CHP’nin ve solun tecrit kuyusu…


CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, CHP eski milletvekili Eren Erdem’in hapishanede tecrit koşullarında tutulduğunu belirterek, bunun son bulmasını talep etti. Konuşması yukarıdaki videoda mevcut.

Evet, CHP tam olarak bu noktaya geldi. Bir buçuk sene önce genel başkanı yollara düşüp “adalet” arayan CHP, bu talebinden “bari hapishanede tecrit etmeyin” talebine geriledi! Kuşkusuz bu Özgür Özel’in kabahati değil. Mevziler kendi haline bırakılırsa geriler.

O halde bazı gerçekleri hatırlamakta fayda var.

PİS İŞLER

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu ülkede bütün “pis işler”i “sosyal demokrasi”ye yaptırdılar. Hapishanelerde tecrit uygulaması, 19 Aralık 2000’de “sosyal demokrat” Bülent Ecevit Hükümeti tarafından, “sosyal demokrat” Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk eliyle gerçekleştirilen “Hayata Dönüş Operasyonu” sonucunda başladı. (Kaderin acı cilvesi, Hikmet Sami Türk daha evvel “İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı” olarak görev yapmıştı!)

Hapishanelerde tecrit uygulamasına o zaman sadece bu ülkenin devrimcileri karşı çıkmıştı. Hapishanelere hakim olan insanlık dışı uygulamaların kendilerine hiç değmeyeceğini düşünen “sosyal demokrat” siyasetçiler ise uygulamayı savunmak için her türlü taklayı atmıştı. Ecevit’in ve partisinin son kullanma tarihi dolduğunda, o siyasetçilerin tamamı kürkçü dükkanına döndü, CHP’ye dahil oldu.

Faşizan uygulamalarla benzer bir işbirliği de “milletvekili dokunulmazlığı” konusunda CHP tarafından yapıldı. “Sosyal demokrasi”, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması sonucunda sadece HDP’ye yönelik bir saldırı olacağını düşünerek lehte oy verdi. Sonra kendi milletvekilleri hapishaneye tıkılmaya başladı.

O zaman da uyardık; mahallenin psikopatı Kürt çocuğu döverken sen hiçbir şey yokmuş gibi seyredersen, bir gün kaldırımda oturmuş “beş taş” oynadığın sırada hiç sebepsiz yere o yumruğu burnunun üstüne yersin, ne olduğunu bile anlamazsın, dedik.

Görüşmeler ve sözde “çözüm” sürecinde Kürt hareketinden destek bulan AKP iktidarı, Kürt hareketine saldırma kararı aldığında desteği CHP’den buldu. Ardından CHP de aynı saldırıya uğradı.

Benzer biçimde, hapishanelerdeki tecrit kuyusu “sosyal demokrasi” tarafından kazıldı ve içine kendisi de düştü. İktidarın elini güçlendiren faşizan uygulamaların destekçisi olan “sosyal demokrasi” bütün keyfi uygulamaların kurbanı olmaya başladı.

TANIDIK CELLAT MI ARAYACAĞIZ?

Şimdi eğer “sosyal demokrasi” bu berbat süreçte “Adalet” talebinden “Hapiste bize iyi davranın” talebine gerilemişse, yarın bir sonraki adımının “Celladımızı kendimiz seçebilir miyiz?” olmayacağını kim iddia edebilir ki?

Ortalama lümpen iktidarda suretini görüyor ve giderek daha da azgınlaşıyor. Arkasına bizzat azdırdığı lümpenlerin desteğini alan muktedir ise her geçen gün daha fazla hukuk tanımazlık ediyor. Seçimlere kadar bile idare edilemeyen ekonomik kriz seçim sonrasında büyük bir gürültüyle patladığında, sanmayın ki muktedir pılısını pırtısını toplayıp siyaset sahnesinden paşa paşa ayrılacak. Çok büyük bir baskı ve zorbalık dönemi yaklaşıyor.

