Cinayetten çıkan bir ‘sanat yapıtı’

0

Uzun bir aradan sonra ilk yazımın giriş notu:

Yazdığım son yazı oturduğum kent olan Kassel’de düzenlenen ve dünyanın en büyük ve prestijli sanat sergisi olarak bilinen Documenta konusundaydı. O yazının sonunda documenta’nın açık olacağı 100 gün süresince sergilenen yapıtlara dair bir kaç yazı yazacağımı söylemiştim. Sonra sayfalarımız erişime engellendi, tekrar engellendi, tekrar engellendi ve tekrar engellendi… Sözümüzü tutamadan geldik bu güne.

Bu nedenle yeniden klavye başına geçince içimden bir ses önce borcumu ödemem gerektiğini söyledi. Bir sanat yazısı ile karşınızdayım.

The Most Important Piece at documenta 14 in Kassel is Not an Artwork. It’s Evidence. (Kassel’de documenta 14’ün en önemli yapıtı bir sanat yapıtı değil. Bir kanıt.)

Olaya dair ön bilgi:

2006 yılında Neo Nazi NSU (National Sozialistische Untergrund) çetesi Halit Yozgat’ı öldürdüğünde Alman polisi maktulün babası da dahil hemen herkesten şüphelenmiş, hatta Halit bir ara benden bilgisayar satın almayı düşündüğü için beni bile emniyette sorguya çekmişti. Bu arada bu işi Nazilerin yapmış olabileceği olasılığı kimsenin aklından dahi geçmedi.

Oysa Naziler bu cinayetleri kendi toplantılarında anlatıyor, bir çeşit silahlı propaganda yapıyorlardı. Alman güvenlik yetkilileri bunların hiç birisini duymadı, görmedi, bilmedi.

Sonraları bilgisayar kayıtlarından Nazi eğilimli olduğu bilinen Andreas Temme adlı bir gizli servis elemanının olay anında o mekanda olduğu ortaya çıktı. Bu şahıs polise başka hiçbir kanıt sunmaksızın “olay yerinde hiç bir şey görmediğini ve hiçbir şey bilmediğini” söyledi ve bu ifadeye dayanarak hakkında yürütülen soruşturma durduruldu. Onu soruşturan polisler başka görevlere tayin edildi.

2011 Kasımında Naziler kendi kendilerini ele verdikten sonra işin faşistlerle bağlantısı artık görmezden gelinemez hale gelince, konu yeniden gündeme geldi. Ancak devlet yine de olayı olabildiğince üç tane Nazinin işlediği münferit bir cinayet olarak ele almayı sürdürdü.

İnternete sızan bilgiler

2015’te o dönemde çok da ilgi çekmeyen bir olay oldu ve NSU’nun işlediği dokuzuncu cinayete dair çok sayıda belge “leak” edildi. Polis raporları, tanık ifadeleri, bilgisayar ve telefon kayıtları ve olay yeri fotoğraflarından oluşan pek çok belge (biraz yasadışı bir yoldan da olsa) ulaşılabilir oldu. Bütün bu belgelerin arasında bir de polis videosu vardı. Bu videoda Hessen Eyaleti gizli servis elemanı Andreas Temme cinayetin işlendiği internet caféde tatbikat yapıyor ve polise nasıl olup da cinayete dair hiçbir şey görmediğini, silah sesi falan duymadığını, maktulün, sadece 75 cm yüksekliğindeki bir masanın arkasında yatan cansız gövdesini nasıl olup ta hiç görmediğini “kanıtlıyordu”.

