Çevre felaketine izin çıktı!

0

“Otomobil endüstrisinin yaratıcı gücünün AB’nin sıkı dokunmuş yasalarıyla boğulmaması benim için çok önemli bir konudur…” Almanya’nın Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Avrupa Komisyon başkanı Jean Claude Juncker’e yazdığı ve bir şekilde basına yansımış olan, dilek, talep, uyarı ve hatta tehdit gibi kavramların sınırlarında dolaşan mektuptan alınmış bir cümledir bu.

Sigmar Gabriel

Önceki haftalarda basında çıkan haberlere göre Avrupa Komisyonu 8 Kasım günü yapacağı toplantıda,

  • Küresel ısınmaya karşı gereken en önemli adımı atacak!
  • Firmalara üretimlerinin belli bir oranını elektro otomobil olarak yapma zorunluluğu getiren bir kota koyacak!
  • Otomobil endüstrisine 2030 yılına kadar uymak zorunda kalacağı en sert standartları getirecek!
  • Yeni otomobillerin salacağı karbondioksit miktarı en geç 2030 yılına kadar binek otomobillerinde 95 hafif yük taşıtlarında ise 147 miligram gibi bir düzeye indirilecek!
  • Bu sınırlamalara uymayan üreticilerden karbondioksit miligramı/araç başına yüksek para cezaları kesilecek!

ve en önemlisi de:

  • Üreticilerin bu limitlere uyup uymadıklarını tespit etmek amacıyla uygulanacak testler mühendislerin istedikleri gibi yanıltabildikleri laboratuvar ortamında değil, yol ve trafik koşullarında yapılacaktı.

Aslına bakılırsa benzeri tasarılar Avrupa Komisyonunda da, Avrupa Parlamentosunda da geçmişte zaman zaman tartışılmış, ancak her seferinde Avrupa’nın en büyük otomobil üreticisi olan Almanya’nın baskısı ile engellenmişti.

Bu doğal bir durumdur. Almanya bir yandan Avrupa’nın en büyük otomobil üreticisidir, halkının çok önemli bir kısmı geçimini otomobilden temin etmektedir, bunların yanı sıra bu ülkenin otomotiv sektörü Avrupa’nın en ağır, en büyük motorlu ve havaya en çok karbondioksidi üfleyen taşıtlarının da üreticisidir. Bu nedenle bu konuda getirilecek sınırlamalar özellikle Almanya açısından hayati öneme sahiptir.

Üstelik de 8 Kasım 2017 toplantısından hemen önce durum geçmişte olduğundan farklıydı. Hala yönetimde bulunan Merkel hükümet kurabilmek için Yeşillerle koalisyon yapmaya zorunluydu, bu konuda yapacağı açıktan bir müdahale müstakbel ve de çevreci ortağını küstürebilir, önümüzdeki dört yılı belirleyecek olan hükümeti tehlikeye atabilirdi. Bu nedenle Başbakanın elleri bağlıydı, Almanya’nın hareket alanı daralmıştı.

Hükümetlerin yetersiz kaldıkları noktada sivil toplum kuruluşları devreye girer.

Bu konuda da aynısı oldu diyebiliriz. Almanya kökenli otomobil üreticilerinin lobi faaliyetleri bir anda arttı, bir takım lobiciler Avrupa Komisyonu’nu kelimenin en gerçek anlamı ile kuşatma altına aldı. Bu kulis çalışmasında da doğal olarak Volkswagen başı çekti. Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve İspanya gibi, Volkswagen’in yatırımlarının bulunduğu ülkelerin AB temsilcileri yakın markaja alındı, bir ihtimal bu kişilere Volkswagen’in zarar etmesi durumunda neler olabileceği lisan-ı münasiple anlatıldı.

Bunlarla da kalınmadı, Alman otomobil sektörünün en önemli lobiisti Matthias Wissmann AB komisyon başkanı Juncker’in kabine sekreteri Martin Selmayr’ı telefonla arayıp doğrudan sözel müdahalede bulundu. Neyseki sonraları bu telefon görüşmesinin özel nitelikli olduğu, konu ile hiç bir ilişkisi bulunmadığı açıklandı da bir sanayi kolunun Avrupa demokrasisine bu şekilde doğrudan müdahale etmiş olması gibi korkunç bir düşünce bütün liberallerin kafalarından silindi.

TENOR GABRİEL SAHNE ALIYOR

Siegmar Gabriel gibi bir tenorun bu ‘üç kuruşluk opera’da sahne alması da işte bu koşullarda oldu. Makamına vekaleten devam eden bir dışişleri bakanı olarak Gabriel, kendi uzmanlık alanına girmeyen bir konuda, üstelik de bu denli üst bir bürokrata yazdığı tehditler kokan bu son mektupla bir anlamda maçın altın golünü de atmış oldu.

Noktasal darbenin belkide en iyi örneğini oluşturan bütün bu lobi faaliyetlerinin sonrasında Avrupa Komisyonu TV kanallarında hemen hiç yer etmeyen bir toplantı sonrasında yeni otomobillerin havaya salacağı karbondioksit miktarını 95 ve 147 miligram olarak sınırlasa bile, bu konudaki testlerin şimdiye kadar olduğu gibi laboratuar ortamında yapılmaya devamına da karar vererek sonuçta bir anlamda firmaların uzmanlarına yönelik olarak “benim mühendisim işini bilir” demiş oldu.

Üstelik te elle tutulması olanaksız esnek cümlelerle yazılmış metinde, limitlere uymayan üreticilere yönelik bir cezai uygulamadan da söz edilmiyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, herhangi bir yaptırım öngörmeyen bir “temenniler” ya da “tavsiyeler” demeti oldu.

Başka bir deyişle söylersek, büyük motorlu otomobil üreten firmaların tamamı -bunların esas ağa babası oldukları için de daha çok Alman otomobil devleri- küresel ısınmayı bir felaket haline getirmek için gereksinim duydukları yasal izni AB üst yönetiminden aldı.

Yanlış anlaşılmaya meydan vermemek amacı ile son bir söz:

Bu satırların yazarı çevre için elektro otomobillerin de bir faydası olacağını düşünmemektedir. Bir (ya da bir kaç) bireyi A noktasından B noktasına ulaştırabilmek için yaklaşık 800 kg ağırlığında bir metal yığınını da sırtında taşıması zorunlu kaldığı sürece ne çevre korunabilir ne de küresel ısınmaya engel olunabilir. Eğer yaşadığımız gezegenin bu yüz yılın sonrasında da varolmaya devam etmesini istiyorsak ulaşım anlayışını kökten değiştirmemiz zorunludur. Ancak bu da ayrı bir yazının ve AB komisyonundan onay gerektirmeyen ayrı bir devrimin konusudur.

CEVAP VER