Çocuğuma nasıl kitap okutacağım?!

RED‘de yazmaya başlayan Eğitimci/Yazar Özge Doğar, ‘tablet ve televizyon çağı’nda ebeveynlerin kabusu haline gelen ‘çocukların kitap okumama sorunu’yla ilgili atölye çalışması düzenliyor. Ekim ayından itibaren Kadıköy Belediyesi Halis Kurtça Çocuk Merkezi’nde devam eden atölye çalışması, her pazar ebeveynlerle buluşuyor. Atölye 15 oyun terapisi ve ebeveyn tutumlarından oluşuyor.

Atölye çalışmasını Özge Doğar şöyle anlatıyor:

18. Yüzyıl’dan itibaren artan ayaklanmalar dayak, işkence, hapis cezası gibi geleneksel yöntemlerle artık bastırılamıyordu. “Ayaktakımı” ve işçileri kontrol altında tutmak şarttı. Bunun için bir yöntem bulunmalıydı ve bu öyle bir yöntem olmalıydı ki; sorgusuz sualsiz söylenenler herkes tarafından kabul ediliyor olmalıydı. Fichte’nin ortaya attığı eğitim sistemi aranan kan olmuştu. “Ayaktakımının çocukları zorunlu olarak okula gidecekti, gitmemek hapis cezası ve silaha tabiydi.”

Ayaktakımı diyerek küçümsedikleri insanların çocuklarını eğitmek niyeydi ki?!

Çocuklar böylece itaat ve saygı duyacakları bir düzen içerisinde olduklarını öğreneceklerdi. Aristoteles’in çıraklık sistemiyle yetişen çocuğun eğitime aktif olarak katıldığı, isteğe bağlı ve öğretmenin sadece rehberlik ettiği zorunlu olmayan eleştirel düşünme sistemi, yerini lineer öğrenmeye bıraktı. Böylece iyi asker ve iyi birer işçi olacaklardı. Bunun için disiplin şarttı. Öğrenciler aynı fabrikalardaki gibi zil sesiyle girip zil sesiyle çıkıyorlardı, parmak kaldırmadan söz isteyemiyorlardı, notlandırma sistemi vardı… Artık her isteneni sorgusuz sualsiz yapacak kitleler belki de hazırdı.

2019 yılındayız. Çocuklarımızın önünde kocaman bir dünya bir ekran kadar yakın. Ama onlar bunu son derece sıkıcı buluyor. Bilginin her çeşidine zorlanmadan ulaşabilecek durumdalar ama onlar için ekran, bilgisayar oyunu ve bir çeşit haberleşme çünkü daha eğlenceli. Kendilerini bu ekranlara ve tabletlere kilitlemiş durumdalar. Çocuklar, kalıp olarak kendilerine sunulan ve bir otorite eşliğiyle yapmaları istenen şeyleri artık yapmak istemiyorlar ve tepki olarak bir boş vermişlik süreci yaşıyorlar.

Bu boş vermişlik sürecinin panzehiri ise kitap… Çünkü hayatı sorgulayan, eleştiren, empati yeteneği gelişmiş nesillere ihtiyacımız var. Kitap satışları fazla bile görünse çevremizdeki şiddet oranlarının artması bize kitabın bir süs eşyası olarak alındığını düşündürüyor.

Çocuğunuza diş fırçalamayı, ayakkabısını silmeyi, yatağını toplamasını nasıl öğretiyorsak kitap okumayı da hayatının bir parçası olarak görmesini sağlamak zorundayız. Bunun yöntemi ise; baskı değil elbette… Çünkü bilgisayar oyunları- tabletler- çeşitli telefon eğlenceleri bu baskının sonucunda ortaya çıkmış, birer kaçış olabilir mi?

Kitap okurken beyin nöron yollar açar yani beyin hareketlenir ve elastikliği artar. Buna biz ‘zihnimde ışık yandı ya da beynimde yeni bir alan açıldı’ gibi de ifade edebiliyoruz. Kitap okurken, zihnimizde yeni karakterler, olaylar ve durumlarla tanışırız. Bu karakterler ya da durumlar kısa süreli hafızamızın gelişmesini sağlar. Bir çocuğun kitap okurken öğreneceği kelime sayısı televizyon izlerken öğreneceğinden yüzde 50 daha fazladır. Bilgisayar oyunlarının ise; beyin hücrelerini öldürdüğünü düşünürsek koca bir hiç… Onlara kitabı sevdirmek için basamak basamak bir yol izlememiz şart.

Okul öncesi çocuklarda resimli kitapların faydası tartışılabilecek ölçüde bile değildir. Resimle – sözcükler arasında bağ kurmak bunları çocuk dünyasınca çözümlemek ileriki yaşlarda kendi hayatındaki ilişkileri de yönetme konusunda başarı sağlayacaktır. Bir amaç uğruna mücadele eden karakterlerin varlığı çocuğun kendi hayatında da motivasyonunu sağlayacaktır. Zorluklara karşı direnme azmini güçlendirecektir. Yatmadan önce okunan kitap çocuğumuzun da bizlerin de daha rahat uyumasını sağlayacaktır. Kitap okumak sakinleştirir. Stresi yüzde 68 oranında düşürdüğü söyleniyor. Kitap okuma alışkanlığı olan kişilerin beyninde yaşlılığa bağlı fonksiyon kaybı daha azdır. Kitap okumak Alzheimer görünme riskini aza indirir. Çocuğumuza, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, onun zihnini yaşatmak ve sosyal hayatını güvene almak demektir. Okuma alışkanlığı olan bir birey en karışık konuları bile, okumayan diğer kişilere göre daha hızlı kavrar ve çözer.

Anne ve Babalar için başlattığımız atölye çalışmamız Eyvah Çocuğum Kitap Okumuyor oyunlaştırarak çocuğun kitap okuma sevgisini kazandırmamıza yardımcı oluyor. Çeşitli davranış kalıpları ve etkinliklerle çocuğunuzu sorgulayan, düşünen, farklı dünyalara saygı duyan birer birey olarak yetiştirebilirsiniz…

Mail : [email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here