktidara borçlu beslemeler ve onların örgütlediği cehalet/lümpenlik; diğer yanda ise onurunu koruyan, demokrasi talebi olan, okur-yazar, dört işlemi yapabilen yüzde 50…

Şimdi çok kritik bir eşikteyiz.

TEHLİKELİ BİR EŞİK

KaçAk Saray etrafında şekillenen yeni devlet, onun zor mekanizması ve ideolojik aygıtları, toplumun geri kalan yüzde 50’sine diz çöktüremiyor. Muhalif kitleleri zorla bastırsalar bile, bilinçte teslim alamıyorlar.

Bu tehlikeli bir durumdur.

Ülkenin iki ayrı ucuna, Doğu’daki Kürtlere ve Batı’daki muhalif bölgelere yönelik hususi bir baskının yöneleceğinden emin olabiliriz. Türkiye, AKP’nin ‘cicim yılları’ndaki ‘demokratik açılım’ hallerinden çok uzakta, 12 Eylül askeri diktatörlüğünün karanlık günlerine çok yakındadır. İki örnek vereceğim:

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı telefonla arayarak açıkça tehdit etmiş, CHP il yönetimlerinin ise “PKK ile işbirliği yaptıkları” gerekçesiyle devlet protokollerinden çıkarılması talimatını valiliklere göndermiştir. Basın toplantısında bunu açıkça savunmuştur.

İkinci örnek ise, Muharrem İnce’nin İzmir mitingi sonrası Kordon’da Tayyip Erdoğan aleyhine tezahürat yapanların kamera kayıtlarından tespit edilerek tutuklanmasıdır. Öte yandan, İstanbul’un göbeğinde Tayyip Erdoğan için silah sıkanlar hakkında hiçbir ciddi adım atılmamıştır. Bu, iktidarın, lümpen yığınları kendi yanında seferber etme niyetini açıkça gösteriyor. Yani, muhalif kesimler sadece devlet zoruyla değil, icap ettiğinde sokaktaki lümpenlerin saldırılarıyla da muhatap olacak. OHAL kaldırıldığı takdirde, devletin kolluk kuvvetleri yerine sırtı pışpışlanan lümpenler devreye girecek.

Tehlike büyüktür.

NE YAPMALI?

Önümüzdeki dönem saldırılar artacaktır.

Saldırılara karşı ülkenin Doğu ve Batısı demokratik mevzileri koruma temelinde birleşmelidir. PKK gerilimini canlı tutarak bu birleşik mücadele ihtimalini tahrip etmek istedikleri açık. Buna ‘dış güçler’ basıncını eklemek lazım. HDP’nin bölgede ABD planlarıyla olan ilişkisini nasıl düzenleyeceği de önemli… O nedenle, ‘demokrasi mücadelesi’ lafı tek başına bir anlam ifade etmiyor. Zayıf bir direnç olduğu da söylenebilir.

Yaklaşan ekonomik felaket ise çok daha ‘hakiki’ bir tehdit. Ülkemizin içinde bulunduğu cinnet ortamından çıkmasının tek mümkün yolu, Doğu’dan ve Batı’dan yükselecek ortak bir emekçi alternatifiyse eğer, iktisadi krizin emekçilerin yaşamında yarattığı/yaratacağı yıkıma geliştirilecek yanıtlar büyük önem taşıyor. Demokrasi meselesini de ancak bu zeminde çok daha güçlü bir biçimde ele alabiliriz: Yasaklanan grevler, fiilen engellenen sendikalaşma ve çok daha önemlisi, beslenme hakkının milyonların elinden alınması…

Böylesi bir mücadeleyi yürütebilmek için ayakları yere basan ve sorumlu bir sola ihtiyaç var. Sosyalist soldan söz ediyorum.

Önümüzdeki dönemde sol ya yaptırım gücü oluşturabileceği bir sosyal zeminde, işçi sınıfı içinde meşakkatli bir çalışma ile örgütlenip güç haline gelecek ya da şimdiki etkisizliği tam bir “toplumsal silinme” haline dönüşecektir. Zira sosyalist sol, işçi sınıfının bir parçası ve bir güç olarak var olamadığı tüm süreçlerin nesnesi, figüranı haline geliyor. Özne olmak için ise, bir toplumsal güç yaratmak gerekiyor.

Toplumsal gücü, solun ait olduğu yerde, işçi sınıfı içinde yaratabiliriz. Bunun için ise sosyalist solun mevcut halinin yıkılıp yeniden inşa edilmesi şarttır. Sosyalizme emekçi karakter kazandıracak genç ve dinamik bir kuşak öne çıkmalı, işçi havzalarında, günün sorunlarını doğru iktisadi ve demokratik siyasetlerle tarif ederek hareketi yeniden inşa etmelidir.

Bu, hemen başlaması gereken ama hemen sonuç alınamayacak bir süreçtir. Sabır gerektirir. Önümüzde başkaca bir çıkış yolu yoktur.

1 YORUM

CEVAP VER