CHP’ye tarihsel bakımdan ne kadar ihtiyaç olduğu konusunda fantastik tartışmalar yapılabilir ama CHP’lilerin aklı başında davranmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Aynı şey HDP için de geçerli. Ve -ne kadar kaldıysa- sosyalist sol için…

Neden mi?

TOPLUMSAL FELAKETE ÇEYREK VAR

Türkiye cehennem gibi bir ülke haline geldi ve ekonomik krizin olası etkileri toplumsal patlama riski yanında devede kulak kalır.

Bakın, geçtiğimiz iki sene içinde 550 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bu ülkeden ayrıldı, başka ülkelere yerleşti. Her biri aydın ve işlerinde kalifiye lise, üniversite arkadaşlarım teker teker bu ülkeyi terk ediyor. Çocuklarını kaçırıyorlar buradan. Gittikleri yerlerden hem kendi hallerine, hem burada kalan bizlerin haline üzülüyorlar. Benzer bir durum, bu satırları okuyan herkesin etrafında gözlemleniyordur.

Giden 550 bin kişiye karşılık 1 milyonu aşkın yeni nüfus Türkiye’ye yerleşti.

İki yıl içinde böyle bir nüfus değişimi ancak iç savaş ya da savaş yaşayan bir ülkede olur.

Gelenler arasında ilk sırada Afganlar, ikinci sırada Iraklılar var. Zaten sayıları 4 milyonu bulan Suriyeliler, Azeriler, diğer “Türki cumhuriyetler”den gelenler, Pakistan, Bangladeş vatandaşları onları takip ediyor. Suudiler ve petrol zengini diğer Araplar Türkiye’yi sayfiyeleri yaptı.

Gelenlerin çoğu gariban. Burada köle gibi yaşıyorlar. Hiçbir intibak programından geçirilmiyor, güvencesiz, insanlık dışı koşullarda çalıştırılıyorlar. Kadınlar fuhuşa zorlanıyor. Erkekleri mafyozların eline düşüp kurbanlık oluyor. Lümpenleşiyorlar…

Paralarıyla ne yapacaklarını şaşırmış petrol zenginleri ise, şımarık yaşam tarzlarını ve kadını aşağılayan hallerini her gün gözümüzün içine soka soka caddelerimizde yayılıyorlar. Büyük kentlerimize, hele hele İstanbul’a yeni ve rezil bir yaşam hakim oluyor.

Türkiye bu yeni binyılın başından itibaren toplumsal olarak büyük bir gerileme yaşadı ve bu gerilemenin dibi yok! Ekonomik krizin sonuçlarını tam anlamıyla yaşamaya başladığımızda, zaten milyonlarca olan işsize yeni işsiz yığınları katıldığında her şey çok daha kontrol edilemez bir noktaya sürüklenebilir.

HAKİM SINIFIN ÇÖZÜMÜ YOK

-Daha önce başka vesileyle yazdığım- Türkiye’nin vatansızlaşmış geleneksel burjuvazisi parasını Türkiye dışına çıkarıyor. Yerlerini iktidar tarafından semirtilmiş olan -kelimenin tam anlamıyla- lümpen burjuvazi ve Katar sermayesi dolduruyor. Türkiye’nin yeni hakim sınıfı “Milletin a..na koyacağız” diye ortalıkta dolanan ve sırtını dayadığı iktidar sayesinde bütün ihaleleri toplayarak dediğini bir güzel beceren yamyamlardan oluşuyor.

Anlayacağınız, yaşanan iktisadi ve toplumsal düşkünleşmeye hakim sınıfın kendi içinden -geçici bile olsa- bir çıkış bulması mümkün değil.

TEK UMUT SOLDA… PEKİ SOL NE HALDE?

Bu ülkenin tek çıkışı var: Sosyalizmin tarihsel değerlerine sarılmak. CHP’nin mensubu olduğu İkinci Enternasyonal ile yollarımız bir asırdan uzun bir süre önce ayrıldı ama onlar da bir çeşit sosyalist olduklarını söylüyor. Özgür Özel Eren Erdem’e “yoldaşım” diye hitap ediyor.

