Çok ilginç bir otomotiv zirvesi

0

2 Ağustos günü Almanya’da çok ilginç bir zirve toplandı. ‘Zirve’ deyince aklınıza öyle Putin’le Trump bir araya geldi, Merkel’le Macron diğer odada beklediler, sonra hepsi toplandılar türünden bir şeyler gelmesin. Bu zirveye sadece Alman otomobil sektörünün çok üst düzey yöneticileri, kimi bakanlar ve bir de otomobil sektöründeki en büyük işçi sendikasının temsilcileri katıldı.

Bir Marksist olarak önce sendikaya dair bir şeyler söylemeliyim. Patronlarla bürokratların sektörün somut bir sorununu konuşmak için düzenledikleri bir toplantıydı bu. Orada bulunan IG-Metal sendikasının yöneticileri o salonda pencerenin önündeki çiçekler kadar kozmetik bir ögeydi. Kimse onları “sektörün sorunları konusunda işçi sınıfı ne diyormuş, öğrenelim” diye çağırmadı. Kimse onlara görüşlerini falan sormadı. Onlar da zaten lafa fazlaca karışmadılar. İşçi sınıfı açısından hüzün verici olsa da durum buydu.

Zirvenin en önemli konusu Volkswagen’in Amerika’da yediği ağır para cezasıydı. Daha doğru bir deyişle söylersek, bu cezanın sonrasında Almanya’nın iç piyasasında alınacak önlemlerdi. Öyle ya Amerika bir firmaya ürünlerinin yarattığı çevre kirlenmesi konusunda 20 milyar dolara yakın ceza kestikten sonra, aynı otomobillerin sokaklarda cirit attığı Almanya’nın sanki hiç bir şey olmamış gibi davranması hiç de inandırıcı olmazdı.

Ayrıca ABD darbeyi Volkswagen’e vurmuştu ama egzoz gazı değerlerini olduklarından farklı gösteren hileli yazılım bütün Alman malı otomobillere yüklenmişti. Üstelik de Mercedes, Audi ve Porsche’nin merkezlerinin bulunduğu Baden Württemberg eyaletinde çevreci geçinen Yeşiller Partisi iktidardaydı. Dostlar alışverişte görsün babında da olsa bir şeyler yapılması gerekiyordu.

Yolsuzluk ne zaman suç olur?

Bu arada benim kendi görüşümü söylemem gerekirse, ABD’nin gazabının Volkswagen’i vurmasıyla bu firmanın Alman ekonomisinin ‘amiral gemisi’ olması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Sadece Alman otomobilleri de değil, dünya çapında hemen her otomobil üreticisinin ürünlerinde benzeri hileli yazılımlar kullandığı iddia edilmektedir. Ancak yolsuzluklar suç oldukları için değil, yolsuzluk yapanlar kendilerinden daha güçlü birileri için sorun haline geldikleri için cezalandırılırlar.

Yazılıma dair kısa bilgi…

Bu konuda fikrini aldığımız uzmanlara dayanarak ve basite indirgeyerek açıklayalım: Dizel otomobillere egzoz gazını yeniden motora çevirip gazdaki mazot kalıntılarının sonuna kadar yanmasını sağlayan bir donanım bulunması zorunluymuş. Ancak bu işlem, motorun hem gücünü hem de yaşam süresini düşüren bir etkenmiş. Otomobilin işlemcisine yüklenen basit bir yazılım bu aygıtı dış ısı 17 derecenin altına indiğinde ya da 30 derecenin üstüne çıktığında devre dışı bırakıyormuş. Otomobiller piyasaya sürülmeden önce kontrol genellikle kapalı bir garajda yapıldığından ve bu tür bir garajda ısı düzeyi genellikle 20-22 derece civarında olduğundan otomobiller en yüksek çevre standartlarını bile kolayca yakalıyormuş. Oysa aynı otomobilin yol koşullarında havaya saldığı azot oksit miktarı, örneğin Almanya’da, yol ve hava koşullarına da bağlı olarak, izin verilenin üç-dört katına kadar çıkmaktaymış.

