Almanya’da kitlesel faşist saldırı! -VİDEO-

0


Eski adı Karl Marx Stadt olan Chemnitz Almanya’nın Çek sınırı yakınlarında, kasaba irisi bir kenttir. Bundan on yıl önce ilk ve son kez gittiğimde kente sadece gri bir renk hakimdi. En az elli yıldır boyanmamış (bir çoğu boş duran) yapıların cephelerinde yağmurla akmış duman izleri vardı. O zamanlar işsizliğin ülke çapında en yüksek olduğu bölgelerden birisiydi Chemnitz. Hala da öyle. Sadece sokaklarında gezmek bile insanın içinde belli bir karamsarlık oluşması için yeterliydi. Aradan geçen on yılda pek bir şey değişmemiş olmalı. Örneğin insana yapay bir iyimserlik duygusu veren crystal meth’in Almanya değil, Avrupa çapında en çok kullanıldığı kent Chemnitz’dir. Uyuşturucu nitelikli hap kullanımı ne denli ileri boyutlara ulaşmış olmalıdır ki, bundan bir süre önce kentin kanalizasyonunda ölçülebilir boyutlarda amfetamin oranı tespit edilmiştir.

İşte bu bir zamanlar Karl Marks’ın adını taşıyan kentte, 26 Ağustos Pazar günü Daniel H. adlı 35 yaşında bir Alman bıçaklanarak öldürüldü. Görgü tanıklarının ifadelerine göre katiller yabancıya benzeyen 2 erkekti.

Olayın hemen sonrasında internette “iki mülteci bir Alman kadına sarkıntılık ederken kadını korumaya çalışan 35 yaşında bir Alman’ı bıçaklayarak öldürdüler” biçiminde bir haber kontrolsüz bir şekilde yayıldı.

Holiganlar ve aşırı sağ militanlar toplanıp kentte protesto yürüyüşü başlattı. “Ölen her Almana bir yabancı” türünden sloganlar, “Sieg-Heil” naraları ve Nazi selamlarıyla süslenen bu “yas yürüyüşü” kısa zamanda bir insan avına dönüştü, faşist sürü karşısına çıkan yabancılara, esmer tenli Almanlara ve olayı görüntülemeye çalışan gazetecilere saldırmaya başladı. Kentin hemen her tarafında pogrom diye nitelenebilecek utanç sahneleri yaşandı. Normalde son derece etkin çalışan Alman polisi nasılsa birden gelişen olaylar karşısında ”etkili olamadı”.

Bu arada cinayet zanlısı iki kişi çok kısa bir zaman zarfında yakalanıp tutuklandı. Bunlardan birisi Irak’tan, diğeri ise Suriye’den gelmeydi ve ikisi de mülteciydi. Bu arada bir adliye çalışanı tutuklama emrinin ve zanlıların kimliklerinin fotoğraflarını çekip internete sızdırdı.

“Mültecilerin bir Alman kadına sarkıntılık ettikleri, bir Alman erkeğin de buna engel olmak istediği için bıçaklanarak öldürülmüş olduğu” cümlesi sosyal medyada olabildiğince sık bir şekilde tekrarlandı. Olaylar tamamıyla kontrolden çıktı, polis birden büyüyen kitle karşısında adeta “çaresiz kaldığını” itiraf etti.

Bu noktada bir kaç düzeltme yapılması gerekiyor.

Birincisi; cinayet kurbanı Daniel H. bir Alman vatandaşıydı ancak Küba kökenliydi. Nazilerin aslında Almandan saymadıkları bir adamdı. Onun yasını tutmak ya da intikamını almak için sokaklarda terör estiren faşist sürünün karşısına bizzat çıkmış olsaydı saldırıya uğrayacak kadar da esmer tenliydi. Üstüne üstlük, politik etkinliği olmamakla birlikte daha çok sola yakın bir adamdı.

İkincisi; cinayetin nasıl ve hangi koşullarda işlendiği henüz belli olmasa da olay yerinde taciz edilmiş ya da edilmemiş herhangi bir kadın yoktu. Tacize uğrayan kadın motifi tamamıyla uydurmaydı. Oysa başta AfD olmak üzere ırkçı politikacılar ve kimi basın kuruluşları sonradan sildikleri paylaşımlarında bu motifi tekrar tekrar kullanarak kitleyi kışkırttılar.

Üçüncüsü; görece küçük bir yerleşim birimi olan kentin polis gücü sayısal açıdan yetersizdi ama sahip olduğu gücün tamamını da kullanmadı. Sol eğilimli polis memurlarının kurduğu, “Eleştirel Polisler” adlı derneğin sonradan yayınladığı basın açıklamasında da yeraldığı gibi 80-100 km mesafede Dresden ve Leipzig gibi iki büyük kent vardı. En fazla 1-2 saat içerisinde yeterli bir gücü olay yerine getirmek mümkündü. Böyle bir yardım istenmedi bile. Bir anlamda polis örgütü “çaresiz” kalmak istedi.

Geleceğin tarihçileri bu olayı önemli dönüm noktalarından birisi olarak anacaktır. Chemnitz olayında savaştan bu yana ilk kez Naziler bir kenti ele geçirme girişiminde bulundu, bunda da belli bir başarı sağladı. Sonraki günlerde kent halkının ve dışarıdan gelen sol kitlenin karşı gösterileriyle kamu alanları faşistlerden büyük ölçüde geri alındı. Özellikle de demokrat sanatçıların verdiği ve bir büyük eyleme dönüşen 65 bin kişilik açık hava konseri faşizme verilen ihtişamlı bir yanıt oldu.