O halde, CHP’ye oy vermiş dünya kadar seçmen, oy verdikleri partinin “Bize hapiste iyi davranın” çizgisinin ötesine geçmesini, ne kadarsa o kadar “sol” bir mücadele hattı tarif etmesini bekleme hakkına sahip. Evet, merakla bekliyoruz, CHP ne diyor? Topluma nasıl bir çıkış öneriyor? Bir mücadele planı var mı?

Aynı şey HDP için de geçerli. AKP’yle görüşme ve sözde “çözüm” sürecinin “teorik” karşılığı olarak yıllarca sadece “CHP zihniyeti”ne hücum ettiler ve bugün gelinen noktada CHP ile adı konulmamış bir yerel seçim ittifakına giriştiler. Yetmez Ama Evetçi eş genel başkan ya da partinin önde gelen isimleri bu yaşanan dönüşümün bir bilançosunu çıkarmayı düşünmez mi? Başımıza bugünkü haliyle musallat olmasında “bir nebze” pay sahibi oldukları AKP’ye karşı nasıl bir mücadele planı önerdiklerini halka anlatamazlar mı? Eminim ekonomik krizi “Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit”e bağlamaktan daha yaratıcı bazı siyasi açılımlar yapabilirler.

Ve biz… Kendini sosyalist, komünist, devrimci gibi sıfatlarla tanımlayan ama o koca koca sıfatların karşılığını vermekten her gün biraz daha uzaklaşan, dibe vurmuş sol… Ortada, Birleşik Haziran Hareketi’ni, o hareketin vermesi gereken mücadeleyi genişletme basiretini gösterememiş ve dağıtmayı becermiş bir toplam var ama yine bilanço yok. Bu toplama ve bilançosuzluğa Haziran Hareketi’ne türlü bahanelerle katılmayanlar da dahildir.

Biz göz göre göre yaklaşan felakete nasıl hazırlanıyoruz?

Ortalık yüksek perdeden “sol bilirkişilik” yapan ama kişisel tarihlerinde bir trafik cezası bile bulunmayan, haliyle “kavga”yı örgütlemesi imkansız tiplerin gürültüsüne boğulmuş, sağ olsun sosyal medyamız da var, bohçacı çuvalından her gün yeni bir analizci çıkıyor, buna karşılık sosyalist solun geleneksel akımları sessiz. Ciddiyet taşıyan bir çözümleme ve proje yok. Birbirimizin yayınlarını bile okumayı bıraktık çünkü ortada ciddiyet yok.

Buna karşılık hepimiz biliyoruz, iktidarın desteğini arkasına almış halde şişinen mafyozların, Suriye’de eğitimlerini tamamlamış cihadçıların, mahalle sırtlanlarının etrafında oluşmakta olan lümpen hale, toplumsal bir kriz sırasında karşımıza faşist çeteler biçiminde dikilecek.

Peki buna karşı ne yapacağız?

Büyüklerimizden öğrendiğimiz kadarıyla, sırasıyla, faşizm teşhir edilir, tecrit edilir ve nihayet imha edilir.

Teşhir kısmını geçelim. Mevcut faşistlerin bizim teşhirimize ihtiyacı yok, kendilerini her gün teşhir edecek kadar şımarıklar.

Tecrit ve imhaya gelince… Geniş bir eylem birliği yaratıp topluma sağlıklı ve akılcı bir çıkış yolunu anlatamazsak önce günlük hayatta, sonra hapishanelerde biz tecrit olacağız, ardından direnenlerimizi imha edecekler ve yarattıkları bu cehennem gibi toplumu bütün dünyanın başına musallat edecekler. Bu esnada “tam siper” yatıp gürültü çıkarmadan felaketi atlatabileceğini zannedenler, öyle umanlar var, biliyorum. Böyle düşünenler çok yanılır.

Kusura bakmayın. Durumumuz budur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here