Bu görüntülerde adeta cesedin bulunduğu yeri bilip de sırf görmemek amacı ile başka yönlere ve duvarlara bakarak yürüyen bu adamın ifadesini şüpheyle karşılayan polis memurları (yukarıda da belirttiğim gibi) sonraları görevden alındı. Yeni gelen memurlar ise her şeyi olduğu gibi kabul etti. Davaya bakan yargıçlar ise bütün bunları hiç tartışmaksızın dosyaya ekledi ve büyüdüğü kasabadaki takma adı “Küçük Adolf” olan bu gizli servis elemanı hakkındaki soruşturmanın kapatılmasına karar verildi. Hepsinin de üstüne bu şahıs halen aynı kentte (Kassel’de) üstelik de memur kayıtlarının tutulduğu bir ofiste hâlâ bir devlet memuru olarak istihdam edilmekte.

Bir Halk mahkemesi

Bu süreçte, NSU hakkında açılmış olan resmi mahkemenin sadece bir tiyatro oyununa, daha da doğrusu bir sirk gösterisine dönüşmesi antifaşist kesimleri harekete geçirdi. Herhangi bir hukuki yaptırım gücü olmasa dahi ırkçılığı kendi açısından yargılamak amacıyla bir halk mahkemesi kuruldu. Bu mahkemenin yaptığı ilk çalışmalardan birisi de Londra’da bulunan Goldsmiths Üniversitesinin Forensic Mimarlık Bölümüne konuyu analiz etmek üzere davet göndermek oldu.

Forensic Mimarlık bölüm başkanı Eyal Weizman Documenta 14’ün açılışından önce yaptığı bir konuşmada “Devletlerin cinayetleri artık soruşturmamaya ya da örtbas etmeye başladıkları noktada biz devreye gireriz” demişti. Öyle de oldu.

Eyal Weizman, Christina Varvia, Stefanos Levidis, Omar Ferwati, Simone Rowat, Nicholas Masterton, Yamen Albadin, Eeva Sarlin, Ortrun Bargholz, Franc Camps-Febrer, Lawrence Abu Hamdan’dan oluşan bir grup uzman Alman polisinin yıllardır soruşturup soruşturup da altı sene önce ölmüş iki kişinin dışında kimseyi yakalayamadığı olayı bir de kendi yöntemleriyle mantık süzgecinden geçirdiler.

Yine yukarıda belirttiğim gibi, NSU’nun son Türk kurbanı olan Halit benim şahsen tanıdığım bir kişiydi, benden bilgisayar parçaları almayı istemiş, sonraları (bir ihtimal fiyatlarım yüksek geldiğinden) almamıştı. Bu nedenle gerek kurbanı gerekse de cinayet mekanını iyi bilen az sayıda insandan birisi olarak Forensic Mimarlık ekibiyle birlikte çalışma olanağım oldu. Türkçe çevirilerini büyük ölçüde ben yaptım. Kurbanın ailesi ile olan görüşmelerin tamamında bulundum. Zaman zaman kendimi işini çok ciddiye alan bir grup Sherlok Holms’ün arasında hissettiğimi itiraf etmeliyim.

Ekip Alman polisinin delip bir dosyaya takmanın dışında hiçbir işe yaratmadığı telefon ve internet kayıtlarına dayanarak olay anında orada bulunan her birey için bir zaman çizgisi kurarak işe başladı. Elde bilgisayar ve telefon kayıtları bulunduğundan bu zaman çizgisini kurmak çok da zor olmadı. Bu zaman çizgilerinden ve tanık ifadelerinden yola çıkarak cinayetin işlendiği an sadece birkaç saniyelik bir sapma payıyla tam olarak tespit edildi. Temme’nin cinayet anında o mekanda olmaması ancak katille kapıda çarpışması olasılığı da mümkündü. Bu ise ifadede yoktu.

Sonra bununla yetinmeyip bir dizi test yapmaya karar verdiler. Cinayetin olduğu gerçek mekan aradan geçen 11 yıl içinde sahip değiştirmişti, şimdi aynı mekanda organik bal satan bir mağaza vardı. Bu nedenle Berlin’de bir kültür merkezinin içine (Haus der Kulturen) Halit’in öldürülmüş olduğu internet cafénin birebir modeli kuruldu. Yapılacak testlerin bilimsel açıdan kanıt niteliğine sahip olabilmesi amacıyla gerçek mekanda hangi malzeme kullanıldıysa modelde de aynı nitelikte bir malzemenin kullanılmasına özellikle dikkat edildi. Sonra bir dizi algı testi yapıldı.