Yine de üzülerek kabul etmeliyiz ki, nitel bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Irkçılar Almanya’yı kendisine getirecek “sağ bir devrimden” söz etmeye başlamıştır. AfD partisinin ırkçı yöneticileri “halka (nazilere) karşı sert davranan polisleri ileriki dönemde bunun hesabını vereceklerini düşünerek hareket etmeleri” konusunda uyarmış, polisler de bu uyarıya uymuştur. Devletin güç tekeline sahip olması ilkesi Saksonya-Anhalt eyaletinde (en azından Chemnitz kentinde) delinmiştir. Faşizme karşı mücadelenin cephe hattı bizim açımızdan bakıldığında biraz daha geriye kaymıştır.

Devletin rolü

Devlet kurumları içinde, özellikle de polis, ordu ve adalet camiasında savaşın bitiminden günümüze devamlılık gösteren önemli bir Nazi örgütlenmesi zaten mevcuttur. Eski Batı Almanya’da ABD ve İngiltere’nin komünizme karşı kullanmak amacıyla hoşgörü gösterdiği bu faşist tümör birleşmeden sonra daha da büyümüştür. Batı Alman gizli servislerinden akan paralarla bir zamanlar Demokratik Almanya topraklarında kalan bölgelerde de faşist nitelikli yeraltı örgütleri kurulmuştur. AfD partisinin aday listelerinde çok sayıda polis ve adalet mensubuna rastlıyor olmamız bir tesadüf değildir. Yıllardır gizlice beslenen bir buz dağının görünen ucudur. Devlet organları ile Naziler arasında canlı bir bağlantı vardır. Bir örnek olarak söylersek kimi zaman savcıların çıkarttığı bir arama ya da yakalama emri o emri yerine getirecek ekipten önce sağ örgütlerin eline geçebilmektedir.

Özellikle altını çizerek belirtelim: Yakın geçmişte Türkiye’de yaşanmış olana benzer bir devleti içeriden ele geçirme eyleminin bu ülkede gerçekleşmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Devletin durumundan söz ederken eyaletlerin çoğunu ve federal hükümeti elinde bulunduran (merkez sağ) Hristiyan Demokrat Parti hakkında da bir şeyler söylenmesi gereklidir.

Alman merkez sağının Naziler karşısındaki sefaleti bana hep Türk merkez sağının siyasal İslam karşısındaki sefaletini anımsatır. Naziler bir mülteci yurdunu yaktığında, merkez sağ politikacılar çıktıkları televizyon programlarında kekeleyerek de olsa saldırganları aklamak mültecileri de olayın sorumlusu gibi göstermek için çaba harcarlar. Onların bu sefil halleri bana Sivas katliamından sonra katilleri haklı, ölenleri suçlu çıkartmaya çalışan Mesut Yılmaz ya da Tansu Çiller’i anımsatır. Türkçe fukarası bu iki politikacının konuştuğu, o insana sıkıntı veren berbat cümleler yeniden kulaklarımı tırmalar. Bir kadın milletvekilinin meclis yemin törenine ilk defa başörtüsüyle geldiği gün merkez sağ partilerin yerlerinden kıpırdamadan adeta donup kalmış gibi oturmaları gelir gözlerimin önüne. Kendi yaşam biçimi açısından bakıldığında modern bir adam olan Mesut Yılmaz’ın ANAP sıralarının en önünde, sanki o anda orada değilmiş gibi gözlerini boşluğa sabitlemiş halini unutamam.

Alman merkez sağının durumu da bundan farklı değildir. Kendisini Almanya Federal İçişleri Bakanı sanan Horst Seehofer adlı şahıs günlerce suskun kaldıktan sonra Chemnitz olaylarını değerlendirirken “göç bütün sorunların anasıdır” biçiminde bir cümle kurarken “Sivas olayının sorumlusu Aziz Nesin’in provokasyonudur” diyen Tansu Çiller’le aslında aynı koltukta oturmaktadır.

Türk merkez sağının tabutuna son çiviyi çakan siyasal İslamdır. Alman merkez sağının tabutuna son çiviyi kimin çakacağını da tarih gösterecektir.

Bir olayın farklı açılardan çekilmiş fotoğraflarını aktarmaya çalıştığım bu yazının sonunda Angela Merkel faktörünü atlayıp geçmemiz de doğru olmayacaktır. Alman merkez sağının Nazizm karşısında donup kaldığını söyledim. Bunun tek istisnası Angela Merkel’dir. Olayların başlangıcından henüz çok kısa bir zaman geçmişti ki, Merkel olayı net bir şekilde kınayarak tavrını belli etmekten geri durmadı. Bunu yapmasının nedeni Şansölye’nin iyi bir insan olması değildi. Nazizme karşı olması bile değildi. Merkel çizgisini bir inanç ya da prensibe göre değil, sadece hizmet ettiği alman sermaye sınıfının çıkarlarına göre belirleyen bir politikacıdır ve de muhteşem bir siyasi öngörüye sahiptir. Bütün gücünü ihracattan alan Alman burjuvazisinin çıkarları ise sokaklarda yabancı sandığı insanları kovalayan bir serseri sürüsünün çıkarları ile aynı doğrultuda değildir. İsviçre gibi bir ülke, Chemnitz olaylarının sonrasında vatandaşlarına Almanya seyahatlerinde dikkatli olmaları uyarısında bulunurken Alman sermayesinin durumdan büyük bir mutluluk duyması beklenmemelidir.

İsviçre küçüktür ama mide bulandırır.

CEVAP VER