Bilindiği gibi otomobil sektörü kapitalist ekonomiyi ayakta tutan en önemli birkaç sektörden birisi. Dünya çapında bir yılda satılan motorlu taşıt sayısı 80 milyon, binek otomobili sayısı ise 65 milyon civarında. Bu sektörün en güçlü olduğu iki ülke ise istatistiklere göre Japonya ve Almanya. Bunun en önemli nedeni; savaştan sonra silah üretmesi hoş görülmeyen bu iki ülkenin sahip oldukları olağanüstü teknik bilgi birikimini başka alanlara, özellikle de otomobil sektörüne aktarmaları.

Sonuç olarak nedeni ne olursa olsun bu iki ülkenin ikisinde de otomobil endüstrisi ekonominin bel kemiğini oluşturmaktadır.

Bu durum doğal olarak bu ülkelerde otomobil sektörünü çok özel bir konuma getirmektedir. Otomobil sektörü bu ülkelerde sadece ekonomik bir güç olarak değil, aynı zamanda politik bir güç olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bir örnek olarak söylersek, Volkswagen’in konuşlanmış olduğu Aşağı Saksonya eyaletinde ancak Volkswagen’in uygun gördüğü bir aday başbakan olma şansına sahiptir. Resim burada olduğu kadar net olmasa da, aynı koşullar Mercedes’in ve Audi’nin bulunduğu Baden Württemberg ve BMW’nin bulunduğu Bayern eyaletleri için de geçerlidir.

Otomotivcilerin partilere dağıttığı para

Basit bir istatistiki bilgi durumu daha net görmemizi sağlayacaktır.

Alman otomobil üreticileri 2009-2014 yılları arasında meclisteki dört büyük partiye toplam 6 milyon Avro civarında bağışta bulunmuştur. Bu 6 Milyon Avro’nun yaklaşık olarak 2,9 milyon Avro civarında bir kısmı Merkel’in Hristiyan demokrat partisine, 1,26 milyon Avro civarında bir kısmı Sosyal Demokrat Partiye, 1,2 milyon Avro liberallere ve yaklaşık 500 bin Avro tutarındaki küçük bir kısmı da Yeşillere gitmiştir. Otomobil sektörünün bu bağışlardan çıkarı ne ve ne kadar olmuştur bilinmemektedir.

Kapitalizmin ‘namus’u yoktur!

Neyse lafı uzatmayalım… Zirvenin sonunda devlet yetkilileri otomobil endüstrisinin kulaklarını bir güzel çekip hizaya getirdiler. Otomobil devleri alacakları cezanın korkusuyla mum gibi oldular. Sonuç olarak sektörün uzmanları bütün dizel ürünlerine yeni ve adeta sihirli bir yazılım yükleyerek otomobillerini bir anda bütün çevre standartlarına uygun hale getirmeyi önerdiler. Kimse “böyle bir yazılım vardı da neden şimdiye kadar yüklemediniz?” diye sormadı. Sektör uzmanlarının dayattığı “bütün sorunları bir anda çözecek mucizevi yazılımın” otomobillere “ücretsiz” olarak yüklenmesine karar verildi. Bu yazılım yüklendikten sonra şimdi 17 C° derece ısıda devreye giren filtre sistemi bu “yazılım” yüklendikten sonra 15 C° derecede devreye girecek. Motorun gücünü ve yaşama süresini düşüren bu uygulamanın çevre kirlenmesine karşı etkisi ise bir hiç.

Sonuç olarak kapitalizmin dürüstü, namuslusu, temizi, çevrecisi olmaz. Hile ve sahtekarlık kapitalizmin doğasında mevcut olan bir özelliktir. Çevre sorunlarının çözümü de ancak kapitalizmin bir sistem olarak reddedilmesiyle mümkündür.

CEVAP VER