Andreas Temme polise verdiği ifadesinde olay anında ne bir silah sesi duyduğunu, ne barut kokusu aldığını, ne de Halit’in cansız bedenini gördüğünü söylemişti. Bu ifadenin ne denli doğru olduğunu tespit etmek amacı ile Halit’in öldürülmesinde kullanılan cinayet silahının, susturucunun ve merminin aynıları satın alındı. Bunlarla bir dizi silah atışı yapıldı. Sonra bu sesler Temme’nin kendi ifadesine göre oturduğu noktadan ölçüldü. Bu ölçümlerde ulaşılan en düşük değer 130 desibeldi ki bu da sadece üç kez ve bir an için de olsa çalışan bir beton kırıcının çıkarttığı ses düzeyi ile aynıydı. Normal bir insan kulağının duymaması gibi bir olasılık yoktu ki buradaki şahıs normal bir insan değil, her hafta atış talimi yapan, susturuculu ya da çıplak silah sesinin ne olduğunu bilen bir gizli servis elemanıydı.

Bununla da yetinilmedi. Temme’nin kendi ifadesi, diğer tanıkların ifadeleri, telefon ve internet kayıtları üst üste getirildiğinde cinayetten sadece bir dakika yirmi saniye sonra mekandan çıkmış olması gerekiyordu. Üç kez ateşlenen bir silahtan çıkan barut kokusunun toplam alanı 77 metrekare olan bir caféde artık hissedilmez hale gelmesi için kaç saat zamana gereksinim olacağı ölçüldü. Sonuçta hissedilmesi gereken barut kokusu düzenli silah eğitimi alan bir gizli servis elemanının algılamadan geçemeyeceği kadar güçlü olduğu ortaya çıktı.

Bununla da yetinilmedi. Temme ile aynı boyda bir görevlinin başına bir kamera yerleştirildi ve Temme’nin polis videosunda yaptığı hareketlerin birebir aynısı yapıldı. Onun yürüdüğü çizgi üzerinden yüründü, tıpkı onun gibi (kurbanı görmemek amacı ile) duvar yönüne, tavana ve başka taraflara bakıldı. Bütün bu çabalara karşın Temme’nin kendi ifadesi gerçek alındığında bile, Halit’in cansız vücudu iki kez Temme’nin gözünü temsil eden kameranın görüş alanına girdi. Cansız vücudu en az iki kez görmüş olması gerekiyordu.

Türk devlet yetkilileri bir yerlerde “Eyy Almanya” diye bağırıp çağırmakla meşgulken Londra’dan gelen bir grup genç uzman Türk kökenli bir gencin öldürülmesi olayına Alman devletinin belirgin bir şekilde ortak olmuş olduğunu kanıtladı. Sonuçta pratik sonucu ne olursa olsun, geride kapitalist bir ülkenin maskesi düşürülmüş derin devleti; o devletin ne pahasına olursa olsun korumaya çabaladığı bir tetikçi, yancı ya da en azından bir yalancı kaldı.

Dokumenta 14’te sergilenecek yapıtlar seçilirken sanatsal yönetim bu araştırmaya dünyanın ileri gelen sanat yapıtlarının arasında iyi bir yer sunmakta tereddüt dahi etmedi. Bununla da kalmadı, dünyanın saygın sanat dergilerinden Artnet, Documenta 14’e dair ilk yazısında bu yapıtı Documenta’nın en önemli  yapıtı olarak nitelemekten kaçınmadı, benim bu yazıma girişte kullandığım başlığın aynısını attı.

Yapıtın tamamını Türkçe olarak izlemek için TIKLAYIN

CEVAP VER